Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

beraslan_ Tarafından Yapılan Yorumlar

25.02.2017

Bir kirpinin gözünden Otlukbeli savaşı. İlginç bir fikir ama üst düzey denemez.
27.10.2016

Daha önce okuduğum, ancak yeniden okuma ihtiyacı duyduğum, İslam'ın “tarihsel” gelişimine dair çok ama çok aydınlatıcı bir eser. Bu kitabı diğer siyer ve dini kitaplardan ayıran en önemli yönü, İslam tarihini inanç tarihi olarak değil “tarihsel” olarak ele almasıdır. Bu önemli bir ayrımdır. Çünkü inanç temelli bakmak, bilimin metedolojisini kullanmayı gerektirmeyip, bazı kırmızı çizgileri aşmadan ve “inanılmış” doğrular üzerinden ele almaktır. Tarihsel bakış ise, bu ilmin yöntemleri ile, objektif olarak, “inanılmış” doğruları mimleyerek ele almaktır. Bu bakımdan da İslam medeniyetini daha “sarih” görmek isteyenlerin mutlaka ama mutlaka okuması, tartışması gereken bir eser.
08.05.2016

Hz Hatice ve Hz Aişe kitaplarını okumuş ve çok beğenmiş biri olarak diyebilirim ki, Canfeda’da mükemmel ve ‘gerçek’ bir roman çıkarmış ortaya Sibel Eraslan. Zira, yazar ismini verdiğim iki kitapta da biyografi türüne daha yakın dururken bu kitapta yaratıcılığını konuşturuyor.

Kitapta; Hz Fatıma ve Ehl-i Beyt sevgisi, 16. yüzyıldan seslenen kahramanlarca işleniyor… O kahramanlar ki isimleri verilmese de Fuzuli ve Kanuni Sultan Süleyman oldukları anlaşılıyor... Hünkârın Bağdat Seferi… Kerbela’yı ziyareti ziyareti… İslam coğrafyasının dört yanından toplanmış ve hemen tüm renklerini temsil eden diğer kahramanlarımızın Hz Fatıma’nın hikâyesine paralel giden hikâyeleri…

Çok ama çok başarılı buldum.

Son olarak peygamberin ölümünden altı ay sonra babacığına kavuşan Hz Fatıma’nın “vuslatı”… Gözlerinizin önünde deniz dalgaları oluşacak… Okuyun, okutturun.
04.09.2015

Hicranname'de Aşk ve aşk/ayrılık metaforu üzerine aforizmalar ve şiirlerden oluşan 99 mektup var. Mektupları kendine yazılmış gibi okuyor insan. Kendini buluyor bir yerlerinde.
Kitap içeriğinde her ne kadar konu bütünlüğü olmasa da, bazı cümleleri sırıtsa da Hicranname güzel bir kitap. Gördüğüm en kaliteli kapak tasarımlarından birine sahip. Kitabın kaliteli baskısı için ise Tuti Kitaba teşekkürler.
02.08.2014

Elif Şafak yine kendini hissettiriyor bu kitabında da. Ancak ben de bir yorumda dendiği gibi, Mahrem’i, Pinhan’ı, Bit Palas’ı yazan Elif Şafak’ı tercih ederim. Mutlaka değişim kaçınılmaz, zaman ilerledikçe, kalem hızlandıkça yazarların kaygısı ve eserlerine yaklaşımı da değişiyor. Bir tarihçi olarak diyebilirim ki, öncelikle kronolojik bilgilendirmenin azlığı okurun olay örgüsünü kafaya oturtmakta zorlanmasına yol açıyor. Elif Şafak’ın o eski özenli dilini ve anlatımını bulamıyoruz. Kısa kısa cümleler, okunmayı kolaylaştırmakla birlikte edebi zevki düşürüyor. Örneğin Osmanlı Türkçesine hâkimiyeti malumumuz olan yazarımızın, o dili ve saray jargonunu daha fazla kullanması gerçeklik duygusunu ve inandırıcılığı artırabilirdi. Lakin popülerleşen yazarlar, pop şarkılar gibi, ‘fast food’ bir anlatım tutturuyorlar…

Güzel tarafları eserin, kurgusunun çok karmaşık olmayıp akıcı olması. Basit ama güzel sürprizler ve detaylar eklenmiş. Bir tarihi dönem üzerinde fazla tahribat yapılmadan hayal gücü ile güzel sahneler yaratılmış.

Elif Şafak kitaplarının en önemli ortak temaları olan: ‘İstanbul’, ‘hümanizma –ki bu defa bir hayvan/fil üzerinden anlatılmış-’, ‘farklılıklar/ötekilik’, ‘mutlak otorite/ataerkil düzen eleştirisi’, ‘feminizm’ ve ‘estetik/mimari’ konularının bir şekilde hikâyeye yedirildiğini görmekteyiz. Bu yönleriyle diğer tüm eserlerinden izler de taşıyan Ustam ve Ben’in belki de en güzel tarafı, aslında başlamadığı bir yerde başlatılan bir hikâyenin aslında başlamadığı o yerde sonlanması, gizli öznesi Anadolu olan bir kahramanın hikâyesinin Roma’dan (St. Pietro) Hindistan’a (Tac Mahal) kadar savrulup Kubbe’nin yine her Elif şafak eserinde olduğu gibi İstanbul’a (Mimar Sinan ve eserlerine) kondurulması.

Neticede Elif Şafak kendi felsefesine, dünya görüşüne ve edebi aurasına çok uygun bir konu, ve konuyu işleyebileceği -son dönemlerde de popülerleşmiş- tarihsel bir dönem yakalamış. Ve aynı ölçüde popüler bir şekilde konu anlatılmış. Zekice bir anekdot olarak, tarihi bir hikaye, ‘hafıza’ kavramı ve mimari (fil ayakları) ile bağlantılı bir hayvan üzerinden ele alınmış. Tarihi olaylar ve fil (fil ile temsil edilen hümanizma-ötekilik-mutlak otorite eleştirisi-estetik), ele alınan dönemin tüm hadiselerine esasında bir eleştiri olarak dâhil edilmiş… Elif Şafak’ın yine savaş karşıtı düşüncesini görmek mümkün. Fetih kelimesi yerine ‘işgal’i kullanmasını ise çeviriye bağlıyorum.

Son olarak ben, edebiyatı sevmemde çok etki eden sevgili Elif Şafak’ın eski edebi diline dönmesini temenni ediyorum, varsın o dil ağdalı olsun. Bu durumun müsebbibi olarak da eserlerini İngilizce yazmasını görüyorum. İngilizce yazılan her eser Türkçe çeviride Türkçenin zenginliklerini yakalayamıyor kuşkusuz. O yüzden Elif Şafak’ı bize dışarıdan bakan ve bizi bizden önce dışarıya anlatan bir kalem olarak değil, yerli olarak kalmaya davet ediyorum. Yerli olup göçmen olmak da mümkün…