Toplam yorum: 3.285.048
Bu ayki yorum: 6.574
E-Dergi
Sinan Civelek Tarafından Yapılan Yorumlar
türkistan dünya hakimiyetinde önemli jeopolitik öneme sahip bir bölgedir. Bu çalışmanın da bu düşüncemi doğrular nitelikte olduğunu düşünüyorum
efendilik, şarkiyatçılık, kölelik hep yan yana anılan fakat aralarında uçurum bulunan bu olguları aynı kitapta toplamayı başaran yazarımıza sonsuz teşekkürler. çalışmanın satır aralarında bu kavramların içeriğini son derece güzel doldurmuş olması kitabın en önemli başarısı diye düşünüyorum.
tarihi ipek yolu üzerinde Kırgızların ve diğer boyların bazılarının bağımsızlık peşinde koşmalarının, ilerleyen zaman zarfında Göktürklere verdiği zarar çok ağır olmamıştır. Çünkü Göktürk Devleti’nin yıkılışından altmış yıl sonra, Türkler Uygur Devleti adı altında yeniden bir devlet kurmuşlardır. tarihi ipek yolunun tekrar çanlandırılması Orta Asyada güç dengesinin değiştireceği bir gerçektir. bu çalışmanın da sanırım ana teması bizi o noktaya götürüyor.
Rusya’nın özellikle etnik Ruslar için tehlike olarak görüldüğü Orta Asya’da esen milliyetçilik rüzgarları aslında intikam duygularıyla Rusya’ya karşı başlatılan bir başkaldırı hareketi değil, eşitsizlikleri bertaraf etmeye ve kendi ülkelerinde doğal haklarını kazanmaya yönelik hareketlerdir. ayrıca Diğer bir açıdan, tarihsel boyutla bir değerlendirme yapacak olursak hiçbir devlet topraklarının bir kısmından vazgeçmeyi kabul etmez. Türkiye’nin günümüzde Kıbrıs’ta verdiği mücadele bunun en iyi örneğidir. 20.yy.ın içindeki Orta Asya’daki milliyetçi çatışmalar da bunun gibidir. Sovyet Milliyetçiliği (!) Birliğin kapsadığı bölgelerin tümünde tek bir ulus inşa etmenin resmi ideolojisiydi; oysa günümüzde, Sovyet sonrasında ortaya çıkan devletlerin her birinde kendi milliyetçi ve milliyetçilik karşıtı tutumların yaşamaya devam ettiğini görmekteyiz. nitelik makalelerle dolu bu çalışmanın en ilginç yanı da şudur:Orta Asya’daki bugünkü sınırlar çizilirken de milliyet, kültür, din, dil ve ekonomik şartlardan çok Komünist Partisi Merkezi’nin amaçları göz önünde bulundurulmuştur. Bu amaçların temelinde de halan daha Stalin diktatörlüğünün büyük tehlike olarak gördüğü Türkçü ve İslamcı hareketlerin önlenmesi ve bunun içinde Türk Devletlerinin dil, kültür ve ekonomik bağımsızlık açısından farklı kısımlara parçalanması oluşturuyordu düşüncesinin bütün makalelerde aynı yolda kesişmesi olmuştur.
“Rus yöneticilere sığınmak Kırgızlar için sadece kendi çıkarlarını ve ırklarını koruma amacıyla olmuştu. Kırgızların duyduğu bu ihtiyaç şüphe edilemeyecek derecede gerçekti. Ben o zamana ait olan şu görüşü doğrulamıyorum: Tarihçiler diyorlar ki, o zamanlar, Ruslar, Kırgızlara özel bir ilgi göstermişlerdi. Kırgızlar da bu durumu menfaatlerine kullanmıştı. Hayır doğru değil, eğer Kırgızlar gerçekten muhtaç olmasalardı Rusya’yı çözüm olarak görmezlerdi.”
Yani bu cümlenin yorumu şu oluyor Kırgız halkı için o zamanlarda Rusya’dan başka bir alternatifi yoktu. Ancak Rusya Kırgızistan’a girişiyle birlikte sömürgeci bir tutum izlemiştir. Bu durum kısa süre sonra Rusya’ya karşı isyanlara sebep olmuştur. Bu tip isyanlar o tarihteki sert ve şiddetli geçen isyanlardan birisidir. 1916 yılında Rusya karşıtı atmosfer isyanı da beraberinde getirmiştir. Bu isyanlarda ana rolü Kırgız Müslümanları üsleniyordu. 1916-1917 yılları arasında gerçekleşen Rusya’daki iç savaştan bu topraklarda yaşayan Müslüman Türkler faydalanmak ve kendi kimliklerini korumak için kongreler düzenlemeye başlamışlardır. Bu kişiler her ne kadar hukuki otoriterinin Müslümanların yetkilerine verilmesini isteseler de, Rus Çarlığı içinde bir İslam Devletinin kurulması yönünde bir fikir benimsemediler. 1917 Bolşevik İhtilalinde, Çarlık Rusya’sının uyguladığı yıldırmacı ve sömürgeci politikadan yorulan aydın orta asya Türklerinin de parmağının bulunduğu gerçektir. bu çalışma bu tip düşüncelerin ispatı niteliği taşımaktadır.