Toplam yorum: 3.285.218
Bu ayki yorum: 6.744

E-Dergi

osmanarsin Tarafından Yapılan Yorumlar

14.07.2013

Mehmet Âkif Ersoy, Türk şiirinin kilometre taşlarından biridir. Sadece, İstiklâl Marşı’mızı kaleme almış olması bile onun kelime ustalığını açıkça ortaya koymaktadır. Böylesine büyük bir şairin tanınması; sanat anlayışının, edebî duruşunun, üslûbunun anlaşılması, yorumlanması önem taşımaktadır.

“Millî Şairimiz Mehmet Âkif” adlı eser bizlere, Mehmet Âkif Ersoy’u pek çok yönüyle tanıma fırsatı sunar. 118 sayfalık eser, yazı boyutu ve yazı stili ile ilkokul ve ortaokul öğrencilere hitap etmekle birlikte toplumun her kesimi tarafından rahatlıkla okunabilir.

Âkif’in çocukluğunun anlatıldığı bölümlerde, anne babaların çocuklarıyla nasıl ilgilenmeleri gerektiği konusunda fikir sahibi oluyoruz. “Mahalle Mektebinden eve döndükten sonra annesi Mehmet Âkif’i yanına oturturdu. Bir yandan saçını okşar bir yandan da oğluna günün nasıl geçtiğini sorardı. O, heyecanla günün önemli olaylarını özetlerken, annesi gözlerini büyük büyük açar ‘Ya, öyle mi?’, ‘Hımmm’, ‘Demek öyle oldu!’ sözleriyle onu dinlerdi. Akşam babası eve geldiğinde ise oğlunu yanına çağırırdı. O gün öğrendiklerinden ona sorular sorardı. Verdiği her doğru cevaptan sonra memnuniyetle gülümser ‘Aferin benim oğluma!’ derdi. Derslerini başarı ile geçtiği zaman ona değişik hediyeler alırdı.” (s.20). Birtakım mesajlar içeren kurgular, kitabın pek çok yerinde var. Söz gelimi, kız kardeşi ile hayvanlara yardımcı olmaları, Âkif’in, öğretmenlerine, etkilendiği yazar ve şairlere duyduğu saygı, toplumsal bir ileti olarak karşımıza çıkıyor.

Küçük başlıklar, az sonra anlatılacaklar üzerine sağlıklı tahminlerde bulunmamıza olanak tanıyor.

Âkif’in çocukluğundan vefatına dek geçen zamanı anlatan eser, okuyucuda doygunluk hissi uyandırıyor. Çünkü eseri okuyunca Âkif’in yaşadığı dönemin siyasal ve toplumsal boyutu, eğitimde, sanatta, siyasette öne çıkan eğilimler hakkında bilgi ediniyoruz. Yani Âkif merkezde olmak üzere, 1873-1936 yılları arasındaki süreç ana hatlarıyla yansıtılmıştır.

Eserde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Döneme özel ifadeler, kavramlar, “Dikkat! Dikkat! Bilgi yarışmalarında çıkar” ifadesiyle açıklanmış ki bu çok işlevsel bir yöntemdir. Bu arada, yine kimi zaman karşımızı çıkan çoktan seçmeli sorular motivasyonu artırıcı bir niteliğe bürünmüştür.

Görseller, karikatürler, esere ayrı bir hava katmıştır. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar, resimlerle bezenmiş eserleri okumaktan büyük zevk alırlar. Dolayısıyla eserin görsel materyal kullanımı anlamında son derece başarılı olduğunu söylemek mümkün.

40 ve 41. sayfalardaki “Okul Gazetesi” buluşu iyi düşünülmüş.

Eserde kimi yazım yanlışları, noktalama hataları dikkat çekmektedir: “Ben hiç almadım ki diyenler için de en kısa zamanda alacağınıza inanıyoruz.” (s.32) Bu cümlede koyu olarak belirtilmiş hâl eki kullanılmamıştır.

Bölüm başlıklarının bazılarında noktalama işaretleri kullanılmış. “Okulda tören var!” (s.32). Bazılarında ise kullanılmamış. “Sevenleri yalnız bırakmıyor” (s.89). Küçük başlıklarda noktalama işaretlerinin kullanımı konusunda netleşen bir tutum yok.

