Canterbury Hikayeleri
Canterbury Hikayeleri

Kitapyurdu Fiyatı: 605,00TL

Ürüne Git
45Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Canterbury Hikayeleri
Batı'nın en kanonik metinlerinden biri, Chaucer iftiharla sunar. Bazı açılardan bizdeki Dede Korkut Hikâyeleri'ne benzetilebilir, ortaçağın İngiliz dünyasının geniş bir panoramasını sunuyor. Çevirmen Nazmi Ağıl'ın gayet doyurucu giriş yazısından çarpmaya başlıyorum: Avrupa şiir geleneğini yansıtan en büyük eserlerin İngiliz kanadını temsil ediyor. Chaucer'ın A Knight's Tale'da canlandırılmış halini düşününce anlatılan hikâyeler ve Chaucer'ın metindeki halleri göz önüne geliyor hemen, metni okumadan önce filmi izlemek iyi bir hazırlık olur ki filmin senaryosu da bu metinden esinle yazıldığı için sanki hikâyelerden birini izliyormuşsunuz gibi oluyor, süper. Ağıl öncelikle Chaucer'ın yaşamını anlatıyor, soyluların himayesinde bir silahtarken savaşmak için Fransa'ya gidiyor, esir düşüyor ve bizzat kralın ödediği fidyeyle serbest bırakılıyor. Fransa'ya ikinci gidişinden sonraki yedi yıl karanlık, bu sırada İtalya'ya geçip Petrarca'yla tanıştığı sanılıyor, 1372'de. Petrarca'dan dinlediği bir hikâyeyi bu metne yerleştiriyor bir güzel. O zamanlar telif hakkı vs. olmadığı için isteyen istediğinden bir şeyler alıp kullanabiliyor veya başkasının metinlerini tekrar yazabiliyor, kendi üslubuyla. Neyse, yokluk içinde ölüyor Chaucer ama geride mirasını bırakıyor. Dryden bu metin için, "Burada Tanrı'nın bütün kulları var" demiş örneğin, ne kadar geniş bir insan örnekleminin yer aldığını düşünün. Alegorik tipler değil, kütür kütür karakterler üstelik, o çağ için süper olay. O çağın ortamına geçiyor Ağıl, diyor ki Norman istilası sonrasında mekanın yüksek tabakasında Fransızca konuşuluyor, orta ve alt tabaka İngilizce konuşsa da Fransızcayı anlıyor. Eğitim dili Fransızca ve Latince, bilim ve din alanlarında Latince kullanılıyor. Sonrasında Fransa'nın Normandiya'yı işgal etmesiyle Normanların Fransa'yla bağı kopuyor, adadaki İngiliz çoğunluğun arasında eriyorlar ve İngilizce egemen dil haline geliyor. Chaucer'ın kullandığı dil bu ortaçağ İngilizcesi olduğu için günümüzün İngilizcesinden biraz uzak ama biraz. Bunun yanında anlatılarda geçen toplumsal olaylara da değiniyor Ağıl, örneğin din alanındaki reformdan sonra "Frer" denen, yoksul halkı avutmak için durmadan gezip vaaz veren bir tayfa ortaya çıkıyor ve elemanlar asıl maksatlarını unutup vatandaşı din kisvesi altında dolandırıyorlar, toprak sahibi oluyorlar, aileleri yıkıyorlar falan, bir iki hikâyede Chaucer bu arkadaşlara bir güzel giydiriyor. Şövalyelik de eleştiriliyor bir güzel, adamlar paladin ruhunu bir kenara bırakıp dünya işlerinin peşinde koşmaya başladıktan sonra şamar oğlanına dönüyorlar, Chaucer için fırsat bu fırsat. Evlilik kurumu, kadınların toplum içindeki konumu gibi derinlemesine incelenen iki konu var, Cadı Avı arifesinde kadınların çektikleri zorluklara değinilmesi açısından önemli. Bu metnin feminist okumaları bizim üniversitelerimizde revaçtaymış, iki üç arkadaştan duymuştum. Şöyle özetlenebilir, birkaç hikâyede kadınlar şeytanlaştırılıyorlar, bazılarında da erkeklere yol gösteren erdemli ve bilge insanlar olarak anlatılıyorlar. Tamamen kadın düşmanı bir bakış açısı yok, Chaucer tebriği hak