6Yorum
emalre
Kitapkurdu
07.11.2016
Emine Işınsu her zaman muhteşem... Ruhunuza hitab eden üslubuyla başka dünyalara gideceksiniz.
Çepni55
Kitapkurdu
11.08.2011
1960 İhtilali öncesinde Erbil Türkmenleriyle hayatı bir şekilde kesişen ve Adnan Menderes'i desteklyen bir kadın ressam ile onun aile hayatını bir arada ele alan bir eser. Bir yanda Erbil'den göç edip gelmiş ve devrin adamı olmuş kocası, diğer yanda ise Erbil'de yaşayan bir süreliğine ziyaretlerine gelen onun amcaoğlu Tarık.
Aydın lı
06.04.2010
Emine Işınsu okumak, herzaman büyük haz veriyor. Öğrencilik yıllarımda 'Çiçekler Büyür' ü okumuştum. O güzel günleri hatırlattı bana.
izmir2023
17.04.2009
Tutsak, Emine Işınsu'nun güzel yazımıyla okumaya öğrenmeye ve düşünmeye dair bir eser. Yazar Tutsaklık sorgulamasında hürriyet ve tutsaklık arasında düşünce üretimine katkıda bulunurken Tabiki Türk Edebiyatçısı olması şuurunu yadsımayarak Türklük Ülküsünü her daim okuyucuya yansıtıyor.
halide kılınçaslan
tutsak romanı, kadının 'evli ve dul' sıfatlarının tutsaklığı merkezinden halkalar halinde genişleyerek ıraktaki türklerin tutsaklığına kadar açılan bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.Romanda, türklük ülküsü için mücadele edenlerin hür olduğu tezi öne sürülmüştür. Ayrıca romanın kadın kahramanı olan Ceren Erbilli tam bir yuvarlak karakter özelliği taşıyarak içinde bulunduğu tutsaklığın nedenlerini romanın sonunda fark eder ve aslında sınırlarını tayin edemediğimiz gerçeklikten korktuğumuzu sadece 'kafalarımızın küçüklüğü nispetinde tutsak' olduğumuz gerçeğini gözler önüne seriyor.Hür olmanın şartı ise yazara göre 'beyin, sınırların ötesindeki hakikate erebildiği, varlık da onun içine sığdırabildiğince kişi hürdür.' Tutsak, okurları tarafından beğenileceğini umduğum bir romandır. Tavsiye edilebilir.
Kül Erkin
Kitapkurdu
08.03.2008
Emine Işınsu'nun bu eserinde pek çok tutsaklığı iç içe bulacaksınız. Baudelaire'in "spleen", Ahmet Haşim'in "melal" ve Necip Fazıl'ın şiirlerinde "hafakan" adını verdiği duygular üzerine kurulmuş romanda, evvela kız çocuğunun küçüklüğündeki tutsaklığı, kadının sosyete içindeki, erkeğinse hırsının kollarındaki tutsaklığı, sonra da Türkmeneli'nin Irak'taki tutsaklığı, ezilmişliği ele alınıyor. Sosyete, çevre, şu-bu adındaki insan sürüleri içerisinde farklı olan kişiler öne çıkarılıyor. Bunlardan birisi -baş karakter- Ceren, birisi Ceren'in en yakın arkadaşı (adı aklıma gelmiyor şimdi), diğeri Erbil'de hunharca öldürülen Tarık, biri de sadece sözü edilen -o zamanlar albay olan- Alparslan Türkeş...

Ceren'in, ailesi içerisinde tutsak büyüyüşü ve evlilikten sonra da bu tutsaklık içerisinde kocasının bütün haşarılıklarına, ihtirasına, aldatmalarına göz yumması... Tarık'ın vatanının sesini "Anavatan" dediği Türkiye'de duyurma çabaları...

Kitabın başında zaten Tarık'ın asıldığı belirtiliyor. Aralıklarla Tarık'ın yaşadığı ve Türkiye'de bulunduğu zamanda yaptıklarına da değiniliyor. Kitabın sonunda ise, aynı zamanda ressam da olan Ceren'in, uzun süredir girmediği atölyesinde Tarık'ın yarım kalan portresinin üzerindeki perdeyi indirmesi ve "hah, şimdi delirecek" dedirten düşünceleri, resmi tamamlaması, dağınık kafasının içindekilerde ve Tarık'ın komunist Barzani militanlarınca öldürülüşünde çözümlenmeye gidiliyor ve bu olup bitenler, bir Türk romanında görülmeyen incelik ve çekicilikle -adeta- sahneleniyor.