Genelde vasat seviyeye ulaşmaya çalışan ‘yaya kalmış bir yazarın’ (s.144) romanı. Roman 1950’li yıllarda Mısır-İtalya hattında yaşanıyor. Ancak, Hıristiyanlık, ateizm, komünizm, aykırılık ve anarşizmi ustalıkla işleyen ve tüm bunları yumuşaklık ya da zararsız kelime ifadeleriyle propagandamsı bir roman havası hissettiriyor.
Kuvvetli kalemiyle, edebi ifadelerle havai bir yaşam sunan yazar, kitap içerisinde kısa bir gezi olmasına rağmen ‘çöl kitabı’ ismini aslında gizem için kullandığı düşüncesini veriyor insana. Yazarın, Mısır’ın yerel giysisi gallabiyya ve mutfağının meşhur yemeği ful’un zikredilmesi ayrıca Fatih ve Atatürk’ten bahsetmesi de okuyucunun dikkatine yönelik ilginç açılımlar ve okuyucuya kültür zenginliği mesajı göndermesinde bulunuyor. Üç ayrı bölümden oluşan ve bölümler arasında bağlantı kurmaya çalışan yazar, bölümlerden birisini kendisine olağanüstü bir fikir gibi gelen metne destan ekleyerek(s.144) sağlamış.
‘Aptes’ ile ‘müezzinler (ezana diyecek yerde)duaya başladılar’ ifadelerini/hatalarını çevirmene havale edersek, özellikle yazarın romanının bir bölümünü rüyasında gördüğüne ‘Hazreti Muhammed de buna benzer bir biçimde Kur’an’ın bir bölümünü düşünde görmedi mi?’ delil olarak getirmesi de diğer din ve kültürler hakkında boş olmadığını gösteriyor. Ancak ‘İshak’ın, babası tarafından Tanrı’ya kurban edilmesi’ (s.239) ifadesi Hıristiyan inancına göre olduğunu belirtmeliyim. İslam’a yani biz Müslümanlara göre kurban edilen İshak değil, İsmail’dir. Zaman zaman yazarın dinler arası diyalog ya da tüm dinlerin ortak yaşam vurgusunu da az da olsa hissettirmeye çalıştığını görüyoruz. Örnek: Herkes Müslümanlar, Hıristiyanlar ve ateistler kutsal Kurban Bayramı’nı kutlarlar. (s.239)
“Okunması amma da zor bir kitap” demeden geçemeyeceğim. Her seferinde “şimdi bırakacağım elimden” diyerek sayfaları çevirmek “sona ne kadar kaldı” merakından bir türlü kurtulamamak... Kitap zorlaşınca daha bir kalınlaşıyor, daha da ağırlaşıyor. Siz nereden bu kitaba düştünüz diye sorarsanız; ‘Çöl kitabı’ ismi ile ‘kelepir’ tuzağına yakalandık. Vakti boş olmayanlara diyeceğim yok. Eğer boş vaktiniz varsa siz bilirsiniz, yorumcular gibi ile de okunması gereken bir kitap diyemem, amma zaman yoksa zaten yapacağımız bir şey yok.
Alıntılar şöyle.
Fazla anı, kimseye iyi gelmez. Hüzün verir. Erkenden yaşlandırır insanı. İlk anda, anılar bir şeylere yarar gibi görünür, ama bu doğru değildir. Sonuç olarak yalnızca zarar verirler. (s.40)
Özlem başa gelebilecek en aptalca hastalıktır. (s.60)
Yaşamda özlem olmaz, yaşam gelir geçer. (s.63)
Çölde iki kişi olunca her yere, yalnız olunca hiçbir yere gidilmez. (s.66)
Çölde binlerce yıldır süren trafik, Batılıların basit değerlendirmelerine uymaz. (s.72)
İtalya ‘çizme’ denmesi, sırf Afrika’ya tekme atsın diye oraya konduğunu düşünmeden edemezsiniz, neyse ki Mısır’a ancak topuğu gelebilir. (s.81)
Melekler genelde kondukları yerde silinmez izler bırakırlar: Kur’an’da da böyle söylüyor, Kutsal Kitap’ta da. (s.115)
“İçini sarsan en küçük sarsıntıya bile dayanamayan, duygularına kapılıp sonunda duyarlılığının altında ezilen insanlar vardır.”
Kutsal kitap, …okuma isteği uyandırmak için söyledikleri gibi bir roman değil. Olsa olsa bir günlük olabilir. İnsanlar ile Tanrı arasındaki açık hesapta harcananların uzun bir listesi.(s.116)
Siz Batılılar bazı şeyleri kullanılamayacak hale getirecek kadar karıştırmakta ustasınız.(s.116)
İnsan özel bir tutkuyla sevmediği bir şeyi okurken kahve içmez. (s.117)
İyi bir yazar kesinlikle büyük bir kitap yazmalıdır diye bir kural yoktur. (s.145)
İnsanın gece gördüğü düşlerden hoşnut olması, yalnızca bir kaçış yolu değildir. Bunun bir hastalık olduğunu da söyleyebilirim. Anlattığın zaman düşler, düş olmaktan çıkıp öykü olurlar. (s.154)
Aşk bir gübreliktir efendim, içinden temiz çıkmak mümkün değil, gerçek şu ki, aşk değdiği yere zarar veriyor. (s.168)
Korku geldiğinde insana kötü bir arkadaştır, ama kalırsa iyi bir öğretmendir. (s.172)
Şişkin karın boşalır, ama boş karın dolmaz.
Yalnız başına sevinen üzüntü beklesin, ama sevinirken başkalarını da düşünürseniz asla mutsuz olmazsınız. (s.199)