Kürtleşen Türkler Hakkındaki Yorumlar

MCMV26
21.09.2016
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir topluma kim olduğunu unutturmanın en kesin yolu dilini unutturmaktır. Bugün Türk olduğu halde dilini unuttuğu için kendine başka etnisiteye ait hissedenler vardır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
yafyus 04.02.2008
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkiye'de Kürtleşmenin belgesel hikayesini okumak istiyorsanız, bilimsel temelli, belgelere dayanan tek kitap olan bu eseri mutlaka ama mutlaka okyunuz. Kürtçülerin yanlı yayınlarını da okuyarak alanındaki ilk ve tek olan bu eserin kıymetini daha çok anlayacaksınız.
Yanıtla
46
8
Destekliyorum 
Bildir
Cengiz Ceren 25.08.2009
Mükemmel bır kaynak yakın tarihimizin sorunlarına bakarken çok faydalı olacak bır çalışma yazarı kutluyorum
Yanıtla
9
4
Destekliyorum 
Bildir
KY-138843 15.12.2008
Kürtleşen Türkler eserinde Macit Gürbüz, etnik ayrımcılık adına Türkiye’de yürütülen bilinçli Kürtleştirme politikalarını anlatmaya çalışıyor. Kitabın giriş bölümünde Kürt tarihinin bir muamma olduğunu, çok eski tarih kayıtlarında bile Kürt ırkından ve böyle bir kimlikten bahsedilmediğini okuyorsunuz. Çeşitli efsanelere dayandırılarak bir Kürt tarihi oluşturulmaya çalışıldığını ve bunu yaparken hiçbir kayıt ve kanıta rastlanmadığının altını çiziyor. Osmanlı döneminde dağda yaşayan Türkmenlere genel anlamda “Kürdi” dendiğini ve bu ifadenin dağda yaşayan dağlı anlamında kullanılırken yıllar sonra nasıl etnik bir ayrımcılık ifadesine dönüştüğünü vurguluyor. Buraya kadar eser hakkında olumsuz bir izlenim ve yazarın objektifliği konusunda bir tereddüdüm olmadı. Ancak ilerleyen bölümlerde Yavuz Sultan Selim’in, bugün ızdırabını hep beraber yaşadığımız bölücü terörün temelini attığına dair iddia ve bu iddianın sayfalarca işlenmesi kitabın yazılış amacını da sorgulamama sebep oldu ister istemez. Yavuz Sultan Selim’in ve genel olarak Osmanlı’nın Türkleri adam yerine koymadığının altını çizmekte ısrar eden Macit Gürbüz, Kürtlere tanınan hak ve özgürlükler nedeniyle o dönemler çoğu Türkmen’in farkında olmadan Kürtleştiğini ispatlamaya çalışıyor. Türklere uygulanan baskılar, vergi yükleri ve zulümlerin Kürtlere uygulanmadığını, bu nedenle de bu baskı ve zulümden kurtulmak için bölgede insanların Arabım ya da Kürdüm dediklerini ve göç ettiklerini falan yazmış. E o zaman bende Macit Gürbüz’e soruyorum:



Hem Osmanlı’nın dağda yaşayan Türkmenlere “Kürdi” dediğini yazacaksın. Sonrada Türkmenlere zulüm ve baskıdan bahsedeceksin. Ortada bir baskı ve zulüm varsa devlet kendi ifadesi ile dağlı Türkmenlere de aynı baskıyı neden yapmasın? Burada kendi tarihi geçmişini kabullenmeme, Türklüğü Osmanlı’dan tamamen soyutlama gibi bir siyasi görüş var.



Macit Gürbüz ilerleyen bölümlerde bugünün Türkiye’sinde Kürt kimliklerini ön plana çıkaran illerde; kullanılan dil, aidiyet hissi gibi istatistikler sunmuş. Burada amaçlanan sonuç; Türkiye’de zannedildiği ya da zannettirildiği gibi bir Kürt kimliğinin olmadığı. Kitabın konusu açısından gerekli bir bölüm. Ancak burada istatistikleri verilen iller: Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Batman, Şırnak ve Kilis.



Bingöl, Van, Bitlis, Ağrı, Hakkâri, Tunceli gibi Kürt kimliğinin yoğun olarak hissedildiği bölgeler istatistiklerde yer almıyor. Bu nedenle bu istatistiklerin genel sonuçları da objektiflikten uzak. Malatya’yı istatistiklere koymayan Macit Gürbüz, Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığını Kürtlerin her türlü haklara sahip olduğunu anlatmaya çalıştığı bölümlerde kullanmış nedense.



