Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
KY-138843 Tarafından Yapılan Yorumlar
Casusluk ve istihbarat alanında kariyer yapmış bir yazarın bu eserini bitirdiğimde “Ben bu kitabı neden okudum” sorusunu sordum kendime. Kitap kötü mü? Hayır değil. Sade bir dille ve okuyucuyu sıkmayan bir çeviri ile hazırlanan kitap okunabilir niteliğe sahip. Ancak bitirdiğimde aslında başka bir kitaba zaman ayırsaydım dediğim bir eserdi. 20. yüzyılda, ağırlıklı olarak 2. Dünya savaşı öncesi ve sonrasında yaşanan istihbarat mücadelelerini romansı bir dille anlatmış Volkman. Kitap’a Alman istihbaratının genel itibari ile içler acısı casusluk başarısızlıkları hakim olmuş. Eserde öyle soluksuz ve çok şaşıracağınız operasyonlar yok. Geneli “karşı casusluk” sınıfına giren ve kendi ülkelerine kazık atan casusların hikâyelerinden oluşuyor. 5–10 yıllık operasyonlar 5–10 sayfada anlatılarak özetleniyor. Bu da doğal olarak sizin beklentilerinizi hayal kırıklığına uğratıyor.
“Ey bu devrin kara bahtlı, nice devrimlere uğramış gençleri; viraneye dönmüş bir savaş meydanının akşamında inleyerek yarasını sarmaya çalışan bir ‘kılıç artığı’ nesil olsanız da, Türkçenin son rönesansına tuğla taşımış bir yazarın eseriyle karşılaşırsanız önünde hürmetle eğilmeyi ihmal etmeyiniz” Böyle söylüyor kitabının bir paragrafında Ahmet Turan Alkan. Evet! Bende sevgili yazarın üslubunun ve dilinin önünde daha önce çok kere yaptığım gibi hürmetle eğiliyorum. Okuyun Ahmet Turan Alkan’ı… Okuyun ki; dünyadaki en büyük yalnızlığın iftar sofralarındaki yalnızlık olduğunu ruhunuzda hissedin. Okuyun ki, içi boşaltılıp tatile dönüştürülen dini bayramlar ile sıradan tatillere bayram sıfatı yakıştırmadaki çelişkiyi düşünün. Okuyun ki, edebiyat kitaplarımızda eski lisanın gülünçlüğü yönünde fikir telkin etmek için yazılan ve bugün okuduğumuzda bir şey anlamadığımıza utanmak yerine cahilliğimizle dalga geçtiğimiz Divan şiirini tanımaya çalışın. Okuyun ki, Türk musikisinin, türkülerin o eşsiz dünyasında seferler yapın. Okuyun ki, taşrada nice ümit ve fedakârlıklarla çıkarılan ve kısa sürede can veren matbuat aleminin çilekeş mahalli dergi ve gazetelerinin dramına hüzünlenin. Yani kısaca Ahmet Turan Alkan’ın o engin fikir dünyasında geçmişten günümüze doğru zaman zaman hüzünlü zaman zaman tebessümün hakim olduğu bir yolculuğa çıkın.
MEDYA GERÇEĞİ
Noam Chomsky
Noam Chomsky ABD politikalarına, mensubu olduğu ülkenin ferdi olmasına rağmen en muhalif kişilerden biri olarak tanınıyor. Günümüzde Afganistan, Kuzey Irak müdahalelerini kâğıt üstünde sözde Demokrasi uğruna yapan ABD, dünde soğuk savaş döneminde komünizm etkisinde olan ülkelere benzer mazeretlerle müdahale etmişti. Hem siyaseten hem de çeşitli ekonomik ambargolarla yıkmaya çalıştığı ve çoğunda da başarılı olduğu bu ülkelerde, sebep olarak yadsınamaz olan bir medya desteğinin altını çizen bir eser bu kitap. Honduras Nikaragua gibi ülkelerde yaşanan insanlık dışı eylemlere ve politikalara o günün medyasının bilinçli olarak nasıl baktığını gözler önüne seren derin bir çalışma. Ancak eserde çok sık kullanılan cümleler arası parantezler okuyucuyu oldukça fazla yoruyor. Bu durum anlam bütünlüğünü bozuyor. Ben eserin 1993 basımını okudum. Belki yeni basımlarda bu sorun ele alınmış olabilir. Bugün İsrail’in bir anlamda hamisi olan ABD, Ortadoğu’da özellikle Filistin’de yaşanan insanlık dramına seyirci kalışının nedenlerini ve bu ülkenin o ünlü medya kuruluşlarının da nasıl seyirci kaldıklarını ayrıca kitapta bulacaksınız. Chomsky’nin Türkiye’yi kitabına taşıdığı birkaç sayfasında Güneydoğu problemini, terörü pas geçerek yanlış değerlendirmelerde bulunması kitabın genel başarısının notunu kırsa da özünde başarılı bir eser.