ediyor. Helal Chaucer. O karanlık, kokuşmuş ortamın bütün renklerini verebildiğin için. İnsanı o kadar gerçekçi ve doğru bir şekilde anlatabildiğin için de. Dönemin edebiyatına geçiyor Ağıl, o çağ Dante, Boccacio ve Petrarca gibi büyük şairler yetiştirmiş ve İngiltere'de Chaucer'a kadar büyük bir şair yok. Metin de yok pek, birkaç didaktik metin ve Sir Gawain'in maceralarının metni var bir tek. Chaucer güneş gibi doğuyor, bahsettiğim metinlerden de faydalanarak hikâyelerini yazıyor. Antik Yunan medeniyetinden Kelt inanışlarına kadar pek çok mitik öğeye de dokunuyor bir yandan, "çerçeveleme" denilen teknikle onca hikâyeyi birbirine bağlıyor. Burçin Erol'a göre bu tür anlatımlar Mısır'a ve Hindistan'a kadar uzanıyor, Binbir Gece Masalları'nda idamın ertelenmesi için anlatılan hikâyeler bu teknikle birleştiriliyor. Kaynaklara değinmeye devam ediyor Ağıl, Ovidius'un Metamorphoses'inden Decameron'a kadar pek çok metnin Chaucer'ı etkilediğini söylüyor. Özellikle Decameron biçimsel olarak da Chaucer'ı oldukça etkilemiş, şair uğrak bir hac mekanı olan Canterbury yolunda, Kent'te oturduğu için bir dünya insanla tanışmış, hikâyelerini dinlemiş, en sonunda da kalemi eline almış gibi gözüküyor. Hikâyelerin özetlerinde olay örgülerinden ve anlatılan konuların o zamanın toplumsal meselelerinin yansımalarından bahsediliyor, bence metnin tamamının okunduktan sonra bu özetlere bakılsa daha iyi olur. Özetleri okuduktan sonra hikâyelere girilse de olur, keyfe göre. Hikâyelerden başlanırsa genel bir giriş karşılayacak okuru, nisan ayının tatlı yağmurları altında seyahate hazırlanan hacıları tanıyacağız. "Bir kafile geldi hana, değişik / İnsanlardı her biri ve tesadüfen / Birliktelerdi Canterbury'ye gitmek isteyen" (s. 34) Chaucer her bir karakteri allayıp pullayarak tanıtıyor, örneğin Şövalye'nin Türkiye'de bir kafiri yenmek için Balat Beyinin yanında yer aldığını öğreniyoruz, bu tür şeyler. Tabard adlı bir handalar, yola birlikte çıkıyorlar, Chaucer da bu tayfaya katılıyor ve hancının yarışmasına dahil oluyor. Şu: Yol boyunca herkes iki hikâye anlatacak, böylece yol şıp diye aşılacak. En güzel hikâyeyi anlatana bir ödül vardı, ne olduğunu hatırlamıyorum. Hancı da hacı olarak yola çıkıyor bu arada, süper olay. Kısa çöpü şövalye çektiği için ilk anlatıcı olarak hikâyesini anlatmaya başlıyor. Aynı kadına aşık olan iki şövalyenin hikâyesi bu, Antik Yunan dönemine yerleştirilmiş ama Ağıl'a göre 14. yüzyılın İngiliz dünyasından da pek çok özellik taşıyor. Prensler Arkita ve Palamon esir edildikleri Theseus'un zindanlarında hükümdarın kızına aşık oluyorlar. İkisinden biri salınıveriyor -kaçıyordu veya-, diğeri tutsaklığını sürdürüyor ve kader onları karşı karşıya getiriyor, Theseus ölümcül bir savaş tertipleyip kazananın kızıyla evleneceğini söylüyor. İki prens farklı tanrıların yardımlarını isteyerek Yunan panteonunu karıştırıyor bir güzel, biri Mars'tan yardım istiyor, diğeri Venüs'ten medet umuyor. Savaşın sonunda biri prensese kavuşuyor, diğeri de onurlandırılmış bir halde öte tarafa geçiyor. Sonrasında değirmencinin hikâyesi başlıyor, kahyanın ve aşçının hikâyeleri de ara vermeksizin anlatılıyor. Genellikle kadınların katakullileri veya kurnaz olanın masumları tokatlaması anlatılıyor bu hikâyelerde, karakterler anlatılanlardan