Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

@derkenar Tarafından Yapılan Yorumlar

17.09.2012

Son derece faydalandığım bu eser için "Kelepir Kitap" uygulamasından dolayı Kitap Yurdu'na teşekkür ediyorum.

Genel bir söyleyişle, eser, Sâd'i Şirâzî ve İbn-i Teymiyye'nin, Müslüman birey/toplum analizi, devlet yapısı, iktidâr, gerekliliği, meşrûluğu ve İslamî açıdan kaynakları üzerine düşüncelerinin açılımı ve karşılaştırılmasından oluşuyor. Dikkati çeken nokta, kitapta analizi yapılan iki farklı Müslüman profilinden Sâd'i Şirâzî'nin İranlı (Fars/Pers) olup Şia geleneğinden gelmesi ve İbn-i Teymiyye'nin (Harran doğumlu olsa da) Mısır'lı addedilip Ehli Sünnet çizgisinden olması. Yani, İslam coğrafyasının iki farklı bölgesinde yaşayan ve günümüzde de ana damarlarından ikisini temsil eden iki farklı yapıyı karşılaştırıyor müellif. Buradaki önemli husus, bu iki önemli paradigmanın etnik, kültürel, dilsel, mezhepsel açıdan farklı ama aynı dinin müntesibi olması ve bu iki farklı Müslüman profilinin analizinin ortaya konulmasıdır. Bana göre diğer bir önemli husus da, İbn-i Teymiyye'nin yaşadığı dönem başta olmak üzere bir çok İslamî cemaat ve mezhep tarafından kıyasıya eleştirilmesi, yerilmesi hatta tekfir edilmesine rağmen bu esere alınmış olması. Açıkçası, önceden (İbn-i Teymiyye'nin, çeşitli çevreler tarafından kasıtlı olarak 'hakîkâtli' anlaşılmak istenilmesinin engellendiğine dair) oluşan ve hakkında okuduğum her eserle pekişen düşüncem bu eserle yerini daha da sağlamlaştırdı. Sâd'i Şirâzî ve dahil olduğu 'uysal' ve 'duygusal' çizginin, hem Müslüman birey hem de İslamî toplum açısından bir çok sakıncasının olduğunu teyit ediyor kitap. Bu fikrin doğruluğunu tarihsel perspektifi de göz önüne alarak analiz ettiğimizde rahatlıkla görebiliyoruz.

Eserle ilgili eleştirim, analizi yapılan iki kişiden birisinin (İbn-i Teymiyye) din alimliği, diğerinin (Sâd'i Şirâzî) edebiyatçı kimliğiyle öne çıkışı diyebilirim. Dünya ve ahiret hayatına İslamî bir bakış ve inşaası açısından doğru tasavvurun önemini daha net anlamamıza yardımcı olabilecek bir eser. Ayrıca sosyolojiye ilgisi olan her bireyin okuması tavsiye edilir...
11.09.2012

Akademik dille yazılmış bir kitap. Araplardaki kavmiyetçilik algısını ve İslam düşüncesinin bu algıyı izole ederek cemaate dönüştürmesini ele alan eser ayrıca, İslam'ın esasında ümmet bilincini öncelediği de belirtiyor. Yazar, Şiilik eleştirisinde Ehl-i Sünnet çizgisini takip ederek açık açık safını belli ediyor. Ayrıca sadece mezhepsel cemaatlerin ele alınmadığı eser ekonomik yapılanmalara da değiniyor. Cahiliye devri kavmiyetçilik düşüncesi ve köklerinin cahiliye devri sonrasında nasıl ve neye evrildiğini analiz etmek isteyenlere tavsiye edilir...
31.08.2012

Dikkat çektiği konular önemli olmakla birlikte hacminin küçük olması buruyor insanı. Derin analiz arayan okuyucular aradığını bulamayabilir. Zirâ, yazar konuya sadece zemin hazırladığından üzerinde düşünüp sonuca varmak okuyucuya kalıyor. Günümüz İslamî algısı üzerine kısa ve nokta atışı okumalar yapmak isteyenlerin alması tavsiye olunur...
10.02.2012

