Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Kapağından içindeki hikayelere kadar deniz kokan bir eserdi. Sait Faik'in adalara gidip gelirken gördüğü olayları anlatmış küçük küçük. İçindeki hikayelerden Uzun Ömer, Bir İlkbahar Hikayesi ve Son Kuşlar okurken bana en keyif veren hikayelerdi. Sait Faik bu kitapta bir de hayalinden bahsediyor. Diyor ki, "Tersine ben bütün ömrümce iyi bir kahve bulamadığım için kahveci olamamışımdır. Bir kır kahvesi, bir köy kahvesinin üç beş gediklisi... Bundan güzel bir ömür mü olur, elli altmış senelik yaşama bundan güzel başlar ve biter mi?" Gerçekten tek derdimizin içirdiğimiz kahvelerin lezzeti olacağı bir yaşamı hak etmiyor muyuz hepimiz? Ah Sait Faik, durduk yere insanın içine çekip gitme isteği koyup kaçıyorsun!
Son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim: hayır arkadaşlar, kitap ağır bir dille bildiğimiz tarih kitapları gibi hatta bildiğimiz İlber Hoca kitapları gibi yazılmamış. Gayet akıcı, öğretici, seviyesi epey yüksek, çeşitli yerlerden alıntı yapılarak derlenmiş müthiş bir eser! Okurken tek bir sayfasında bile sıkıldığımı, burayı da geçeyim bari dediğimi hatırlamıyorum. Tam aksine, bitmemesi için çaba sarf ettim diyebilirim. Hocanın dilini, anlatımını çok seviyorum fakat tarihi ders gibi okumayı sevmiyorum. Hoca ile bunu kırdım sanırım. Yazsın, daha çok daha öğretici kitaplar yazsın ki biz de hem doğrusunu öğrenelim hem de sıkılmadan, yorulmadan, tarihten soğumadan tarihi anlayabilelim. Kitap Sened-i İttifak ile başlayıp Lozan Antlaşmasına kadar geçen dönemi anlatıyor. İç ve dış meselelerimizin bazılarına göndermede bulunuyor. Dolu dolu bir eser. Tarihten bucak bucak kaçan ben bile sevdiysem, herkes sever bu kitabı.
Kitabın 70'ler ve 80'ler Ankara'sında geçtiğini, üstüne üstlük bir aşk hikayesi olduğunu gördüğümde de almadan edemedim. İyi ki de almışım. Birçoğumuz gibi Turgut Özakman'ı Şu Çılgın Türkler kitabıyla tanımış ve çılgın bir türk olarak o kitabı 3 gün gibi kısa bir sürede gözlerim kızararak bitirmiştim. Romantika ise bambaşka bir dünya. Ömrünü bir kadını sevmeye adamış Doğan Hocanın hikayesi... Her şeyin seri şekilde tüketildiği günümüzde bir serap kadar hayal ürünü olan bir aşk hem de! Çoğunluğu dokunmadan, görmeden, duymadan hatta yan yana bile gelemeden yaşanan bir aşk. İki insanın birbirinin esiri olmadığı fakat birbirlerini de başkalarıyla paylaşamadıkları bir aşk. Normalde artık bayağı geliyor böyle "aşk edebiyatı" kitapları. Fakat bu kitapta adını koyamadığım bir masumiyet mevcut. Bayağılaştırmadan ve sıkmadan içine alıveriyor insanı.
Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan bir aşk öyküsünden bahsediyor kitap. Bu aşkta araya yıllar giriyor, mesafeler giriyor -mesafeler derken okyanustan bahsediyorum-, aşkın ne kadar beklemeye değer bir duygu olduğunu sorguluyor kitap. Zweig'in betimlemeleri, karakter tahlilleri yine ön planda. Karakterleri gözle görebilecek kadar yaşatıyor. Bu bir aşk hikayesi diye mutlu sonlar hayal etmemek gerekiyor ama. Çünkü Zweig romancılığının 3 büyük özelliği varsa bunlar betimlemedeki mükemmellik, karakterlerin müthiş tahlili ve kendi yaşadığı ruhsal karmaşaların kitapların sonlarına yansımış olması. Kaç kitap biliyorsunuz ki soru işareti ile biten... Ben birkaç tanesine vakıfım Zweig sayesinde.
Normal şartlar altında, bu kitabın hikayelerden oluştuğunu göz önünde bulundurursak, bir çırpıda okunup biten kitaplarım rafına kalkardı zihnimin kütüphanesinde. Fakat öyle olmadı. Olamadı. Sait Faik'ten ve onun çizdiği müthiş "Eski İstanbul" resminden sonra Aksal'ın hikayeleri bana biraz yavan geldi. Hikayeler birbirini tekrar eden, çok keyif vermeyen, başladık ama bitse de gitsek dedirten türdendi maalesef. Şu şerhi de düşeyim tabii ki, ben hikayeden çok romancıyım. Başlangıcı olan, yer yer yükselip alçalan ama sürükleyen bir gelişmesi olan, neticesini beğeneyim, beğenmeyeyim bir neticeye bağlanan karakterleri gözle görebilecek kadar tasvir edebilecek işleri okumayı seviyorum. Hikaye benim için hep kısa, hep eee bu kadar mıydı sorusunu sorduran bir tür olmaktan öteye geçemiyor yazık ki. Seveni için belki de efsane bir kitaptır ama bende çalışmadı. Akmadı kitap bir türlü. Başlamışken bırakmak istemediğim için bitirdiğim ama sardıra sardıra izlediğim bir film gibiydi.