Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

KY-138843 Tarafından Yapılan Yorumlar

15.12.2008

Kürtleşen Türkler eserinde Macit Gürbüz, etnik ayrımcılık adına Türkiye’de yürütülen bilinçli Kürtleştirme politikalarını anlatmaya çalışıyor. Kitabın giriş bölümünde Kürt tarihinin bir muamma olduğunu, çok eski tarih kayıtlarında bile Kürt ırkından ve böyle bir kimlikten bahsedilmediğini okuyorsunuz. Çeşitli efsanelere dayandırılarak bir Kürt tarihi oluşturulmaya çalışıldığını ve bunu yaparken hiçbir kayıt ve kanıta rastlanmadığının altını çiziyor. Osmanlı döneminde dağda yaşayan Türkmenlere genel anlamda “Kürdi” dendiğini ve bu ifadenin dağda yaşayan dağlı anlamında kullanılırken yıllar sonra nasıl etnik bir ayrımcılık ifadesine dönüştüğünü vurguluyor. Buraya kadar eser hakkında olumsuz bir izlenim ve yazarın objektifliği konusunda bir tereddüdüm olmadı. Ancak ilerleyen bölümlerde Yavuz Sultan Selim’in, bugün ızdırabını hep beraber yaşadığımız bölücü terörün temelini attığına dair iddia ve bu iddianın sayfalarca işlenmesi kitabın yazılış amacını da sorgulamama sebep oldu ister istemez. Yavuz Sultan Selim’in ve genel olarak Osmanlı’nın Türkleri adam yerine koymadığının altını çizmekte ısrar eden Macit Gürbüz, Kürtlere tanınan hak ve özgürlükler nedeniyle o dönemler çoğu Türkmen’in farkında olmadan Kürtleştiğini ispatlamaya çalışıyor. Türklere uygulanan baskılar, vergi yükleri ve zulümlerin Kürtlere uygulanmadığını, bu nedenle de bu baskı ve zulümden kurtulmak için bölgede insanların Arabım ya da Kürdüm dediklerini ve göç ettiklerini falan yazmış. E o zaman bende Macit Gürbüz’e soruyorum:



Hem Osmanlı’nın dağda yaşayan Türkmenlere “Kürdi” dediğini yazacaksın. Sonrada Türkmenlere zulüm ve baskıdan bahsedeceksin. Ortada bir baskı ve zulüm varsa devlet kendi ifadesi ile dağlı Türkmenlere de aynı baskıyı neden yapmasın? Burada kendi tarihi geçmişini kabullenmeme, Türklüğü Osmanlı’dan tamamen soyutlama gibi bir siyasi görüş var.



Macit Gürbüz ilerleyen bölümlerde bugünün Türkiye’sinde Kürt kimliklerini ön plana çıkaran illerde; kullanılan dil, aidiyet hissi gibi istatistikler sunmuş. Burada amaçlanan sonuç; Türkiye’de zannedildiği ya da zannettirildiği gibi bir Kürt kimliğinin olmadığı. Kitabın konusu açısından gerekli bir bölüm. Ancak burada istatistikleri verilen iller: Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Batman, Şırnak ve Kilis.



Bingöl, Van, Bitlis, Ağrı, Hakkâri, Tunceli gibi Kürt kimliğinin yoğun olarak hissedildiği bölgeler istatistiklerde yer almıyor. Bu nedenle bu istatistiklerin genel sonuçları da objektiflikten uzak. Malatya’yı istatistiklere koymayan Macit Gürbüz, Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığını Kürtlerin her türlü haklara sahip olduğunu anlatmaya çalıştığı bölümlerde kullanmış nedense.



Yani özetle kitap emek verilmiş, araştırılmış bir eser olmasına rağmen özünde bazı konuları es geçerek soruna objektif yaklaşmamış bana göre. Evet, Kürt diye bir kimlik olmayabilir. Ama bizim Kürt diye kabul ettiğimiz insanların yoğun olarak yaşadığı şehirlerdeki devlet politikalarını sorgulamamız gerekiyor. Kitap bunu yapmayıp sadece Kürt kimliğinin tarihine odaklansaydı daha başarılı olurdu bence.
14.12.2008

İnsanlık bugün O’nun (sav) gibi yaşayan insanlara muhtaç... Çevremizdeki din bezirgânlarını, lüks içinde yaşayarak gösteriş yapıp Müslümanlığı kimseye bırakmayan samimiyetsiz insanları gördüğümüzde, yokluk içerisinde cahil bir topluma ilahi mesajı vermek için mücadele eden Efendimize (sav) daha çok ihtiyacımız olduğu bir gerçek. Bugün O (sav) yok. Ama bizlere bıraktığı sünneti var. Bu sünneti misvak kullanmanın ötesine götürmeye ihtiyacımız var. Onun güvenirliğini, hoşgörüsünü, merhametini, temizliğini, adaletini, çocuk sevgisini, aile hayatını yaşamımıza rehber edinmemiz gerek değil mi? İşte bu eser O’nun (sav) o örnek sıfatlarını kısaca özetleyip ümmetine hatırlatma görevini üstlenmiş samimi bir kitap.
12.12.2008

