Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Adem Yaprak
Arabulucu - Avukat. 37 yaşındayım. 2009 yılında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Yaklaşık 12 yıldır aktif olarak avukatlık yapmaktayım. Mesleğim gereği yaptığım okumalar dışında tarih, felsefe, psikoloji ve kişisel gelişim alanlarında da okumalar yapmaktan keyif alıyorum. Edebiyata ve müziğe olan ilgim her geçen gün artarak devam ediyor. İçimizdeki okuma aşkının hiç sönmemesini diliyorum.
Adem Yaprak Tarafından Yapılan Yorumlar
Rasim Özdenören'in daha önce başka bir kitabını okumamıştım. O yüzden onun üslubuna biraz yabancıyım. Okurken de bunu hissettim. Yazarın kullandığı üslup oldukça farklı. Hikayeyi bambaşka bir bakış açısıyla anlatıyor. Açıkçası muhafazakar bir pencereden olaylara bakıp buna göre bir anlatım benimsemiş yazar. Kullandığı dil oldukça sade ancak anlatım tarzı biraz karmaşık gelebilir. Yazar anlatmak istediği şeyi doğrudan anlatmak yerine metaforlar kullanmayı tercih etmiş. Yani kitabı okuduktan sonra hiçbir şey anlamamış da olabilirsiniz. Zira bu anlatım tekniği itibariyle biraz karışık görünüyor. Roman olmasına rağmen sanki bir köşe yazısı gibi yazılmış hissiyatı uyandırdı bende. Her ne kadar ödül almış bir roman olsa da beni içine çekebildiğini ve hikayeye ait hissettirebildiğini söyleyemem. Kitabın bazı bölümlerinde ne anlatıyor acaba diye düşünmeden edemedim. Zaten kitabın sonunda da konu bir yere bağlanmıyor aslında. Öyle havada kalıyor bazı şeyler. Üstelik de kitabın içinde öyle derinlemesine analiz veya tasvirler de yer almıyor. Tarzı oldukça farklı ancak roman türünde bence yeterli olmayan bir kitap.
Kitabın içindeki tüm beslenme önerileri bilimsel verilerden yararlanılarak hazırlanmış. Zaten yazar da alanında uzman bir hekim olduğu için verdiği bilgiler de bilimin ışığında. Beslenme düzenini değiştirmenin aslında o kadar da zor olmadığını, kapitalist düzende sırf daha fazla ürün satabilmek için beslenme düzenimizi nasıl bozduklarını bir kere daha öğrenmiş oluyorsunuz.
Yazım dili sade ve anlaşılır. Bilimsel veriler oldukça anlaşılır bir dil aracılığıyla aktarılmış. Ayrıca kitabın içinde yer alan beslenme önerileri ve tarifler de oldukça kullanışlı. Ben kendi üzerimde denemeye başladım. Zaten bu tür bir beslenme düzeni ve egzersiz yaparak sağlıksız olma ihtimaliniz kalmıyor eğer başkaca kalıtımsal bir rahatsızlığınız yoksa.
Egzersiz yapmak derken öyle yoğun bir sportif faaliyetten de bahsetmiyor yazar. Sadece günlük basit açma germe hareketleri ve düzenli yürüyüş önerilerinde bulunuyor. Pek çok belgeselde de uzun yaşayan insanların sırrının egzersiz ve beslenme olduğu ayrıca iyi bir sosyal çevre ve arkadaşlığın da etkisi olduğu kabul ediliyor.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yazarın başka bir kitabını okumamıştım. İlk kez bu kitabı okudum. Kitap için söyleyebileceğim olumlu şeyler de var olumsuz şeyler de. Kitabın içinde pek çok kısa hikaye yer alıyor. Bu hikayeler sayesinde pek çok konuyu daha iyi anlayabiliyorsunuz. Ancak bu hikayelerin pek çoğu bildiğim, başka bir yerden okuduğum hikayelerdi. Kitapta kişisel gelişimden ve iyi insan olmaktan bahsediyor ancak bu anlatımlarını genellikle dini referanslar vererek yapmış yazar. Bu yüzden dini hassasiyetleri olan insanlar için bu anlatım tarzı uygun olmayabilir. Kitabın dili oldukça sade ve anlaşılır. Anlatımlarında komplo teorilerine yer vermesi ve "tüm dünya bize karşı" imajı çizmesi biraz can sıkıcı. Yıllardır dinlediğimiz bu tür hikayelerin bir etkisinin olmadığını bilmek lazım belki de. Zira bu tür konulardan bahsetmenin kimseye bir faydası da dokunmuyor. Kitap her ne kadar umut dolu gibi görünse de bu tür anlatımlar nedeniyle insanlar içinde umutsuzluk yaratabilir. Bu yönüyle de eksi puan alıyor.
