Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Selin isimli bir kızımız var. Anne babası ayrılmış, çocukluğunun ve ilk gençliğinin yazlarını Adalar'da geçirmiş biri. Kuzeni Elfe ve en yakın arkadaşı Nevit ile başlıyor gençliğin ilk gerginlikleri. Hem birbirine destek olan hem de birbirlerini epey yaralayan bir hikaye geçiyor bu üçgenin arasında. İki kadınla bir adamın olduğu yerdeki kaçınılmaz son, gizli aşk, kırılan bir kalp, kaybedilen bir bebek, uzaklaşmalar, kopuşlar... Aslında öylesine sıradan ve gündelik hayatta karşımıza çıkabilecek bir hikaye ki... Gerçekliğinden ve bu kadar yalın şekilde anlatılıyor olmasından etkileniyorsunuz kitabı okurken. Doğan Hızlan'ın arka kapaktaki yorumunda dediği gibi; "edebiyat, olağanı olağanüstüye dönüştürür." Kürşat Başar'ın bazı ofsayt yazdıkları var, buraya sıklıkla da yazıyorum. Fakat şu bir gerçek ki bir kadın penceresinden anlatılan hikayeyi de onun kadar iyi anlatabilecek erkek yazar nadirdir.
Türkçe ve yabancı dilde yazılmış çeşitli makaleler var kitabın içinde. Osmanlı döneminden, Cumhuriyetin ilk yıllarına, yakın geçmişe kadar dinin Türk tarihindeki yerini okuyoruz bu makalelerde. Yakın dönem "dincilerinden" de bahsediyor kitap, dönem dönem dinin iptidai şekilde kullanılıyor olmasından da... Bunu asla eleştirerek, tü kaka diyerek yapmıyor elbette. Tarafsız bir gözle yazılmış makaleler. Aslında din ve vicdan özgürlüğünü sorgulatıyor okurken. Çünkü makale sahipleri ekseri yazdıklarında herhangi bir yergi olmadığından dem vurarak başlıyorlar yazılarına. E hani özgürdük? Akademik bir çalışma içerisinde ele aldıkları konuyu irdeleyen bilim insanlarının bu tedirginliğini nasıl açıklıyoruz o zaman? Eğer bir araştırma içerisindeyseniz, işinizi görecek kadar kalifiye bir kitap. Sosyoloji dalında eğitim alıyorsanız, bilhassa Din Sosyolojisi konusunda fikir edinmek istiyorsanız, işin ehlidir hoca.
Mardin'de köy ağalığının verdiği o zenginlikten İstanbul'da işçi ailesi olmanın yokluğuna uzanan bir ailenin çocuğu olarak, çocukluğunun geçtiği Mardin'den kendisiyle, yakın çevresiyle, ailesiyle ilgili kısa kısa anekdotlar okuyoruz kitapta. On tane anı var. Doğu ile batıyı sentezlemeye çalışması, devleti görüş şekli ve gözünde konumlaması, ilk sevgilisi için teptiği yollar, çocukluğunu gösterdiği aşkı üzerinden yaptığı ve beni çarpan nefis aşk tanımlaması, bir erkek çocuk olarak illa ki babası... Gerçekten kaç yaşına gelirlerse gelsinler erkek çocuklarının sürekli babalarına kendilerini ispat etme çabasını ne yapacağız yahu? Günün sonunda Mungan'ı daha yakından tanımak keyifliydi. Kitabın kapağında Mungan'ın çocukluk fotoğrafı olduğu gibi içinde de ailesinin çeşitli fotoğrafları mevcut.
İkinci Dünya Savaşı İngilitere'sindeyiz. Soylu bir ailenin kızı olan Briony Tellis, ki kendisi 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu, ilk oyununu yazmış ve ailenin diğer çocuklarını oynatarak büyüklere bir gösteri hazırlamıştır. Provalar esnasında ablası Cecilia ile ailenin müştemilatında kalan Grace'in oğlu Robbie'nin yakın temasını, yanlış yorumlayarak kız çocuğu şımarıklığı ile oyunu iptal eder ve bu ailedeki diğer çocukların tepkisine neden olur. Gecenin ilerleyen saatlerinde yaşanan bir olayı da Cecilia ile Robbie'nin yakınlaşmasına bağlayan Briony'nin lafıyla Robbie tutuklanır ve Almanya karşısında savaşmak için Fransa'ya gönderilir. Hikayenin ana çatısı bu şekilde. Güzel kitap bence denenir. İndirim kovalayıp mutlaka okuyun.
İncecik bir felsefe kitabı bulmuşken kaçırmamak için aldım ve gün içinde de bitirdim. Kısacık, hap gibi, Zweig kitapları gibi, çok tatlı oldu. Badiou, Rabat doğumlu bir felsefeci. Fransa'da sevgililer gününde bir konferans düzenleniyor. Bu konferansa Badiou'yu konuşmacı olarak çağırıyorlar. Truong isimli bir de yayıncımız var. Badiou ile söyleşi yapıyorlar. Soru cevap şeklinde yapılan bu paneldeki konuşmayı da kitaplaştırmışlar. Serap da dayanamamış almış okumuş. Kitap, sunuş ve son söz hariç altı bölümden oluşuyor. Aşkı sanatla, siyasetle, felsefeyle eşleştirerek kendince anlatıyor. Benim en yakın hissettiğim bölüm "Sevgililerin Kurduğu" isimli olandı. Çünkü uslanmaz bir romantik olduğum için siyaseti, felsefeyi falan değil sevdiceğe duyulan aşkı anlatıyor. Sarkozy'nin Fransa Devlet Başkanı iken aldatılmasına ilişkin yazdığı kitaptan da bahsedilen yerler vardı. Kesinlikle magazin değil, ama örnek verdiği şekilde okumak keyifliydi. Ben okurken keyif aldım.