Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
KY-138843 Tarafından Yapılan Yorumlar
Şeyh Şamil’in sağ kolu olan Hacı Murat’ın Ruslara sığınmasını konu eden, dar kapsamlı kurgu fakiri bir Tolstoy romanı… Konunun gerçekte tam aksi olması, yani Hacı Murat’ın aslında Ruslara casusluk amacıyla sığınması inandırıcı bir roman kimliğinden uzaklaştırıyor okuyucuyu. Okuduğum en sıradan Tolstoy kitabı diyebilirim…
Bizim gibi 1978 yılında doğan nesil, bebeklik çağlarında Türkiye’de yaşanan sıkıntılara fakirliğe birebir şahit olmamış bir nesil. Kuyruklarda geçen, her gün sağcısı solcusuyla bölünmüş sokak manzaralarını görmeyen bir nesil. İşte bu nesil, ancak kitaplardan öğreniyor 12 Eylül öncesi ve sonrası Türkiye’sini. Demokrasinin tatile çıktığı, askerin sorgu ve işkence dolu mahkemelerini bilmeyen, dayatılan bir anayasanın gölgesinde bugün yaşayan bu kuşak okumalı önce 12 Eylül’ü… Tarihe bıraktıkları bu kapsamlı çalışma için yazarları kutluyorum… Ve o günlere dönmemek için aklımızı başımıza almalıyız diyorum.
Osmanlı padişahları içinde ayrı bir yeri olan 4. Murat dönemini anlatan bir eser. Ayrıntıya girmeden, devrinin önemli olaylarının sade bir dille anlatıldığı kitabı sıkılmadan okuyabilirsiniz. 28 yaşında hayatını kaybeden, gücü ile yasakları ile idamları ile ünlü bir padişahın kısa ömrüne sığdırdığı bir hükümdarlık dönemi…
Uğur Mumcu ile tanıştığım ilk eseri. Bu zamana kadar geç kalmışlığım, bir okuyucu olarak benim hatam. Bu hatada ideolojik saplantılarla yayın yaptığına inandığım Cumhuriyet gazetesinde yazmasının da etkisi var tabi... Ölümünden sonra derlenen 27 seri nolu eseri, adıyla içerik yönünden pek bağdaşmıyor. Bu esere “12 Eylül ve Şeriat” başlığını atan UMAG çalışanlarına kitapta derlenen köşe yazıları ile bu başlığın ne alakası var diye sormak isterim… Uğur Mumcu’nun bu derlenmiş eseri, 1986 yılının 2. yarısına ait yazıları ihtiva ediyor. Ve bu yazılarda esaslı bir Demirel - Özal eleştirisi mevcut. 1988 seçimleri öncesi değerlendirmelerin yoğun olduğu kitapta Mumcu’nun o gün sorduğu soruların cevabını bugün bile veremeyecek siyasetçilerin oldukça fazla olması, merhumun kemiklerini sızlatıyordur şüphesiz. Yer yer ince mizahla kaleme alınmış bir yakın geçmiş panoramasını zevkle okuyacağınıza eminim…
Kendi kirli tarihine bakmadan bugün sözde Ermeni Soykırım iddialarını her fırsatta dünya gündemine taşıyan bir Fransa’nın, Cezayir’de uyguladığı terör ve vahşet nedense gündemde pek tutulmuyor. Bunun bir nedeni de bu konuda yayınlanan eserlerin azlığı olabilir. Kenan Akın’ın bu boşluğu doldurmak adına kaleme aldığı esere verdiği emek için bir okuyucu olarak teşekkür ediyorum. Ancak kitabın içeriğinin çok cılız kaldığını da vurgulamak istiyorum. Elde bu kadar fazla vesika varken bu kadar yüzeysel bir çalışma yapmak Kenan Akın’a yakışmamış. Anlatım tarzı da oldukça kötü diyebilirim. Başarılı bulmadığım bir araştırma kitabı…