Suç ve Ceza, Satranç, Kürk Mantolu Madonna, Erguvan Kapısı, Sevdalinka, Unutma Bahçesi gibi tadı damağımda kalmış eserlerin yanı başına, dört ciltlik iri gövdesiyle, Yaşar Kemal’in Adana topraklarından dünyanın pek çok memleketine yayılmış “İnce Memed” efsanesi yerleşiverdi. İnce ama cesur Memed; köy köy, dağ dağ, gece gece, ova ova dolaşırken beni de peşinden sürükledi.
Bu Türkçe efsanesi romanın ciltlerini elime alınca derhal arka kapağı inceledim. Burada, Memed’in şaşmaz kurşunlarının hedefleri yazıyordu. Ve heyecanla romanı okumaya başladım. Arka kapaktaki ölümlerin vakit kaybına mahal vermeden gerçekleşmesini ümit ederek okumamı sürdürdüm. Ağalar halka zulmediyor, genç kızlar, çoluk çocuk sahibi kadınlar ağaların adamları tarafından dağa kaldırılıyor, milletin ekmeği zorla elinden alınıyor, köylüler mütemadiyen bir yerlere sürülüyor, kavruk topraklara can veren serin sulara set çekiliyor, köylerde yaşamın devamı için gerekli keçi, koyun, öküz, at ne varsa toplatılıyor, köy meydanlarında genç yaşlı bütün millet falakaya yatırılıyor, ağası, babası, kaymakamı, askeri, muhtarı, yüzbaşısı bir olmuş kim daha çok acı çektirir yarışına girişiyor… Fakat arka kapaktaki beklenen haber bir türlü gelmiyor!
İnce Memed’im ince ince, kara kara düşünüyor: “Abdi gidecek yerine Hamza gelecek, Hamza gidecek yerine başka Hamza gelecek, o gidecek yerine bir başkası gelecek…”. Bin düşünüp bir vuracak belli. Düşünüyor. O gidecek bu gelecek, bu gidecek şu gelecek, giden gelen eksik olmayacak. Düşünüyor. Koşuyor, sığınıyor, içi yanıyor, dikenler ayaklarına batıyor. Düşünüyor. Ama arka kapakta müjdelenen haber gelmiyor!
Ruhu ipince Memed geçmişini anımsıyor, çocukluğuna gidiyor, her şeyin ne kadar değiştiğini hayretle idrak ediyor, üzülüyor, “gidecekler, gelecekler, ne değişecek?” sorusunun çıkışını arıyor. Saklanıyor, dağların doruklarından damların kuytularına kadar her yerde, küçük bedenini daha da küçültüp bir kenara büzülüyor. Ama arka kapaktaki beklenen haber yine gelmiyor.
Vuruluyor Memed’im, başka eşkıyaların kollarında ve karanlık ve soğuk mağaralarda şifa arıyor, Hürü anası gelip buluyor onu, kutsal dedikleri her şeyi bilen yaşlı ama Hürü anadan genç duran kadını getiriyorlar Memed’e, onu iyi etmesi için, iyi ediyor da. Memed her şeyi göze alıp basit bir köyde, basit bir yaşamla tanışıp eşkıyalığı bırakmak istiyor, dağa çıktığından beri ilk defa tüfeğini, mermisini, bombasını yanına almadan iniyor Hürü anasının evine. İniyor Memed’im, silahsız, savunmasız… Ama arka kapakta beklenen haber bir türlü gelmiyor.
Memed’im sessiz, düşünceli, durgun, vurgun… Ve dolgun. Evet, İnce Memed, köylünün durmadan değişen biçimsiz fikir tartışmaları arasında boğuluyor, düşünmemek istiyor, aldırmamak istiyor, ama elinde değil, ve doluyor zavallı. Bir kenara koyduğu tüfeğini, mermisini, bıçağını, bombasını giyitlerinin üzerine estetik biçimde iliştirip arka kapaktaki beklenen haberi gerçekleştirmek üzere yola koyuluyor.
Sayfalar dolusu mülahazalarla, serim, düğüm, çözüm fasıllarıyla, ince, uzun, bazen kısa tasvirlerle süslenmiş, okuyucuyu çekmek diye adlandırılabilecek renkli yol artık nihayete eriyor. Memed’imin korkusuyla evini barkını taşımış, parasının büyüklüğünün tersine, insanlık namına küçülmüş ağalar, beyler İnce efsanenin kurşunlarından kaçamıyor. Ve arka kapaktaki beklenen haber geliyor.
Ve ben, arka kapaktaki beklenen haberin üç beş sayfayla anlatılıp bitirilmesine sinirleniyorum. Öyle ya, kaç yüz sayfa bekledik. Zalim ağamın ölmeden önce biçimden biçime girmesini, küçülmesinin derecesini tüm detaylarıyla bilmek isterdik!
Yaşar Kemal’im yazmış, İnce Memed’im doğmuş, İnce Memed’im daha çok yaşar… Hayallerine sağlık Kemal Yaşar.