Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
KY-138843 Tarafından Yapılan Yorumlar
Gülay Göktürk “Özel Hayatlar” eserinde kadın bakış açısıyla; kadın erkek ilişkilerine, geleneklere, cinselliğe, çocuk eğitimine, feminizme ve aile yapısına dair yazdığı köşe yazılarını derlemiş. Genel olarak 1998 – 2000 yılları arasında kaleme alınan yazılar bunlar. Kadınların Türkiye’de neden hep geri planda kaldığını resmediyor sayın Göktürk. Bu resmi kimi zaman kadın hakları adına feminizm oyunu oynayanların yüzüne, kimi zaman ebeveynlere, kimi zamanda biz erkeklerin yüzüne vurduğu için okunması gereken bir kitap. Göktürk’ün o demokratik anlayışından hiçbir taviz vermediğini görmek beni mutlu etti. Zira bu ülkede demokrat görünümlü birçok yazar bazı konularda demokrasiden taviz verirken Gülay Göktürk’ün bu samimiyetsizliğe düştüğüne hiç rastlamadım. İşte bu nedenle şehit analarının çektiği acılara ağlamak gerektiğinin altını çizerken, öldürülen teröristlerin de bir anası olduğunu ve bu anaların acılarını da bir evlat acısı perspektifinden bakarak toplum olarak hissetmek gerektiğini samimiyetle yazmakta ona düşmüş. Özellikle bir erkek olarak, toplum ahlakının bozulmasındaki asıl sebepleri irdelemesi de çok hoşuma gitti diyebilirm.
Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren Trabzonspor taraftarları kendi kitabını Harun Çelik liderliğinde derlemiş. Çok da güzel olmuş. Tabi bir Trabzonsporlu olarak kitaba duygusal anlamda yaklaşmam kabul edilebilir bir şey. Trabzonspor’un her şeyden önde tutulduğu bir şehirde imamın Cuma namazına tekbir getirmeden önce, Faruk Özak’a, Arçil ve Şota transferindeki son durumu sorması ancak bu şehrin futbol kültürü ile anlaşılabilir. Kitapta çok duygusal yazılar anılar olduğu gibi sizi gülümsetecek sayfalarda az değil. Trabzonsporlu olmayabilirsiniz, ama bu kitaba rastladığınızda bir göz gezdirin derim. Göz gezdirin ki sezon sonlarında 81 ilin içinde neden sadece bir şehirde şampiyonluk turu atılmaz sorusunun cevabını da öğrenmiş olun. Benim şehrimin Trabzonspor’u için emek veren tüm taraftarları başta Sayın Harun Çelik olmak üzere tebrik ediyorum. Kitaplık rafında yer alan bu müstesna eseri tüm Trabzonspor'lu taraftarların ve futbolseverlerin okumasını tavsiye ederim.
Bugüne kadar okuduğum en kapsamlı ve objektif 12 Eylül kitabı diyebilirim. 658 sayfa olması gözünüzü korkutmasın. Zira 12 Eylül’e giden yol bu hacimden daha az anlatılıyorsa bilin ki o eser taraflı ve belirli gelişmeleri bilinçli sümen altı eden ideolojik bir eserdir. Bu tarz onlarca kitap okudum. Ya ülkücüler mağdur gösterilip ülkeyi anarşi ortamına boğan kesimin Sol örgütler olduğu anlatılır, ya da sol örgütlerin mağduriyeti ülkücülerin faşist eylemlerine bağlanır. Yakın tarihin bu şekilde belirli olayları görmezden gelerek anlatılması yazarların siyasi görüşünün bir yansımasıdır aslında. Ertuğrul Alatlı müdahaleye tanıklık yapmış bir general. Bu durumu önsözde belirtiyor ve yorum yapmayacağının altını çiziyor. Eser 12 Mart muhtırası ile başlıyor. Yani kitap bir 12 Mart darbesi eseri değil. 12 Mart muhtırasından sonra 12 Eylül darbesi ile son buluyor. Bu süreçte ülkeyi anarşi çemberine sıkıştıran basiretsiz siyasetçilerin kendi aralarındaki iç çekişmeleri okudukça sinirleniyorsunuz. Bu başrol siyasetçileri AP genel başkanı Süleyman Demirel, CHP genel başkanı Bülent Ecevit, MHP genel başkanı Alparslan Türkeş ve MSP genel başkanı Necmettin Erbakan. O yıllardaki karmaşayı okudukça bu siyasetçilerin bu ülkede yıllarca nasıl siyaset yapabildiklerini sorgulamanız gerekiyor.
Kitap 12 Eylül’e giden yolu anlatan eserlerden kronolojik alıntı ve röportajlarla ilerliyor. Bu nedenle de Tariş olaylarının yanında Kahramanmaraş olaylarını da okuyorsunuz. İki siyasi görüşünde kurtarılmış bölgeler kurarak devleti yok sayan terör olaylarını takip ediyorsunuz. Bahçelievler ve Balgat katliamlarının, Abdi İpekçi cinayetinin perde arkasındaki başrol oyuncusu Abdullah Çatlı’yı okudukça bugün hala üstü kapanmış Susurluk’u düşünüyorsunuz. Bunları neden yazdığımı da belirteyim.