yola çıkarak alınabiliyorlar ve değirmencinin gömdüğü aşçı hemen değirmenciyi gömen bir hikâye anlatmaya başlıyor. Bu üçünün hikâyeleri tipik halk hikâyesi formunda, güldürü ve kıssadan hisse odaklı. Avukat'ın hikâyesinde egzotik Doğu medeniyetiyle Batı medeniyeti arasındaki çatışmalar, kız alıp verme sonucu kurulan ilişkilerin yıkılması ve çeşitli kandırmacalarla devletler arasında çıkan savaşlar anlatılıyor. Avukat anlatıya arada sırada dahil olarak anlattığı şeyleri derleyip toparlayıcı yorumlarda bulunuyor falan. Daha çok sabretmeyle, metanetle ilgili bir hikâye bu. Bu arada dipnotlarda Ağıl'ın başka kaynaklardan veya kendi çıkarımlarından düştüğü bilgiler var, bu hikâyedeki bir dipnotta Avukat'ın nesir dilini kullanacağını söylemesine rağmen nazımla anlatmasının Chaucer'ın karar değişikliği olduğu söyleniyor, yazar sonradan düzeltmemiş bu yanlışı. Belki de Avukat öyle söylemesine rağmen sözünde durmamıştır, olabilir. Bir dünya hikâye sıralanıyor böyle, birkaç tanesi gerçekten sinir bozucu. Örneğin eşini sınamak için akla gelmeyecek sayısız gaddarlığa başvuran bir hükümdarın hikâyesi var, tam lanet okumalık. Kadıncağız zaten yoksul, aşırı yoksul, bir de sarayda yaşamaya başladıktan sonra çocuklarının elinden alınması, üstelik eşinin başka bir kadınla evleneceğini söyleyip kendisini baba evine göndermesi derken en sonunda kafayı kıracağını düşündüm ama kadın boyun eğmekten başka hiçbir şey yapmadı, hiç. İsyan etmemesinin yanında eşinin her şeyin en iyisini bildiğini düşünerek söylediklerini bir bir yaptı. En sonunda hükümdar her şeyin bir oyun olduğunu söyledi ve kadın rahatladı, mutlu mesut yaşadılar! Neyse ki Chaucer içimizi soğutuyor ve kadınlara bu şekilde davranılmaması gerektiğini söylüyor hikâyenin sonunda, uzun uzun. Başka bir hikâyede de hükümdar eşini bilgeliğiyle doğruya ve iyiye yönlendiren, kadınların şeytan olmadığını kanıtlamak isteyen kadına yer veriliyor, bu da süper. Bathlı Kadının Hikâyesi feminist okumaların göz nuru, baş tacı. Başka değinmeye değer ne var, şey, iki hikâye nesir. Gerçi ikincisi, metnin son parçasının hikâye olduğu şüpheli, daha çok tefsir gibi duruyor. Okunsun, ne diyeyim. Dünya kültür mirası resmen.
mati47
Hezarfen
Dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birisi her kitaplıkta bulunması gereken bu kitap birbirinden güzel hikayelerle dolu.
Aykut Güngör
Üstat
Çok güzel öyküler var. İngiliz edebiyatına meraklılar için eşsiz ve benzersiz bir eser.
Veysel İbrahim Yakutlu
Kitapkurdu
Akıcı bir anlatımı var. Farklı kişilerden farklı öyküler.
İrem Özay
Yazıldığı döneme ışık tutan bir eser. İngiliz edebiyatına ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bir baş yapıt
vefakâr
Kaşif
Canterbury Katedraline yapılan hac yolculuğunu anlatan harika bir çalışma, dönemin toplumsal yapısını ve insan doğasının evrensel yönlerini çok güzel anlatmış.
boncuk mercan
Üstat
Canterbury hikayeleri diyince aklıma gelenle karşılaştığım bir olmadı o yüzden çok sevmedim ama siz şiirsel seviyorsanız okuyun derim
anarkh27
Kitapkurdu
Çok güzel bir okuma oldu.Destansı bir tat bıraktı.
Mehmet Fatih KÜÇÜK
Kitapkurdu
Her hikaye birbirinden ilginç. Zevkle okunuyor ama bir oturuşta bitmez. Birkaç hikaye okuyup ara vermek daha iyi
Berivan  Çelik
İngiliz edebiyatının baş yapıtlarından biri.