Yazarın uzmanlık alanının kişisel gelişim olmadığı anlaşılıyor. Çünkü bu alanda insanın kendisine güven duymasının ve benlik algısı geliştirmesinin ne kadar önemli olduğu atlanmış. Topluluk halinde yaşamanın zorluklarından ve sakıncalarından bahsedilmeden sadece bireysel yaşamın kötülüklerinden bahsedilmiş. Böylesi yanlı bir anlatım da ister istemez kitaptan sizi uzaklaştırabilir. Kitabın anlatımının sade olması nedeniyle bir günde okunup bitirilecek bir kitap. Dini referanslarla kişisel gelişim dünyasına bakmak isteyenler için güzel bir kitap olabilir.
Kitabın yazarı Natsume Soseki, modern Japon edebiyatının en önemli yazarlarından bir tanesi olarak gösteriliyor. Yazarın bu kitapta kullandığı dil oldukça sade. Anlaşılır ve sanatsal betimlemeler mevcut. Kitabı okurken pek çok alan gözünüzde canlanıyor.
Soseki, Japon edebiyatında Murakami'yi etkilemiş bir yazardır. Bu nedenle de ben ilk kez merak ettiğim için bu kitabı okumak istedim. Kitabın başlangıç kısmı biraz değişik geliyor insana. Çünkü kitabın kahramanının dilinden anlatılıyor öykü ve bu kahramanın bir adı yok. Belki de yazar hikayenin içine girmemizi, onu içselleştirmemizi istediği için böyle bir yöntem seçmiş.
Kitabın ana karakteri, “Sadece aklın istikametinde hareket edersen insanlardan uzaklaşırsın. Duygularınla hareket edersen sürüklenirsin. Ruhunu açarsan ve dilediğin gibi yaşamazsan sıkışırsın. Nasıl bakarsan bak, insanlarla yaşamak zordur.” fikrinden yola çıkarak boyalarını ve tuvalini alarak bir gezintiye çıkıyor. Bu sırada hem kendini, hem de sanatındaki derinliği bulmayı amaçlıyor aslında. Kendi içindeki eksikliği bu gezide bulmayı amaçlıyor.
Keyifle okunacak kısa bir öykü aslında bu kitap. Satır aralarında oldukça vurucu cümleler de barındırıyor üstelik. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yazar bugüne kadar yayımlanmış pek çok kitabıyla çocuk yetiştirme konusunda ebeveynlere ışık tutuyor. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da çocukları dinlemenin, anlamanın ve onlara değer vermenin ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Sistematik bir şekilde ele aldığı konuları anlaşılır ve sade bir dille anlatıyor olması da yazarın çok okunmasının en büyük nedeni. Bu kitapta da aslında kendi çocukluğumuzda yaşadıklarımızın, anne ve babamızdan gördüğümüz ebeveynlik modellerinin kendi ebeveynliğimizde ne kadar etkili olduğunu oldukça dikkat çekici bir şekilde yazıya döküyor. Yazarın vurguladığı husus son derece önem arz ediyor. Zira biz çocukluğumuzda ne yaşadıysak çocuğumuza da bunu yaşatabiliyoruz. Ya da çocukluğumuzda neyin mahrumiyetini, yokluğunu yaşadıysak biz de kendi çocuklarımıza karşı aşırı korumacı ve onların her istediğini yapacak şekillerde davranabiliyoruz. İnsan için en önemli yaşların çocukluk yaşları olduğunu ve bu yaşlarda yaşanılan olayların bir insanın kişiliğini, işini, aile yaşamını ve hatta çocuklarıyla olan ilişkisini bile nasıl bu kadar etkileyebildiğini bir kez daha öğrenmiş oldum. Kitabın anlatımı sade ve anlaşılır olduğu için herkese hitap ettiğini düşünüyorum.