Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Serap.Bahar Tarafından Yapılan Yorumlar
Peyami Safa'nın Canan'dan sonra okuduğum ikinci kitabı oldu Fatih Harbiye. Cumhuriyetin ilanında geçen döneme dair yazılan kitaplarda hep Halide Edib Adıvar'ı görüyorum. Fatih Harbiye'yi okurken de aynı şeyi hissettim sık sık. Kitapta Neriman isimli bir hanım kızımız var. Fatih'te yaşıyor babasıyla. Fakat Beyoğlu'na gidip geldikçe Avrupai hayata özenmeye başlıyor. Yaşadığı semti, evi, sevgilisini beğenmemeye başlıyor. Cumhuriyetin ilan edildiği dönemin İstanbul'una dair çizilen bir profil var. Anadolu'da henüz kendini göstermeyen arada kalmışlık İstanbul'un ruhuna sirayet etmiş durumda. Zaten yönetim değişikliğine alışık bir şehir olduğundan İstanbul'da yaşayanların kaderi sanırım bu arada kalmışlık. Gönül şarkta akıl garpta. Bu dilemma üzerine kurulmuş kitabın hikayesi de zaten. Ben sevdim, okumakta biraz geç kalsam da sevdim.
İçim ezildi bu kitabı okurken benim. Okuduğum en acı, en çok kızdığım, bitince en hırçın şekilde kapağını kapattığım Livaneli kitabıydı. İnsanların doğaya, çevrelerine, birbirlerine ve diğer canlılara karşı ne kadar acımasız olduğunu anlatır gibiydi. Bir de diktatörlük konusu var. Küçücük hayatlara dışarıdan yapılan müdahalenin, baskının, yönetme arzusunun nasıl zehirli bir ok olduğunu düşündüm kitap boyunca. Yaratılan hayali düşmanlar, senden olmayanı terörist ilan etmeler, sonra şiddete yönelmeler... Kana işleyince bünyeden çıkmayan kötülüğün çevredekilere de sirayet ediyor olması çok üzücüydü. Küçük bir ada var kitapta, bu adada da sınırlı sayıda yaşayan insanlar var. Sabık bir devlet başkanı bu adaya geliyor ada sakini olmak için ama kanına karışan diktatörlük onu adayı küçük bir devlete çevirip yönetmeye sevk ediyor. Hayvanlara, insanlara, ağaçlara, adada kendisi dışında canlı olan her şeye terörist gözüyle bakıyor.
Murathan Mungan'ın Kırk Odadan sonra okuduğum 2. kitabı. Akhbar isimli karakterin savaş sonrası ülkesine dönüşünü ve ailesinin izini sürmesini anlatıyor konu olarak. Verilen fikir ise bambaşka. Bir kadın kitabı Çador. Kitapta hiçbir kadın karakter yok, kadınla geçen bir tek diyalog bile yok. Fakat verilen mesaj, anlatılmak istenen duygu kadının nasıl ötekileştirildiği üzerine tamamen. Algıda seçici de olabilirim fakat bana geçen duygu buydu. Kadınların din kullanılarak sosyal hayattan nasıl soyutlandığına dair fikirler vardı. Kadın eleştirisi de vardı kitapta bu arada. Tamamen feminist duyguları barındırmıyor. Şöyle diyor mesela; "Belki de kadınların çoğu böyleydi. Aşkı hikaye yapan onlardı" Yani erkekler için sevmek sadece sevmektir. Ama kadınlar için olay kurgulanıp hikaye kıvamını alır ki kadınları yoran da muhtemelen budur. Her sayfasında ayrı bir cümle kalbe dokunup geçiyor.
Tanıdık cümleler, farklı hikayelerle Zweig yine konsantre mutluluğu ve kaliteyi zerk edip gitti kitabın sayfalarında. Kitapta 3 farklı hikaye var; Lyon'da Düğün, İki Yalnız İnsan ve Wondrak. 3 hikayenin içinde en çok Lyon'da Düğün'ü sevdim. İki Yalnız İnsan çok kısa, Wondrak ise biraz havada kalmış gibi geldi. Öyle ki Wondrak'ı okurken çevirmen şöyle bir not düşmüş: "daktiloya çekilmiş metin burada bitiyor, bundan sonrası elle yazılmış ve yayıncı kelimeler ekleyerek tamamlanmış." Tamamlanmış mı? Yoo dostum yooo... Yine de okumak keyifliydi. En azından sükunet içinde bitirdim, her zamanki gibi yorulmadan ve bir çırpıda! Bazı kitaplar iyi ki var kabul, fakat bazı yazarlar da iyi ki var. Sığınmak istediğinizde o limanı size sağlayacak kadar güvenli oldukları için...
Okuduğum en çarpıcı kitaplardan birisiydi. Dünyanın üçe bölünmesi, dayatılan diktatörlük düzeni, bu düzenin getirdiği yasaklar ve yapılması istenenler aslında kurgu olduğunu bilmeme rağmen öyle gerçekçi ve "yok artık" diyemeyeceğiniz şeyler gibi geliyor ki bi noktadan sonra bunlar aslında yaşanmıştı yahut yaşanmasına çok yakın olduğunuzu düşündürüyor ister istemez. Yer yer 80 ihtilali dönemini düşündüm. Daha önce ihtilal dönemine dair okuduğum, izlediğim, dinlediğim birçok şey aklımdan geldi geçti durmadan. Kitabı okudukça da içine daha çok gömüldüm. Gerçekten her şeyin bir vakti varmış bu arada. Eğer bu kitabı 3-5 sene önce okumuş olsaydım, muhtemelen tamamlayamazdım. Kıvırmaya lüzum yok başta yine böyle düşündüm. Ama sonra öyle akmaya başladı ki işten dönerken karanlık servis koltuklarında bile okumaya çalıştım :) Okuduğum kitap biraz düşündürsün beni, biraz karıştırsın, karnıma yediğim tekme hissine razıyım derseniz, o kitap bu kitap!