Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Ayhan Ersoy Tarafından Yapılan Yorumlar
III - Okurun resim, müzik, sinema, edebiyat, kısacası sanat ve tarih, din, bilim, felsefe, Japon ve Uzak Doğu kültürü gibi konulara yakınlık derecesi ne olursa olsun Murakami'den sonra bu alanlarda hatırı sayılır okumalar, araştırmalar yapma isteğinin oluştuğu bir gerçek. Bu alanlarda bilgi sahibi olmak yetkin bir genel kültür seviyesi açısından önemli, ancak hayat denilen bütünün içerisinde rutinler de ciddi paya sahip. Hal böyle olunca Murakami'nin tekrarlara veya görece uzatmalara başvurmasında yadırganacak bir husus yok, tıpkı sıkıcı da olsa her gün yapmak zorunda olduğumuz biyolojik faaliyetler gibi. Ön planda kahraman dişlerini fırçalıyor, ancak pikapta "Richard Strauss-Güllü Şövalye" çalarken bu iş sıradanlığını ve yavanlığını kaybediyor. Kısacası yazarın günlük rutin eylemlerimizi anlatması hayatın ritmine ve akışına ortak, onun doğal bir uzantısı olduğumu ve bu sayede ondan dolu dolu haz aldığımı hissettiriyor.
II - Kişinin gerçekte fiilen yaşadıkları ile hayalleri arasında daima net bir ayrım bulunur. Bu iki dünya arasında karşılıklı bir akış mevcut; hayaller gerçekleştikçe, çekilmez hale gelebilen yaşamdan tatmin düzeyi de orantılı olarak yükselir. Söz konusu akış, iki dünyanın basınç değerlerini dengelerken insanın kendini gerçekleştirmesine de hayatî katkı sağlıyor. Tam bu noktada Murakami devreye giriyor ve bahsi geçen mekanizmayı işletmek noktasında bir harikaya imza atıyor : gerçeklik ve gerçek dışılığı ayıran görünmez cidarı ortadan kaldırıp basınç farklılıklarını yok ediyor, her iki tarafın aslî unsurları birbiri içerisinde asimile hale gelirken insan diğer yarısıyla kucaklaşıp sulh tesis ederek "insan" olmanın tadına varıyor. Bu şekilde bilinç ve bilinçaltım ateşkes akdederek dingin ve aşkın bir hissiyata kavuştuğumu söyleyebilirim.
Yazarın bitirdiğim üçüncü kitabı oldu. Bu okuduklarımı bir potada eritmek hiç de zor değil, zira ortak ögeler, hatta pasajlar sayesinde Murakami kurgusal karakter ailesinin farklı üyeleri baştan sona bütünlük arz ediyor. Kitap bitti, ancak sıradakiler var olduğundan gerçek tükeniş ve bundan kaynaklı tasalanma hakkımı Murakami yolculuğunun sonuna saklıyorum. Yazarın eserleri için metafor kullanacak olsam "kek" derdim, ucundan tadına bakanın tamamını mideye indirmeden kendini tutamaması olayı.
Yazarın "Sahilde Kafka"dan sonra okuduğum ikinci romanı ve sonuç, psikodiyaliz olarak adlandırabileceğim bir etki. Murakami'nin dünyasına kitapları vasıtasıyla bağlanmak ruhumu birikip atılamamış, istenmeyen çer çöpten arıtıp psikolojik bir hafifleme, ferahlama ve detoks etkisi yaratırken farkındalığa yol açarak bakış açısını onarıp yeniliyor, yeniden doğmuşçasına bir aydınlanma sağlıyor, hayat kilometre sayacını âdeta sıfırlıyor. Detaylı çözümlemeler sayesinde psikolog seansına katılmış gibi kendime dışarıdan bakmaya olanak verdi, kendimi tanıma ve benliğimle yüzleşme anlamında ayna tutup terapi işlevi de gördü diyebilirim. "İnsan insana muhtaçtır" sözünü "İnsanın olmadığı yerde iyi ki kitap var" şeklinde esnetmek hadsizlik olmasa gerek.
Kitaptan "Sözcüklerle anlatmaya kalksak bile, orada olan şeyi doğru haliyle anlatamayız. Gerçek yanıt, sözcüklere dökülemeyecek bir olgu çünkü." kısmını alıntılayarak diyorum ki Amerika ve Avrupa menşeli yazarlardan sonra ilk kez Uzak Doğu'ya uzanmakla ilgi ve algımın yeniden yapılandırıldığını, ruhumun sıkıcı ve boğucu günlük gündemlerin toksik etkisinden arındığını, kitapla temas süreleri boyunca bilinen boyutun dışında astral seyahat yapmış gibi hissettim ve kitap bitince, sinema salonundan çıkıldığında gözleri ışığa alıştırmaya çalışmak gibi normal dünya ayarlarına dönmekte güçlük çektim. Hiçbir olumlu ya da olumsuz yorumun kitabın gerçekteki değerine etki edemeyeceğini düşünüyorum; buna göre kitabın herkeste uyandırdığı izlenim tamamen öznel deneyimden öte bir anlam taşımayacaktır. Azamî fayda ve lezzet için önyargısız ve klişesiz okuma dilerim.