Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Korhan Günsor Tarafından Yapılan Yorumlar
19.yy sonu daha sıradan insanlara da dair pek çok anekdot içeren romanda, en çok ilmiye yani dönemdeki akademik sınıfın güç anlamında zirvede olmasıyla ilgili olgular göze çarpıyor. Olgulardan en önemli ve şaşırtıcı olanı, güçleri sayesinden o dönemin en fazla serbestisi, düşünme ve konuşma hürriyetine sahip kişilerin, kısacası aydın kesimin bu din bilginlerinden çıkması. Üç ana karakter sunuluyor bu konuda; farklı yapıda, farklı görüşteki ilmiye mensuplarının karşılıklı tenkit içeren tartışmaları ve ilişkileri birebir canlandırılıyor. Yan karakterlerle de dönemin eğlence hayatından, yangınlarına; bürokrasiden, jürokrasiye; evlilik kurumundan, musikiye; azınlıklardan, padişahlığa kadar konular mercek altına alınıyor, ilginç noktalar okura keşfettiriliyor. En nihayet kitap bittiğinde eski dönemin kısıtlı bir kalburüstü kesimi hakkında da olsa bilgi verilirken şimdinin köklerinin nerelere uzandığını, gelecekte de nerelere ulaşacağını görüyor olmamızın amaçlandığı hissediliyor.
Kitap Musa serisinin ilk kitabı; savaş Birinci Dünya, açlarsa Dinamo ‘nün küçük Musa'sının da bulunduğu yetimler, dullar... Çoğunlukla İstanbul'u ve kalburüstü tabakayı işleyen yazarlarımızın aksine, o dönemin Anadolu'sunun, en yoksul kesimi en olağan çıplaklığıyla işleniyor burada. Öyle doğrudan bir anlatışı var ki Musa yerine Hasan'ı koysaymış birebir hayat öyküsü olmadığından kimse dem vurmazmış hiç. Hoş, isimleri değiştirmesi yazarın olayları nesnel olarak ele alabilmesi için hakikaten elzemmiş. Okudukça da anlaşıldığı üzere böyle acıklı bir romanı yazmak hele başından geçenlerden ibaretse, büyük bir soğukkanlılık gerektiriyor. Yoğun tasvirler gibi sanatsallığa hatta yorumlara bile pek girişilmemiş ama olay üstüne olay şeklindeki şiddetli bir edebi akıntının üzerinde küçük Musa'nın dimağının içindeymişçesine dönemsel yolculuğa çıkıyorsunuz.
Yayımlandığı 1984’ten beri dünyayı mı değiştiriyor, yoksa yazarı üstün vizyonerliğiyle dünyanın geleceğini mi gösteriyor? Bu görüşler komplo teorisyenlerini bir hayli yorsa da, kitabın fiziki zorlaması hâlâ bitmiyor. Neuromancer, 80’lerdeki siberpunk kıvılcımını bilimkurgu edebiyatında bir yangına dönüştürdü. Bu ticari genişleme, 90’larda Ghost In Shell‘i takiben, 2000’lerde The Matrix‘in ‘blockbuster’ patlaması olarak astronomik boyutlara ulaştı. 2020’lerde, oyun da dâhil çeşitli dijital platformlarda siberpunk anahtar kelimesi ile taratıldığında birçok yeni ürünün hâlâ üretildiği görülüyor. Bu demektir ki LOTR ve SW gibi yeni bir evren yaratacak kadar yüksek miktarda irfan içeriyor. İşlenecek cevher bolluğu başarının sürekliliğini getirir. Fakat benzerlerinden ayrıldığı, hatta üstünlüğü olan nokta ise bu kitapla sanki tek celsede tüm bir irfanın önümüze serilmiş olması. O nedenle, siberpunk’ın bu bol ödüllü kutsal kitabı bir hayli yüklü ve okuması da bayağı zor.
Sokrat öncesi doğa felsefecileri bilimsel düşüncenin ilk ortaya çıktığı kişilerdir. Felsefe biliminin biçimi isim babası Pisagor tarafından oluşturulmuşken, içeriğinin bilimsel kökenleri İyonyalı doğa düşünürlerinden Miletos'lu Thales'e hatta mitleri ilk kez kategorize eden Aiolis'li şair Hesiodos'a kadar gitmektedir. Presokratik teriminin Nietzsche başta olmak üzere Ernst Cassirer, H.G. Gadamer, Weber gibi kıta felsefecileri tarafından kullanımının incelendiği kitapta, tarihte köken ve başlangıç terimlerinin kullanımı da irdelenmiş. Keşf-i kadim yönünde; kıta felsefecilerinin presokratik diye adlandırdığı Anadolu'nun Ege kıyılarındaki 'kudema' üzerine bu kitap gayet bilgilendirici kritikler içeriyor. Aristoteles'in fragmanlarının, Diogenes Laertinos'un antik felsefe tarihi çalışmalarının ve yakın zamandaki kıta felsefecilerin konuya ait fikirlerinin, André Laks'ın son buluntular ve kuramlarla modern bir şerhi olarak da düşünülebilir.
Sartre, Merleau Ponty, Foucault gibi filozofları Fenomenolog yapan Fenomenoloji öğretisi Felsefeyi henüz tam kesinlikte bir bilim oldurmasa da Metabasis'i engelletmiş ve bunlarla beraber diğer tüm disiplinlere de öncelletmiştir. Husserl'e göre asıl amaç fenomenlerin ötesindeki idelerdir. Sonsuzluk içerisinden kesin ve değişmez bağlantılara, bazı kabullere, ideleştirmelere matematikteki gibi asimptotik benzeri işlemlerle ulaşmak olmalı. Eski bir matematikçi olan Husserl'in, Felsefenin de matematiksel bir kesin bilim olmasının Fenomenoloji ile önünü açmaya çalıştığı söylenmektedir. Fenomenoloji ile fenomenler arasındaki bağlantılar çalışılıp aynen sayılar gibi kesin idelerin Felsefede de oluşturulması Husserl tarafından amaçlanmaktadır. Fakat takipçilerinden hemen hemen hiçbiri böyle bir sürece kalkışmamıştır. Hala daha onun yayınlarının sansasyonel heyecanının verdiği ilhamı ve motivasyonu yeterli bulmakta başka başka yollarda felsefi arayışlarını sürdürmektedirler.