“Görevi hasta hayvanlarla ilgilenmek ve onları iyileştirmekti” (s.47) “iyileştirmekti” kelimesinden sonra nokta konması gerekirken bu sözcüğü takiben herhangi bir noktalama işareti kullanılmamıştır. “Ardından 1914’de…”(s.58) cümlesinde ünsüz sertleşmesi kuralına uyulmamıştır. Benzer bir hata 85. sayfada karşımıza çıkıyor. “Mayıs 1923’de…”

56, 76, 108 ve 109. sayfalarda yer alan görsellerin boyutu iyi ayarlanmadığı için satırlarda bozulmalar meydana gelmiş.

Bazı cümlelerde anlatım bozukluğu söz konusudur. “Mehmet Âkif’in, hangi yaşta şiirleri nasıldı?” (s.94). “Her okuduğu kitapla…” (s.106). Bir de “yayımlanmak” ve “yayınlanmak” kelimeleri birbirlerinin yerine kullanılmış, anlatım bozukluğu ortaya çıkmıştır.

Özetleyecek olursak, “Millî Şairimiz Mehmet Âkif” adlı yapıt, ilkokul ve ortaokul seviyesine uygun, görsellerle desteklenmiş, kolay anlaşılır, İstiklal Marşı şairi hakkında eğlenceli ve akılda kalıcı fikir veren yeterli bir çalışmadır. Yazım, noktalama konusunda birkaç noktada problem vardır. Yanı sıra yine birkaç cümlede anlatım bozukluğu yapılmıştır.


14.07.2013

Antoine de Saint-Exupéry, Küçük Prens adlı eseriyle, pek çok insanın okuma iştahını kabartmıştır. Hayal ve felsefî bakış açısının iç içe sergilendiği bu yapıt, pek çok anlamda güçlü bir üründür.

Genç Prens’in Dönüşü, Küçük Prens’e atıfta bulunmak suretiyle ince bir beyin fırtınası sonucu ortaya çıkmıştır. Küçüklüğü geride bırakıp gençliğe adım atmış prensin gözüyle günümüz toplumuna, fikir ve eylem dünyasına çok yönlü bir bakış, bu lezzetli eserin omurgasını meydana getirmektedir.

“Problem, anahtarı sende olmayan bir kapı gibidir.” (s.22). Bence çok güzel bir benzetme. Elbette probleme ilişkin vücuda getirilen imge, ayrıntılarıyla açıklanmış. Kapı-anahtar örnekleriyle, probleme bakış açısının bilimsel basamakları sıralanmış.

Bazen, gündelik hayatımızda yapmak istediğimiz pek çok şeye sırt çeviririz. Bir şey isteriz ancak onu gerçekleştirecek itici kuvveti bir türlü yakalayamayız. Bu durumu ifade eden çok sayıda kişisel gelişim dosyası okudum. Fakat hiçbiri, “Genç Prens bir an duraksamış; ama kararını çoktan vermiş aslında, hayallerinin sesini dinleyecekmiş.” (s.52) cümlesinde olduğu üzere beni tetiklemedi. Basit sözcüklerle sade bir tutumla kaleme alınmasına rağmen insanı saran bir etkiye sahip.

Yapıtta, sorgulama, düşünme, fikir yoğunluğu kendini sıkça gösterir. Kimi zaman içinden çıkamadığımız çetrefilli durumların gücünün nasıl kırılacağına dair işaretler kullanılmış. Bu yönüyle sağlam bir temele oturtulduğunu söylemek mümkün. Özellikle son yıllarda, böyle bir fikirle yola çıkmış pek çok eserin geniş kitlelerce okunmaya değer bulunduğunu gözlemliyoruz.

Romandaki sade çizimler çok yerinde diye düşünüyorum. Eserde çizgi mutlaka olmalıydı. Sade ve renkli çizimler gayet başarılı.

Eserin birkaç yerinde aksamalar dikkat çekiyor. “Arabayı yeniden çalıştırdıktan sonra, yetişkinlerin bizi korumak amacıyla yaptıkları tüm uyarıların, verdikleri tüm nasihatlerin, bizi insanlardan ne kadar uzaklaştırdığını düşündüm. Öyle ki, birine dokunmak veya gözlerinin içine bakmak dahi içimizde nahoş bir duygu, bir huzursuzluk yaratıyordu.” (s.15). “Diğer insanların da bizimle aynı yöne gitmeleri gerektiğini böyle kolay farz edebilmemizin ne kadar ilginç olduğunu düşündüm.” (s.16). Bu paragraflar, yapılan bir eylemin veya sergilenen bir tutumun çağrışımları üzerine kaleme alınmış. Ancak sayfada eğreti duruyor.

