6Yorum
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
13.05.2026
Tasfiye
Of. Holokost ile ilgili çok kitap okudum ama böylesini hiç okumadım. Vay canına Imre Kertesz. Ne ihtişamlı bir tanışma oldu bu böyle... Üstelik de daha çok övülen üçlemene gelmedim bile. Beni muazzam heyecanlandırdın. Macarların son Nobelli yazarı Kertesz. 1929 Budapeşte doğumlu yazar, ilkgençliğinde Nazilerin Auschwitz ve Buchenwald toplama kamplarında tutulmuş ve oralardan sağ çıkan sayılı kişi arasında yer almış. Dolayısıyla çok iyi bildiği bir yerden yazıyor: bizzat cehennemin içinden. Tasfiye’de, Auschwitz’de doğan ve yıllar sonra intihar eden bir yazarın öyküsünü anlatıyor Kertesz. Auschwitz’den çıkılabilir mi sahiden? Yahut Auschwitz insanın içinden hiç çıkar mı? Kitabın ana sorusu bu. Yazarın keskin üslubu o kadar ama o kadar lezzetli ki. Sanki acı bir yemek yemek gibi bu kitabı okumak, her cümlenin genzinizi yakma ihtimali var ama kaşığı elinizden bırakamıyorsunuz... Öyle acayip bir şey. Kurgu içinde kurgu ile başlıyor metin. Mevzubahis yazar intihar etmiş, etmeden önce de bir oyun metni bırakmış geriye. Oyunda da yazar intihar ediyor ve intiharından sonra olacakları anlatıyor. Ölümünün ardından da oyunda yazdıkları bir bir gerçekleşiyor. Oyunu bulan arkadaşlarından biri, oyunda bir kayıp romandan bahsedildiğini görünce, o romanı aramaya başlıyor ve yazarın sevgilisine, eski karısına vs gidiyor. Bundan sonra kendimizi bir aşk üçgeni, dörtgeni, beşgeni içinde buluyoruz. İlişkiler karmaşıklaşıyor, hikâye katmanlanıyor. Bu kitabı anlatmak sahiden çok zor, o yüzden çok uğraşmayacağım çünkü biliyorum ki nafile olacak. Şu diyaloğu bırakacağım sadece buraya. Umarım tez zamanda yeniden basılıp daha çok okura ulaşır. “- Bir kadınla bir erkek arasındaki savaş. Başlangıçta birbirlerini seviyorlar, daha sonra kadın erkekten bir çocuk istiyor ve o da bundan dolayı onu hiçbir zaman affetmiyor. Dünyaya olan güvenini sarsmak, yıkmak için kadına değişik işkenceler yapıyor. Onu ağır bir ruhsal krize sokuyor, neredeyse intihara sürüklüyor ve bunun farkına vardığında kadının yerine kendisi intihar ediyor. Sen sustun. Sonra adamın kadını yalnızca çocuk istiyor diye niçin cezalandırdığını sordun. - Çünkü bunu isteyemez. - Neden isteyemez? - Auschwitz yüzünden.”
AYŞİN AĞRITMIŞ
Hezarfen
30.01.2025
Hikaye bir yazarın intiharı ile başlıyor, anlatıcı iz sürüyor ve okuyucu onunla beraber olay örgüsünün içine çekiliyor tüm kitap boyunca. Kısacık ama içindeki karakterlerin tasvirleri ve duyguları o kadar güçlü anlatım buluyor ki elinizden düşmüyor sonuna dek.
mgb mgb
05.01.2019
Sonunda yeni baskısı çıktı.... Doğmayacak çocuk için dua tadında güzel bir kitap. Ölüm de bir tasfiye değil midir sonuçta
AlperC*
27.11.2018
Holokosttan kurtulmuş Yahudi bir yazar intihar eder, Tasfiye ise söz konusu yazarın evinde bulunan oyununun adıdır, roman; bu oyun ve yayınevi çalışanlarının birbirleriyle olan ilişkilerini anlatıyor. Yer yer ''oyunroman'' şeklinde de yazılmış. Kötü değil ama iyi de değil.
Yasemin Erkut
Kitapkurdu
26.01.2015
Bir arkadaş grubu.
Roman, gruptan birinin, yazar Be’nin intiharı ile başlıyor. Arkadaşı editör Keseru, yazarın kendisini öldürmeden önce bitirdiği son bir romanının olduğu inancında. Ve bu romanı bulmaya adıyor günlerini. Çünkü o edebiyata inanıyor, ‘başka hiçbir şeye değil’.
Yazar Be, Auschwitz toplama kampında doğmuş az sayıdaki bebeklerden biri.
“Yaşandı ve yine de gerçek değil. İstisna. Anekdot. Bu istisnai başarı öyküsü, genel yok etme öyküsü içinde hangi yeri alacak” diye soruyor Be. Varoluşunun ancak, “Auschwitz adındaki şifreyi çözerse” dayanak kazanabileceğini düşünerek yazıyor. Yazıyor, çünkü bu onun kendisini ifade edebilmesinin tek aracı.
Ancak bir an geliyor ve en Büyük Asilik olarak kabul ettiği, ‘Hayatta Kalma’ inadından vazgeçiyor.
Editör Keseru, Be’nin bir ‘son romanı’ olduğuna inanmakla kalmıyor, onu yazarın ayrıldığı eşi Judit’e verdiğinden de neredeyse emin. Judit reddiyor.
Babası Auschwitz’den kurtulanlardan olan Judit, onu ‘Tümüyle indirgenmiş insan, başka bir deyişle; hayatta kalan’ olarak hatırlıyor.
Arkadaşları Be’yi, Judit’i sıkıştırmaktan vazgeçirmeye çalışıyorlar. Ancak Be inadının ardındaki diğer itici gücü ağzından kaçırıyor; “Geçmişten öyle düşündüğü kadar kolay çıkıp gidemez.”
Oysa Judit kaçabilmişti. Yeniden evlendi ve iki de çocuğu var. Kaçmıştı. Kaçmadan önce, yani Be ile evliyken, asla acı veren anıları unutmuyordu. Dünya bir katiller dünyasıydı. Bu düşüncelerle neredeyse gurur duyuyordu.
Bir keresinde Judit’in yaşama isteği yine de uyanıyor ve Floransa’ya yolculuk için iki bilet alıyor. Be ise anlamıyorum, diyor, ‘bir yığın aptalın eşliğinde Floransa’ya bir gezi yapmak üzere çalışma masasından kalkacağımı nasıl düşünebildiğini anlayamıyorum’. Judit gidiyor.
Ve editör, bu kurtuluşu affetmiyor.

Romanı bayağı beğendiğim belli oluyor sanırım.
tan0006
Kitapkurdu
08.11.2006
Kitap, yazarın “Doğmayacak Çocuk İçin Dua” isimli romanının devamı niteliğinde. Kertész, “Tasfiye”de, Holocaust’un kötücüllüğünden arınmanın mümkün olmadığını, etkisini kuşaklar boyu devam ettireceğini anlatıyor.