TRT-1’de 2008 yılı içerisinde başlayan “Şahların Labirenti” adlı bir program var. Program yakın tarihi anlatması açısından övülen bir programdı. Tamda bu kitabı okuyup bitirdiğimde ilgili programa rastladım ve geç saatte yayınlanmasına rağmen izledim. Tesadüf eseri tamda 12 Eylül’e giden sürece gelinmiş belgeselde. O kadar çok şey atlanmış ki “Müdahale” adlı eseri okumasam programının objektif bir belgesel olduğuna inanana bilirdim. Ama hayır! MHP Genel başkan yardımcısı Gün Sazak’ın öldürülmesi anlatılırken mesela CHP İstanbul milletvekili Abdullah Köseoğlu’nun öldürülmesini pas geçiliyor. Aynı yıllarda yaşanan gelişmeler olmasına rağmen Tariş olaylarından bahsedilirken Maraş olaylarından bahsedilmiyor. Program bittiğinde belgeselin danışmanının Sadi Somuncuoğlu olduğunu gördüm! İşte sevgili kitapseverler; yakın tarihin doğru analizini yapmak için her iki siyasi görüşe mensup yazarlarında kitaplarını okumak gerek. Yoksa gerçeklerle yüzleşme şansımız olamaz. Ertuğrul Alatlı’nın bu eserini bu nedenle şiddetle tavsiye ediyorum. Yorumsuz ilerleyen eserin Mahir Kaynak’ın “Türkiye’de anarşi görevini bitirdiği için 12 Eylül’de bitmiştir” yorumu da bu sürecin bir anlamda özeti aslında. Bu ülkede sağ ve sol birbirini öldürerek sadece dış güçlere hizmet etmiş, kullanılan gençlik, basiretsiz siyasetçiler nedeniyle planlanmış bir darbeye farkında olarak ya da olmayarak ön ayak olmuştur. Okuyun… Sizde bu sürecin sonucunu kendiniz oluşturun.
Nazlı Ilıcak, 28 Şubat sürecinde halk iradesine irtica teorisi ile dayatılan baskılar sonucu RefahYol hükümetinin istifası ile sonuçlanan örtülü darbeye, fikirleri ve yazıları ile en fazla karşı çıkan aydınlardan biriydi. Bu dönemde yazılan köşe yazılarının kitaplaştırılmasını, tarihe düşülen önemli notlar adına önemsiyorum. Nazlı Ilıcak; Akşam gazetesi ile Yeni Şafak gazetesinde 28 Şubat süreci sonrası kurulan AnaSol-D hükümeti döneminde kaleme aldığı yazılarını derlemiş bu kitapta. Sürece dair eleştirilerini bu darbe sonrasında da cesaretle ifade etmiş. Bu kitabın ayrı bir önemi ise RefahYol hükümeti yıkıldıktan sonraki süreçte, medya patronları ile siyasilerin yolsuzluk yarışını gözler önüne sürmesi. RTÜK kanununa göre medya patronlarının, hiçbir sektörde faaliyet göstermeme yasağını nasıl delip özellikle enerji sektöründe nasıl ihaleler aldığını, dönemin kukla hükümetinin de susmaktan başka bir şey yapmadığını, askerlerin üniformaları ile son sürat bulaştıkları siyasete devam ettiklerini okuyup yakın geçmişi hatırlayacaksınız. 28 Şubat sürecini haklı bulan antidemokratik insanlardan biri iseniz tabiî ki bu kitabı okumayın. Bu kitap halk iradesine inanan ve demokrasiyi içine sindiren, sloganlardan arınmış bir Cumhuriyet ve Atatürkçülük anlayışı olan insanlar için derlenmiş bir kitap…
Yıllar sonra Reşat Nuri Güntekin eseri okurken oldukça keyifli bir zaman dilimi geçirdim. Başka bir erkekle trafik kazası geçiren Züleyha ile hastaneden karısını alarak memleketine götüren kocası Yusuf’un hikâyesini okuyacaksınız. Kocasını aldatan Züleyha’ya başta kızıp Yusuf’un erkeklik gururunu sorgularken çıkılan yolculukta iki kahramanın ilişkilerinin boyutunu öğrendikçe zaman zaman Züleyha’ya zaman zamanda Yusuf’a hak vereceksiniz. Deniz yolculuğu esnasında Züleyha Yusuf’la evliliğe varan geçmişini gözden geçiriyor ilk bölümlerde. Bu bölümlerde Reşat Nuri Güntekin’in bir düğün tasviri var ki enfes demek lazım. Eserin sonunda birbirini anlamayan, daha doğrusu anlamak için bir türlü açık açık konuşmayı beceremeyen iki insanın ayrılışına tanık olmak hüzünlendirdi beni. Özetle Türk Edebiyatının klasiklerinden biri olan “Eski Hastalık” eserini zevkle okuyabilirsiniz.