Abdurahman
Tarihçilerin üzerinde durduğu İngiliz edebiyatının mihenk taşlarından...
tosmakangel
Kitapkurdu
Geoffrey Chaucer 1340 ?-1400 yılları arasında yaşamış Shakespeare öncesi İngiliz edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. 'Canterbury Hikâyeleri' 14. yüzyılda yazılan İngiliz Edebiyatının  ilk eserlerinden biri olması bakımından Chaucer'ın büyük önem taşıyan eseridir. Chaucer, bu hikâyeleri İtalya’ya yaptığı bir seyahatte okuduğu Decameron Hikâyelerinden büyük ölçüde etkilenerek yazmıştır. Dünyanın bilinen ilk modern hikâye örneklerini içeren Decameron hikâyeleri  ile yazarın bu hikâyeleri arasında büyük benzerlikler bulunmasının nedeni de bunlardır. Eser yolculuğa çıkan hacıların birbirlerine hikâye anlatma ve en beğenilen hikâyeyi anlatan kişiye yemek ısmarlama üzerine kurulmuş. Bunun üzerine Bath’lı Kadın, Afnameci, Vaiz, Üniversiteli gibi farklı sınıf ve mesleklerden oluşan hacılar arasında en güzel hikâyeyi anlatma yarışı başlar. Ehh size de bu hikayeleri okumak düşer.
NABİ Çömez
Kitapkurdu
ykp bu seriden çıkan kitaplarını beğeniyorum. İngiliz edebiyatı öğrenme adına ve hikayeleri beğendiğim için aldım
denizmavi
Kaşif
Elimizde Ortaçağ İngiliz edebiyatının temel taşlarından biri bulunuyor. Yazar 1340 – 1400 yıllarında Londra'da yaşamış. İngiltere sarayında, parlamento üyesi, yargıç, elçi, asker, gümrük sorumlusu gibi çeşitli üst düzey görevlerde bulunmuş. 1170 yılında Aziz Thomas Canterbury katedralinde öldürülünce, buraya defnedilmiş ve mezarı her sınıftan İngiliz halkı için bir ziyaret yeri haline gelmiş. Burası bir süre sonra kafileler halinde ziyaret edilen bir hac mekanına dönüşmüş, burayı ziyaret edenlere de Canterbury hacıları denmeye başlanmış. Kitabın konusu işte bu hac yolculuğuna çıkan kafilenin konaklama yerlerinde birbirlerine anlattıkları hikayeleri konu ediyor. 630 sayfa boyunca keyifle okuyacağınız İngiliz hikayeleri, aynı zamanda İngiliz kültür temellerinin ipuçlarını da verecek size.
Serhat Aybey
İtalya için Petrarca Dante neyse Britanya için Chaucer o. Canterbury Tales içinde döneminin özelliklerini yansıtan nazım biçiminde hikayelerden oluşan efsanevi bir eser. İçeriği bakımından aynı zamanda Petrarca'nın Decameron hikayelerine de benziyor hatta bir hikaye çok büyük ihtimalle Decameron'dan alınmış. Edebiyat ve Edebiyat Tarihi açısından ilgilenenler mutlaka okumalı. Epik bir kitap..
leedem
Kitapkurdu
Youtube'da Tolkien ile ilgili bir video izlemiştim. orada önerilerde geçiyordu. merak ediyorum bu eseri :)
Reginae
Baskısı muhteşem, ingiliz edebiyatının en farklı eserlerinden biri. Hikayelerinde o kadar güzel betimlemeler var ki, klasik tarzlardan biraz daha uzak ve sizi büyülüyor.
smnr7
İngiliz edebiyatıyla ilgiliyseniz çok güzel öyküleri olan bir kitap
마이
Kitapkurdu
Anlatılan, betimlenen her karakter nasıl da ilginç ve benzersiz.. Çok severek okuduğum bir eser. Özellikle İngiliz edebiyatı öğrencisiyseniz mutlaka okumanız gerekir.
Dreamer12
İngiliz Edebiyatının başyapıtı kabul edilir bu eser. Kalınlığına rağmen şiir formunda olduğundan dolayı çok kısa bir sürede bitirebileceğiniz, akıcı bir kitap. Kesinlikle tavsiye ediyorum