Yıllar önce okuduğum Yurdunu Kaybeden Adam eserinin tadına anlatım tarzı ve betimlemeler dışında yanaşamayan; sıradan bir Cengiz Dağcı eseri. Yazarla tanışmayanlar için kesinlikle ilk tercih edilmemesi gereken bir kitap. Gençliğinde Gurzuf’tan ayrılmış Niyazi’nin yıllar sonra vatanına dönüşünü konu alan eserdeki bölümlerin birbiri ile hiçbir ilgisinin olmaması, hacmi küçük kitapta çok can sıkıcı diyebilirim. Savaş arifesinde Niyazi’nin ağzından Gurzuf ve geçmişine ait düşünceleri okurken bir bölümde neden Rus askerin karısı Anna Arkadiyevna’ya aşık olduğunu anlayamıyorsunuz. 112 sayfada birbiri ile özünde hiçbir ilgisi olmayan olaylar, okuyucuda hiçbir merak uyandırmayan kurgu ile bir sokak köpeği ile sığınılan evde son buluyor. Evet, Niyazi vatanına, toprağına dönüyor. Ama bu dönüşü birkaç cılız milliyetçilik ve aidiyet hissiyatı ile süslemeye çalışan Cengiz Dağcı bana da kitaba başlamadan önceki zamana dönmeyi arzulattı diyebilirim.
11.12.2008

Nihat Genç’in daha önce kitaplarından bazılarını okumuş biri olarak Nöbetçi Yazılar’da ne ile karşılaşacağımı biliyordum. O bildiğim sert, hatta çok sert eleştirilerle yüklü ifadeler, zaman zaman argo ve küfürle etkisini kuvvetlendirmiş bir üslup. Nihat Genç’in yazılarını okurken bu dünyada ona mutluluk veren hiçbir şeyin olmadığını düşünebilirsiniz. Ama Genç’in yazarlığı böyle bir şey zaten. Nihat Genç halk adına kalemi eline alan ve lafı dolandırmadan yanlışları yerine göre en ağır üslupla dile getirme cesaretine sahip belki de tek yazar bu ülkede. Üslubunu eleştirebilirsiniz. Ama yazdığı her yazıda ona hak verme zorunluluğunuz var bana göre. Nöbetçi Yazılar kitabı; sadece “Karagöz” yazısında hiç edilen bir kültürü masaya yatırması ve bu kültürün bugün Hacivat görünümlü sözde aydınların elinde tarumar edilmesini konu alan enfes yazısı için bile okunmaya değer. “Son Bölüm Şenlikleri” “Suçlu Cumhuriyet Üniversiteleridir” “Eleştiri Olmadan” “Pasif Direnişin Nimetleri” kitap içerisinde en fazla beğendiğim diğer yazıları… “Fişfişleme Edebiyatı” yazısında edebiyat ve medya dünyasında yapılan fişleme ahlaksızlığını eleştirirken kendisinin de yazı içerisinde fişleme yapması, kendisini eleştiren bir psikologa cevap anlamında yazdığı yazıdaki gereksiz sert üslubu kitabın eksi yanları bana göre. Zira Nihat Genç hemen her yazısında “Benim sizin sevginize reklamınıza ihtiyacım yok” ana fikrini savunurken kendi ifadesi ile onu okumamış biri için kendisini bu kadar yormasına gerek yok. Nihat Genç’i bilenler biliyor. Onu bilenlerden biri olarak yazıyorum bunu. Özetle Nihat Genç’i okuyun ve gerçeklerle tanışın. Kamyon çarpmışa dönebilirsiniz. Ama buna değer. Son bir not: Yıllardır TV ekranlarında yüzlerce bilim adamını konuk edip sohbet etmelerine rağmen yazdıkları kitaplarda ve gazete köşelerinde basit cümleler ve alt yapısı olmayan bomboş fikirler yazan insanları okuyucunun gözüne soka Genç’i tebrik ediyorum. Bu insanların kim olduğunu merak edenler kitabı okusun bir zahmet…
02.12.2008

Sarıkamış faciasını, duygusal yönünden ziyade komuta anlamındaki yanlışları ile kısaca özetleyen bir kitap. 80 bin askerin kar ve soğuğa yenik düştüğü bu dramın özetini okumak istiyorsanız sıkılmadan bir iki saatte bitirebileceğiniz bir eser bu. Ayrıntılara girmeden, faciada başrol oynamış başta Enver Paşa olmak üzere diğer şahsiyetlerin kimliklerini hafızanızda tazelemeniz için okuyabilirsiniz. Eser; Sarıkamış’ın dondurucu soğuğuna feda edilen askerlerin dışında, bugün pek konuşulmayan Sina yarımadasındaki faciayı da hatırlatmış okuyucuya. İngilizlere karşı kazanılması mümkün olmayan Kanal seferi ve burada sıcağa feda edilen askerlerimizi de aynı zihniyetin heba etmesini okumak üzücü ve sinir bozucu.