Romanın başından itibaren Genç Prens ve onu arabasına alan kahraman arasında lezzetli diyaloglar, derinliği olan konuşmalar geçiyor. Karşılıklı konuşmalar felsefî açıdan son derece doyurucu. Buradan, Genç Prens’e yardım eden kahramanın fikren kendini geliştirmiş biri olduğu kanısına varabiliriz. Dolayısıyla 70 ve 71. sayfalarda kahramanımızın, Genç Prens’e anlattıklarını takiben onun teşekkür etmesini sorgulaması “Neden teşekkür ediyorsun bana?” (s.71) bir çelişkidir. Çünkü kahramanımız bunun sebebinin ne olduğunu anlamamış gibi görünmektedir ki bu en baştan beri çizilen portre ile uyuşmaz.

54’üncü sayfada, sondan ikinci paragrafta “gerekli” kelimesi “igerikli” olarak yazılmış. Ayrıca “Ne geçmişe ne de geleceğe takılı kalmanın bir faydası yoktur.” (s.70) cümlesinde anlatım bozukluğu yapılmıştır. Ne … ne … bağlacının kullanıldığı cümlelerde yüklemin olumlu olması gerekir çünkü bu bağlaç cümleye anlamca olumsuzluk yükler. Doğrusu, “Ne geçmişe ne de geleceğe takılı kalmanın bir faydası vardır.” şeklinde olmalıydı.
14.08.2011

Suç ve Ceza, Satranç, Kürk Mantolu Madonna, Erguvan Kapısı, Sevdalinka, Unutma Bahçesi gibi tadı damağımda kalmış eserlerin yanı başına, dört ciltlik iri gövdesiyle, Yaşar Kemal’in Adana topraklarından dünyanın pek çok memleketine yayılmış “İnce Memed” efsanesi yerleşiverdi. İnce ama cesur Memed; köy köy, dağ dağ, gece gece, ova ova dolaşırken beni de peşinden sürükledi.
Bu Türkçe efsanesi romanın ciltlerini elime alınca derhal arka kapağı inceledim. Burada, Memed’in şaşmaz kurşunlarının hedefleri yazıyordu. Ve heyecanla romanı okumaya başladım. Arka kapaktaki ölümlerin vakit kaybına mahal vermeden gerçekleşmesini ümit ederek okumamı sürdürdüm. Ağalar halka zulmediyor, genç kızlar, çoluk çocuk sahibi kadınlar ağaların adamları tarafından dağa kaldırılıyor, milletin ekmeği zorla elinden alınıyor, köylüler mütemadiyen bir yerlere sürülüyor, kavruk topraklara can veren serin sulara set çekiliyor, köylerde yaşamın devamı için gerekli keçi, koyun, öküz, at ne varsa toplatılıyor, köy meydanlarında genç yaşlı bütün millet falakaya yatırılıyor, ağası, babası, kaymakamı, askeri, muhtarı, yüzbaşısı bir olmuş kim daha çok acı çektirir yarışına girişiyor… Fakat arka kapaktaki beklenen haber bir türlü gelmiyor!
İnce Memed’im ince ince, kara kara düşünüyor: “Abdi gidecek yerine Hamza gelecek, Hamza gidecek yerine başka Hamza gelecek, o gidecek yerine bir başkası gelecek…”. Bin düşünüp bir vuracak belli. Düşünüyor. O gidecek bu gelecek, bu gidecek şu gelecek, giden gelen eksik olmayacak. Düşünüyor. Koşuyor, sığınıyor, içi yanıyor, dikenler ayaklarına batıyor. Düşünüyor. Ama arka kapakta müjdelenen haber gelmiyor!
Ruhu ipince Memed geçmişini anımsıyor, çocukluğuna gidiyor, her şeyin ne kadar değiştiğini hayretle idrak ediyor, üzülüyor, “gidecekler, gelecekler, ne değişecek?” sorusunun çıkışını arıyor. Saklanıyor, dağların doruklarından damların kuytularına kadar her yerde, küçük bedenini daha da küçültüp bir kenara büzülüyor. Ama arka kapaktaki beklenen haber yine gelmiyor.
Vuruluyor Memed’im, başka eşkıyaların kollarında ve karanlık ve soğuk mağaralarda şifa arıyor, Hürü anası gelip buluyor onu, kutsal dedikleri her şeyi bilen yaşlı ama Hürü anadan genç duran kadını getiriyorlar Memed’e, onu iyi etmesi için, iyi ediyor da. Memed her şeyi göze alıp basit bir köyde, basit bir yaşamla tanışıp eşkıyalığı bırakmak istiyor, dağa çıktığından beri ilk defa tüfeğini, mermisini, bombasını yanına almadan iniyor Hürü anasının evine. İniyor Memed’im, silahsız, savunmasız… Ama arka kapakta beklenen haber bir türlü gelmiyor.
Memed’im sessiz, düşünceli, durgun, vurgun… Ve dolgun. Evet, İnce Memed, köylünün durmadan değişen biçimsiz fikir tartışmaları arasında boğuluyor, düşünmemek istiyor, aldırmamak istiyor, ama elinde değil, ve doluyor zavallı. Bir kenara koyduğu tüfeğini, mermisini, bıçağını, bombasını giyitlerinin üzerine estetik biçimde iliştirip arka kapaktaki beklenen haberi gerçekleştirmek üzere yola koyuluyor.
Sayfalar dolusu mülahazalarla, serim, düğüm, çözüm fasıllarıyla, ince, uzun, bazen kısa tasvirlerle süslenmiş, okuyucuyu çekmek diye adlandırılabilecek renkli yol artık nihayete eriyor. Memed’imin korkusuyla evini barkını taşımış, parasının büyüklüğünün tersine, insanlık namına küçülmüş ağalar, beyler İnce efsanenin kurşunlarından kaçamıyor. Ve arka kapaktaki beklenen haber geliyor.
Ve ben, arka kapaktaki beklenen haberin üç beş sayfayla anlatılıp bitirilmesine sinirleniyorum. Öyle ya, kaç yüz sayfa bekledik. Zalim ağamın ölmeden önce biçimden biçime girmesini, küçülmesinin derecesini tüm detaylarıyla bilmek isterdik!
Yaşar Kemal’im yazmış, İnce Memed’im doğmuş, İnce Memed’im daha çok yaşar… Hayallerine sağlık Kemal Yaşar.
11.08.2011

