Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
filizden Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitap, sürekli kendini tekrar etmesi, gereksiz ayrıntıları çok fazla irdelemesi, mantık ve imla hataları açısından beni zaman zaman sinir etti. Ama hikayenin masumluğu ve yazarın bazı metinleri olağanüstü inanarak yazmasıdan da aynı ölçüde etkilendim.
Yaşanılan döneme ve kişilerin konumuna baktım daha sonra. Kitabın kahramanı olan erkek, bir dış işleri bakanı. Görev suistimali, hatta belki devlet kaynaklarını kendi özel harcamalarına kullanması söz konusu. Hikaye de bu hissediliyor en azından. Ama bunları düşünmeden okunursa, keyif alınır. İyi okumalar...
Aytmatov'un dili, doğayla iç içe geçmiş. Kitaplarında, hep bir sıcaklık, dilinde muntazam bir özen var. Hangi konuyu işlerse işlesin, doğaya dokunmadan, tasvirlerini onunla zenginleştirmeden işlemiyor. Cemile'de böyle bir kitap. Aşk, öyle duru, öyle masum işlenmiş ki...Ben en çok çocuğun aşkını sevdim. Bildiğimiz herşeyden daha başka bir duyarlılık var çünkü bu aşkta...
Oldum olası, 'yüreğinin sesini dinle, yüreğinin götürdüğü yere git' türünden klişe nasihatları pek dinlemem. Bu kitapta da bu türden klişeler var, fakat yine de okunmaya değer, nitelikli bir kitap. Kitap boyu, ufacık bir heyecan, aksiyon beklemiştim fakat kitabın ağırlaşmış hüzünlü havasından bir türlü kurtulamamıştım. Yaşlılık böyle birşey galiba. Hele hele yapayalnız kalırsak, bir hesaplaşma, hüzün yumağına dönüşüveriyor. Ben bu kitapta, bu resmi gördüm.
İlk kez kitap fuarına gitmiştim ve tamamen kendi insiyatifimle bu kitabı seçmiştim. Bir çırpıda, büyük bir acıyla okuduğumu hatırlıyorum. Feten, Habibe, Döndü ve Yaşar...
Sanki bu kardeşler gerçekten varmış, bu acılar bir yerlerde yaşanmış gibi düşünmüştüm. Anneanneme okuduğumu, onun kendi öksüz ve yetim çocukluğunu düşünerek, hıçkırarak ağladığını anımsıyorum. Evet isimleri farklı olsa da, aynı acıları yaşayan kimbilir kaç çocuk vardır. Kitapta abartı var mı bilemem. Yani herşey o kadar da ters gitmek zorunda değildi belki. Ama yine de, bu kitap iyiki de yazılmış diyorum.
Özellikle çocuklarımıza, ekmek elden su gölden yaşamanın hiçte cazip birşey olmadığını kavratabilecek, önemli bir kitap.
Bu günlerde okumamız gereken kitaplardan en önemlisi belkide. Ülkemizin nasıl bir bataklık haline getirilmeye çalışıldığını daha iyi anlar, toplumun beyni, yol göstericisi olması gereken 'aydın' tanımını, bir kez daha yapabiliriz belki.
Evet Finlandiya gibi küçük bir ülkede bile, böylesine takdir edilesi bir azim varsa, yetmiş milyonun ve asırlardır yığınla halkla ve kültüre ev sahipliği yapmış topraklarımızın günahı ne? İvedilikle okunması gereken bir ders kitabı.