Yani özetle kitap emek verilmiş, araştırılmış bir eser olmasına rağmen özünde bazı konuları es geçerek soruna objektif yaklaşmamış bana göre. Evet, Kürt diye bir kimlik olmayabilir. Ama bizim Kürt diye kabul ettiğimiz insanların yoğun olarak yaşadığı şehirlerdeki devlet politikalarını sorgulamamız gerekiyor. Kitap bunu yapmayıp sadece Kürt kimliğinin tarihine odaklansaydı daha başarılı olurdu bence.
Yanıtla
20
12
Destekliyorum 
Bildir
cazim 11.03.2008
Bu kitap hak ettiği ilgiyi göremedi bence. Sanırım Yayınevi iyi tanıtamadı. Sadece okur beğenisi ile kitaplar çok satar listelerine giremiyor. Ben herkese tavsiye ediyorum. Okuyanı kesinlikle pişman etmeyeck bir kitap.
Yanıtla
10
4
Destekliyorum 
Bildir
KY-409809 08.05.2007
Gerçekten de bu çok çabuk asimile olma olayı bizim için çok kötü.Çok kimse bilmez şu anki Macarların Orta Asya Türk'ü olduğunu. Zamanla hristiyanlaşmışlar ve kendilerini Hıristiyan Türk olark görmüşler.En sonunda da Avrupa ırklarının baskısıyla ve siz şusunuz laflarına kanarak Türklüklerini yitirmişlerdir. Batılı diye tair edebileceğimiz milletler de Türkiye gibi güçlü bir ülkeyi, potansiyeli yüksek bir ülkeyi zayıf ve kontrol altında tutabilmek için bazı Türkleri, acı çekmiş ezilmiş kesimin bazısını "sen o millete ait değilsin" "sen kürtsün" şeklindeki telkinleriyle Türklüklerinden uzaklaştırma yoluna gitmiştir ve açıkça görülüyor ki bu Alicengiz oyunları da tutmuştur.Yazık bu millete....
Yanıtla
15
3
Destekliyorum 
Bildir
H.B.S 22.02.2007
Kitapta haklı olunulan yerler var tabiki. Türkler aslında eşi benzeri olmayan bir ırk olmasının yanı sıra başka birşeylere benzemeye ve ornek almayı çok seviyorlar hep batı etkisi var uzerlerinde bundan yola çıkarak yazılmış bir eser diye duşunuyorum
Yanıtla
8
5
Destekliyorum 
Bildir
organik26 20.02.2007
'Tarihte Türkler kadar çabuk asimile olan başka bir millet tanımadım'. Merhum Alpaslan Türkeş böyle diyordu. Merhum Prof. Dr. Mehmet Eröz ise, Pozantı ilçesi yakınında 'Kürt köyü' diye gösterilen üç köye vardığında, halkın tamamen Türkçe konuştuğunu, ama belli ki Osmanlı'dan beri hırpalanmışlığın verdiği buruklukla 'Eskiden Tiirktük, şimdi Kürdük' dediklerini içi yanarak naklediyordu.
Hiçbir etnolog dili etnik işaret olarak kabul etmez. Eğer dili etnik işaret kabul edersek, İbranice bilmeyen Musevileri, Ermenice bilmeyen Ermenileri, Çerkesce bilmeyen Çerkesleri nereye koyacağız? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ayrı şey, Türk olmak tamamen başka bir şeydir. Çünkü Türk olunmaz, Türk doğulur. Aynı şekilde Kürt olunmaz, Kürt doğulur. Herhangi bir insanın herhangi bir dili konuşuyor olması, onun o dili konuşan halktan olmasını gerektirmez.Okuma yazma bilmeyen halkların çok çabuk dil değiştirdiklerini kaydeden Rus tarihçisi Gumilev, muhatabına şöyle diyor ve eserinde: 'Pekâla, dedim kendisine, benim anam çocukluğunda altı yaşına kadar Fransızca konuşmuş, Rusçayı ise daha sonra okula başlayıp, sokaklarda kız arkadaşlarıyla oyun oynarken öğrenmiş. Demek o günlerden sonra Fransız değil, Rus olmuştur. Peki bu durumda altı yaşına kadar Fransız mıydı? .. İrlandalılar 200 yıl boyunca kendi dillerini unutarak İngilizce konuştular, ama sonra isyan edip İngiltere'den koptular..

çok güsel bir kitap zaten banada teyzem tavsiye etti
Yanıtla
21
8
Destekliyorum 
Bildir