MİT içideki çıkar hesaplaşmalarını, entrikaları konu edinen, aşk sosuyla beslenmiş sürükleyici bir yapıt. Rüya motifi ile başlayan eserin ilerleyen birkaç bölümünde yine bu motife yer verilmiş. Sedat, her şeyi hiçe sayarak Mine'yi aramaktadır. Evet, ona aşıktır ve aşkı için yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Nitekim amcasının aksi yöndeki ısrarlarına rağmen Mine'yi tek başına aramaya devam eder. Eserle birlikte siz de Mine'nin peşine düşüyorsunuz. Ve hiç beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkıyor Mine. Zevkle okunacak güçlü bir eser.
11.08.2011

Zevkli bir polisiye. Hacimli ancak kısa sürede okunan bir eser. Akıl oyunları sizi bambaşka dünyalara sürüklüyor. Önce olağanüstü birtakım şeylerin cereyan ettiğini düşünüyorsunuz. Ancak Dedektif Gurney bize gerçekleri gösteriyor. Ve katilimiz son derece tehlikeli, acımasızca davranmasını gerektirecek boyutta psikolojik yıkıntı yaşamış. Babasının annesine kötü davranması, bunu yaparken sarhoş olması ve içki dostlarından birinin polis olması... Katilin haleti ruhiyesini açıklayan durumlar. Ve bu karmaşık yapı masum bir çocuğu amansız bir katil yapıyor. Ancak yine içinde birtakım psikolojik çöküşler taşıyan Gurney tarafından ilginç söylemler aracılığı ile etkisiz hale getiriliyor ve yüzbaşı katilimizi viski şişesiyle yaralıyor. Sonradan katilimiz ölüyor. Özellikle yazın çok iyi gidecek, size hoşça vakit geçirtecek bir roman. Mutlaka okuyun.