Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
@derkenar Tarafından Yapılan Yorumlar
Elime başka kalem alınca yadırgamaya başladım. Sanırım bağımlısı oldum bu kalemlerin. Kullandıkça kullanasım geliyor. Sade rengi ve şekli bence son derece havalı. Ayrıca güzel ve kolay yazılıyor.
Yetersiz ve kullanışsız buldum kendisini. Keşke cihaza verdiğim paraya bir iki kitap daha alsaydım, boşa gitti...
Sipariş ederken, içeriğin, kitabın ismindeki kavramların popülaritesi ve ağırlığı altında ezileceği hissine sahiptim ama yanıldığım için mutluyum. Akademik dille yazılmış olmasına karşın anlaşılması zor olmayan eserde ufuk açıcı çok sayıda tespit var. Ana ekseni, laiklik nedir, nasıl ortaya çıkmıştır, laik anlayışın oluşumunda Yunan felsefesi ile Roma hukukunun etkisi, Rönesans, akılcılık, aydınlanma süreci ve İslam'ın laiklikle neden uzlaşamayacağı olan eser bir çırpıda bitiyor. Ayrıca, yazarının Malezyalı olması sebebiyle çok aşına olmadığımız bir coğrafyadaki Müslüman bir entelektüelin İslam üzerine düşüncelerini okumak çok keyifli...
Yakın tarihe dair okunması gereken "muhalif" kitaplardan. Komplo teorisiymiş gibi gözüken bir çok iddianın günümüze yansıyan izlerine bakınca hiç de öyle yabana atılacak sözler olmadığı anlaşılıyor ve kitabı okudukça bazı şeylerin daha çok farkına varılıyor. Örneğin, DP'nin aslında CHP'nin farklı bir yansıması olması... Kitapta bu durum, "adları farklı olsa da ikisi de aynı şey" diye anlatılıyor. Uygulama ve siyasetlerine bakıldığında bu tespitin hiç de yanlış olmadığı görülüyor. CHP döneminde kabul edilen yasa ve anlaşmalar aynen devam ediyor. Ayrıca İmam-Hatip ve diğer dinî okulların ABD'nin icâzetiyle CHP döneminde başladığı vurgulanıyor. Kitabın ortaya koyduğu diğer iki önemli husustan biri, demokrasi bahanesiyle liberal politikaların ülkeye yerleştirilmesi. Diğer önemli husus da, aslında diktatör özellikleri barındıran ve sergileyen devlet erkânının nasıl da demokrasi hastalığına tutularak Batı yağdanlığına soyunması. Menderesin hayatına mal olan olayların aslında Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayan İnönü-Bayar çekişmesinin bir yanının olması da ilginç bir ayrıntı. Gerektiğinde birbirilerine siyasî jestler yapan bu ikilinin başta ABD olmak üzere Batı'nın diğer emperyal devletlerine ödünler verdiğini, kaypak bir politika izlediğini görüyoruz. Tüm yaşananların II. Dünya Savaşı'ndan sonraki konjonktürel bir "gereklilik ve acizlik" olduğunu ortaya koyuyor kitap. Resmi tarih bir kez daha çuvallıyor. Saf, dindar, muhafazakâr, acılardan bıkmış Anadolu insanının farklı açılardan aldatılmasının anlatıldığı eser, II. Dünya Savaşı sonundaki "Çift Kutuplu Dünya" ayrışmasında Türkiye'ye verilen "rölün" anlaşılmasına katkı sağlıyor. Hem Müslüman hem de Batı değerleriyle donanmış bir ülke imajı oluşturularak, diğer Müslüman ülkelere örnek olarak sunulan Türkiye halkının, giderek yükselen ve mevcut politikalarla engellenemeyen dindarlığı da durdurulmuş ve kontrol altına alınmış oluyor böylelikle. Bana göre kitabın anlattığı en can alıcı gerçek, Menderes'i ne övenlerin ne de yerenlerin tam ve doğru olarak tanımadığı ve anlamadığı gerçeği. Oysa ABD, hem İnönü-Bayar ilişkisini, hem Menderesi hem de bu iki kesimi tanıyor, anlıyor ve ona göre politikalarını belirliyor olması...
Kitabın yarıdan fazlasını kapsayan ilk bölümünde İhvan-ı Müslim'in kuruluş (1928) aşaması ile birlikte hem Mısır'ın hem de yakın coğrafyanın siyasi ve toplumsal yapısı analiz edilerek, Hasan El Benna'nın nasıl bir hareket yöntemi izlediği ele alınıyor. Zaten Hasan El Benna, şehit edilinceye (1949) kadar da İhvan üzerinde tek söz sahibi ve otoritedir. Dikkat çektiği nokta, Hasan El Benna'nın anasayal ve parlementer sisteme karşı çıkmamasının yanı sıra çok partili sistemi de tasvip etmemesidir. Sonuç itibariyle, yazar, İslam ile demokrasi arasında benzerlikler ve uyuşan yönlerin olduğunu söyleyerek aslında İslam'ın kesin bir dille herhangi bir yöntemi şart koşmadığını ispatlamaya çalışıyor. Diğer yandan, evrensel bir hilafet makamının ve tüm ümmeti kapsayacak üst düzey bir siyaset ve sisteminin mümkünün dışında olduğunu sözlerine ekliyor. Peygamber Aleshisselam'ın tebliğiyle birlikte oluşan, -ki bu yönüyle aslında var olan ve ilk dört halifenin seçiminde kendini gösteren metodolojinin geliştirilemediğini beyan eden müellif, bir Müslüman olarak demokrasiyi içselleştirdiğini açıkça söylüyor. Kitabın ikinci bölümü farklı konulardaki makalelerden oluşuyor ve yine katkı sağlayıcı. Yazarın bakış açısını gerekenden fazla Batı merkezli modernist bulduğumu söyleyebilirim. Buna rağmen epey faydalandığımı da da eklemek isterim. Kitabın ismi içeriğini ortaya koyan küçük bir özet. Kısacası okunası değerli eserlerden...