Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
nuraytakazdrms Tarafından Yapılan Yorumlar
İlk sorularla başlıyor kitap. Aradan geçen yirmi beş yıl sonra Thorne, çocukluğunun geçtiği Arnhill kasabasına neden gitti? Kadın ve oğlu cinayete mi kurban gitti? Thorne geçmişte ne yaşamıştı ve kız kardeşine ne oldu?
İlk Arnhill halkında bir tuhaflık olduğunu görüyorsunuz. Belediyede çalışan işçilerin çöpleri birer birer topladığı gibi, Arnhill kasabasındaki çoğu kişi de kötülükleri ve pislikleri etrafında toplamış. Zorba öğrenciler, şüpheli intiharlar, geçmişteki sırlar, okul hayatının görülmeyen yüzü ve geçmişi ne kadar unutmak istersen o yaranın sürekli kanayıp iltihaplanması.
Yazarın ilk kitabını hiç sevmemiştim fakat Kayıp Ruhlar Mahzeni bir günde okunacak kadar muhteşemdi. Stephen King'in 'O' romanına benzettim. Okudukça ara ara aklım King'in "O" kitabına gidip geldi. Yazarı biraz araştırınca Stephen King'e büyük hayranlık duyduğunu öğrendim. Korku ve gerilim okumayı seviyorsanız mutlaka ama mutlaka okuyun.
Kitabın kapağını her açışımda içine daldığım hikayenin bir parçasıymışçasına farklı duygular yaşattı bana. Yeri geldi Rüya oldum, yeri geldi Cenk. Okudukça birçoğumuzun yaşadığı hayat gibiydi dedirtti bana. Hayat kadar sürprizli. Acısıyla, tatlısıyla. Kitap tam anlamıyla insanların sıkıntılarını, hüzünlerini ve ne yönde etkilendiklerini anlatıyor. Rüya'nın tüm yaşadıklarını ıçimde hissettim. Onunla birlikte ağladım, şüphelendim, kolum kanadım kırıldı sanki. İlk kitaplarda mutlaka bir mantık hatası olur, detaylar yorar insanı veya çok hızlı geçilir satırlar. Bu kitapta hiçbir eksiklik yoktu. Her bölüm başlarına yazılmış ünlülerin sözleri çok anlamlıydı.Hatta defalarca okuyup uzun uzun düşündüklerim oldu. Yazarın ilk kitabı bu kadar iyiyse ikincisini düşünemiyorum bile. Hiç tereddüt etmeden atın sepete. Kesinlikle tavsiyemdir.
Kitap 1940 yılları ile günümüz arasında gidip geliyor. Mary'in yaşadıkları içler acısı. Bir insanı yadırgayarak sadece çevrenin dedikodusuyla acımasız eleştirilerde bulunmanın sonuçlarını anlatmış kitap. Gerçekten de bizler öyle değil miyiz? İnsanlarla konuşmaktan çekinen bir kişinin soğuk olduğunu düşünürüz ama ya gerçekte utandığı için veya başka bir nedenden dolayı konuşamıyorsa? Maddi durumundan dolayı küçük gördüğümüz kişiler olmadı mı hayatımızda? Veya asık suratla gezen birini görünce "ne kadar da meymenetsiz" dediğimiz ama onu o duruma getiren geçmişini bilmediğimiz için önyargılı davrandıklarımız. Bizden farklı insanları görmezden gelmek doğamızda var evet ama bu insanları diğerleri ile birlikte aynı ortamda yaşamasına rağmen dışlamıyor muyuz? Yarının neler getireceğini asla bilemeyiz. Gayet mutlu mesut yaşarken yatağa mahkûm kalabilir, çok zengin bir hayat yaşarken bir ekmeğe muhtaç hale gelebiliriz.
Çağatay Yaşmut, yazdıkça kendini geliştiren yazarlardan. Her kitabı bir öncekinden daha iyi. Peki bir öncekiler basit mi? Asla değil ve ben bu yazarın tüm kitaplarını büyük bir zevkle ve keyifle okudum.
Kitapların hepsi Başkomiser Galip'in maceralarını anlatıyor. Kısaca bir İstanbul polisiyesi diyelim.
Kitaplarını okurken yazar her duyguyu yaşatıyor bize. Bazen gözlerimden yaş gele gele kahkaha attığım oluyor, bazen de duygulandığım. Kitap üç hikâyeden oluşuyor ve ben bu kitabı da çok severek okudum.
Yalanlar, ihanetler, şüpheler ve intikam derken o kadar heyecanlandım ki kitabın bitmesine 80 sayfa kala dayanamayıp son sayfayı okudum, yoksa bu merak bu heyecan beni öldürecekti. Çok çok güzel bir kitaptı.