Daha çocukken duyduğum ve merak ettiğim şey bu kitabın isminin neden 1984 olduğuydu. Neden 1975 veya 1990 ya da 2001 değildi de 1984'tü. Daha sonra öğrendiğimde hoş bir nüans olarak hafızamda kalmıştır. George Orwell 1984 kitabını 1948 yılında tamamlamış ve o yılın son iki rakamını ters çevirerek kitabına 1984 ismini vermiş. İngiliz asıllı olan Goerge Orwell II. Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında -büyük ihtimalle de o zamanın oluşturduğu acılı ve ağır psikolojiyle- eşine az rastlanır bir eser ortaya koymuş. Kitap, gelecekte ne olabilirin tahmininden ziyade geleceğe (bu güne) dair bir kehanet olarak ele alınmalı. Orwell'e göre insanlar oluşturulan yeni, yapay bir dille iletişim kurmaya zorlanacaktır. Tarih içerisinde istenmeyen olay ve kavramlar hatta kişiler sistemin istediği şekilde değiştirilerek yeni bir tarih yazılacaktır. Böylelikle insanlar tarih bilincinden yoksun bırakılarak düşünme yetilerinden kopartılacaklardır. Sokakta, evde, işte kısacası her yerde bulunan dev ekranlarla sürekli gözlem altında tutulan insanlar kontrol altında tutulacaklardır. Bu baskı ortamında bulunan ve geçmişinden koparılmış insanlar, hafızalarındaki bilgiler silinerek insanlar daha düşünmeden pasifize edilmektedir. Tüm bunlar yapılırken sistemin propagandası ve tarih ile diğer ülkeler üzerindeki dezenformasyon devam ederek sistemin devamlılığını sağlanmış olacaktır. Bu kitabın, yine İngiliz asıllı bir yazar olan Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya adlı eseriyle peşpeşe okunmasında fayda var diye düşünüyorum. Zira Huxley de Cesur Yeni Dünya adlı eserinde geleceğe dair öngörülerde bulunmuş bir yazar. Bu iki kitap arasındaki fark; Orwell insanların zorla ve baskı sonucu pasifize edilerek kontrol altında tutulacağını söylerken Huxley bunun tam tersinin olacağına dair kehanette bulunmuştur. Yani Huxley'e göre insanlar gelecekte (Huxley, 1932 yılı itibariyle Orwell'in 1984'ünden daha önce yazmıştır Cesur Yeni Dünya'yı) kendi istekleriyle ve eğlendikleri düşüncesiyle baskı altında tutulmadan kontrol altına gireceklerdir. Bu günün gerçekleriyle ilişkilendirerek okumak keyif verici. Küçük bir parantez açmak gerekirse, romandan senaryolaştırılan hemen hemen bütün filmlerin romandaki etkiyi ve tadı vermediği önemli bir gerçek. 1984 filmini de aynı kaderi paylaşan eserlerden. Romandaki bütünsellik, imgesel zenginlik ve çok boyutluluk aynı oranda yansıtılamamış. Filmini illa izleyin diyemem ama filmini izleyenler eğer okumadılarsa mutlaka kitabı okumalılar diyebilirim. Parantezi kapatıp ayrıca herkesin okumasını tavsiye ediyorum...
09.02.2012

Franz Kafka bir yere mal edilmeden, tanımlanmadan, betimlenmeden okunmalı. Eserleri arasında belki de en "vurucu" olanıdır Dönüşüm. Kafka'nın tüm eserlerinde karşı konulamaz bir çekicilik var. Dışarıdan bakıldığında karanlık ve karamsarca görünen ama aslında inanılmaz ışıklarla donattığı iç dünyasında müthiş bir seyahate çıkıyorsunuz Kafka'nın. Dönüşüm de onlardan biri. Eseri okurken, Kafka'nın gönderme yaptığı şeyin tam da içinde yaşadığımız, kapitalizmin orta yeri yani "modern dünya" olduğu öyle net anlaşılıyor ki şaşkınlık ve hayranlık bir arada seyrediyor. Kapitalizmin, dokunduğu her insanı "böceğe dönüştürdüğü" acı bir gerçek olarak duruyor karşımızda. Hala okumayan varsa kesinlik tavsiyemdir...