Mustafa Armağan’ın eserin başından sonuna kadar anlatmaya çalıştığı şey; Osmanlı’yı önyargılardan, kalıplaşmış, ezberletilmiş ve sorgusuz sualsiz kabul edilmiş doğru sanılan verilerden bağımsız olarak okumak ve değerlendirmek gerektiği. Bu anlamda Kanuni devrinden sonra gerileme dönemi olarak değerlendirilen, yaklaşık 350 yıl boyunca sanki hiçbir şeyin doğru yapılmadığı izlenimi verilen tarihi sürecin bu kadar basite indirgenemeyeceğini anlatıyor haklı olarak. Ancak bunu yaparken, tarihle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ya da tarih hakkında söz söyleme salahiyetleri kısır olan Çetin Altan, Necip Fazıl Kısakürek ve Yılmaz Karakoyunlu gibi insanların yazdığı kitaplardan alıntılar yaparak yanlışlarını sergileme çabasına girmesi de gereksizdi bana kalırsa. Tarihi kulaktan dolma ezber bilgilerle değerlendirmeyen insanlar için yukarıda zikredilen şahısların tarih adına söyledikleri sözlerin hiçbir önemi ve değeri yoktur. Biz Halil İnalcık, İlber Ortaylı gibi değerli hocaların birikimleri ile okuruz tarihimizi. Kavga etmeyiz ve tapmayız da aynı zamanda. Mustafa Armağan’da bunu bilmeli bence. Evet, bu ülkeye belki matbaa geç girdi. Şimdi matbaa var, ama biz hala okumuyoruz. Bu bile matbaa hakkında kalıplaşmış “Matbaa geç geldi geri kaldık” sloganının ne kadar doğru olabileceğini sorgulamamıza yeter bir sebep değil mi bugün için…
Nuriye Çeleğen çok kısır, okuyucuya ekstra hiçbir bilgi vermeyen bir eser hazırlamış. Peygamber efendimizin hayatını anlatan kitaplarda her zaman okuyabileceğiniz örnekler kısacık cümlelerle oldukça sıradan betimlemelerle başlıklar halinde sıralanmış. Efendimizin kadınlara nasıl davrandığı sorusu kitabın ismi için oldukça iddialı. O’nu (SAV) tanımayanlara bana göre hiçbir şey veremez bu kitap. Özellikle Hz Aişe ile ilgili bazı örnekler bana hiç inandırıcı gelmedi. Ben efendimizin Hz Aişe’ye sinirlenip “Ellerin Kurusun” gibi beddua ettiğini daha önce hiç okumadım. Yine Hz Aişe ile ilgili örneklerin hemen hemen hepsi Hz Aişe’nin kıskançlığı, hatta bu kıskançlığı sebebiyle diğer hanımlara karşı yanlış davranışlarına efendimizin örnek müdahaleleri olarak resmedilmiş kitapta. Bana göre Nesil yayınları iddialı bir isimle çok başarısız bir kitap yayınlamış. İçerik, anlatım, örnekleme ve kaynak kullanımı açısından Hz Muhammed’in (SAV) hayatından kesitler sunma iddiasındaki okuduğum en kötü kitap diyebilirim.