Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
KY-138843 Tarafından Yapılan Yorumlar
Temel bir konunun olmadığı bir eser arıyorsanız Ağaoğlu’nun bu kitabını okuyabilirsiniz. Eserin ilk 70 sayfasını atlatırsanız bitirmekte nasip olacaktır. Anlamadığım şey şu: Bir kitabın psikolojik roman sınıfına girebilmesi için bu kadar birbirinden kopuk ifadeler ve zamanlar mı kullanılması gerekir. Sonuç olarak sıkılarak bitirdiğim bir kitaptı. Roman karakterleri birbirinden kopuk bölümlerde sürekli hataları ile yüzleşiyor. Adalet Ağaoğlu bu eseri ile 80 öncesinin toplumsal bir analizini yapmış sözde. Her karakterin ağır cinsellik hesaplaşmasının adına ben toplumsal analiz diyemem. Seçilen üç beş kişi de mutsuz, cinsel istismara uğramış karakterler. Ölüm döşeğinde sürekli ayetler mırıldanan Emin Efendi, bir bakıyorsunuz torunu Kısmet’in elini cinsel organına götürüyor. Yani neresinden bakarsanız bakın bana göre kötü bir eserdi. Bu ülkede isim yapmak için sanırım bu tip kitaplar yazmak gerekiyor. Okuduğum ilk ve sanırım son Adalet Ağaoğlu kitabı…
İnsanoğlunu yeri gelir esir yeri gelir vezir eder aşk. Aşkını evlilik ile helali yapanlara, helali varken şeytana uyup nefsine yenik düşenlere, hasret çekip kavuşamayanlara, aşkının kıymetini bilemeyen biçarelere yazılmıştır bu eser… Senai Demirci hikmet dolu öyküleri ve size pusula olacak düşüncelerini işlemiş satırlara. Okuyup nasiplenmek önce Yaradan’a sonra sizin emeğinize kalmış.
Seçilen hayli ilginç bir konu Tanpınar’ın elinde farklı tatta bir esere dönüşmüş. Hayatı boyunca feleğin çemberinde biçare kalmış Hayri İrdal’ın ağzından okuyorsunuz kitabı. Saatlere meraklı olan Hayri İrdal’ın yaşamı kitabın adını taşıyan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurmak için karşılaştığı Halit Ayarcı ile değişir. Bu değişimi Hayri İrdal ile Halit Ayarcı’nın topluma, meselelere bakış açılarındaki farklılıkları okuyarak sıkılmadan takip ediyorsunuz. Açıkçası zaman zaman günümüzde hizmet sektörünün önemini bile düşündüm ben kitabı okurken. Tanpınar işlediği konuyu ince mizah ile de bol bol süslemiş. Kendini Hollywood yıldızı sanan bir eş, psikolojik tedavi seanslarındaki Doktor Ramiz, Cemal Bey ve tabut kıran Hala. Karakterler gerçekten çok güçlü işlenmiş. Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi saçma bir fikrin nasıl hayata geçirildiğini ve nasıl tepetaklak olduğunu okuyacak ve okurken satırlar arasında toplumsal değerlendirmeleri eleştirileri sezeceksiniz.
İskender Pala’nın okuduğum ikinci eseri… Sayın Pala’nın divan edebiyatına olan aşkı bu eseri ile devam ediyor. Edebi yönünü çok güçlü bulduğum, işlediği konudaki kurgu heyecanının vasatı aşmadığını hissettiğim bir roman bu. Babil Cemiyeti adında dünyanın geleceğine yön veren 7 bilim adamından birinin, Kanuni döneminde Fuzuli’ye Babil’in altın hazinelerine giden yolu ve sırrını emanet ederek intihar etmesi ile başlayan kitap yaklaşık 400 yıl sürüyor. Bu 400 yıl boyunca Fuzuli’nin, Leyla İle Mecnun eserinin içine gizlediği 7 sırrın peşine düşen Babil Cemiyeti ve hazine avcılarının hikâyesini okuyacaksınız. Bu 7 sırrı keşfedenin dünyaya hakim olacağını bilen Cemiyet üyeleri, Babil altınları ile de uzay yolculuğuna çıkacak bir düşüncenin maddi yönünü hayata geçirebilmek için Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’undaki sırlarını çözmeye çalışırlar. Bu 400 yıl boyunca Cemiyet üyeleri, sırrı ve kitabın peşinden gidecek kişileri de belirleyip hayata gözlerini yumarlar. Sırrın peşinde hep 7 kişi olur. Eser Leyla ile Mecnun kitabının anlatımıyla yol alır. Leyla’sını kaybeden Kays (kitap) efendisi olan Fuzuli sayesinde Babil Cemiyeti sırrını taşır sayfalarında. 400 yıl boyunca elden ele ülkeden ülkeye seferler yapan kitap, Leyla’sını arar sürekli. Kimi zaman Osmanlı sarayında bir cariyenin koynunda sabahlar, kimi zaman şair Nedim’in kitaplığında, kimi zaman Evliya Çelebi’nin elinde ülkeler dolaşır. Kitap Namık Kemal’in eline geçip Tanzimat dönemini bile görür. Kitap boyunca aşkın anlatılmadığı dile getirilmediği yer yok gibi. İskender Pala gerçekten dâhiyane bir yol izletmiş eserine. İskender Pala’nın diline aşina olmayanların sıkılabileceği, onu sevenlerin hayranlıkla okuyacağı bir eser diyebilirim.
Asıl olan, Mevlana konuşurken bizim susmamızdır. Ama sayın Cihan Okuyucu'nun hazırladığı Mevlana eseri hakkında bir iki kelam etmekte okuyucuya düşen bir görevdir. Kitabın en çok hoşuma giden tarafı Mevalana'nın o enfes beyitlerinin dışında kurguladığı hikayelerdi. Kitap boyunca açıklanmaya çalışılan konuları bu hikayelerle insanlara aktarmak çok hoş. Önce kim olduğumuzu sorgulatarak başlayan eser, insanlık mertebeleri, dünya hayatı, tevbe, ölüm, kulluk ve ibadet gibi ana başlıklarla devam ediyor. Bu çağlar üstü sese kulak vermek isteyenler pişman olmayacaktır.