Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
nuraytakazdrms Tarafından Yapılan Yorumlar
Uzun ve abartılı betimlemelere, geniş tasvirlere sahip çoğu romanın aksine, su gibi okunan çok çarpıcı çok muhteşem bir kitaptı, ta ki sonuna gelene kadar. Sen tut son sayfaya kadar gayet güzel yaz, ama sonunda bizi birçok cevapsız sorularla başbaşa bırak. Kitabın devamı var. Belki biz o kitapta soruların cevabını alırız fakat yazar hem bizi o kitabı almaya mecbur bıraktı hem de o kitap çıkana kadar bu kitabı çoktan unuturuz bile. Her zaman derim, polisiye kitaplar seri olmamalı. Keşke mantığa uygun bir finalle kitabı bitirseydi.
Aslında aklımda başka bir kitap vardı okumak istediğim. Yani planlı bir okuma değildi. Birkaç arkadaşım kitabı bana sorunca, elimdeki kitabı bir kenara koyup buna başladım.
Sneijder&Nemez serisinin iki kitabı ile tanıdığımız Andreas Gruber, bu sefer bambaşka seriyle karşımızda. İntikam Yazı. Walter Pulaski serisinin de ilk kitabı. Açıkçası kitaba başlarken bu kadar seveceğimi tahmin etmiyordum. Dün gece başlayıp, gözlerimin yanması sebebiyle ufak bir uyku molasından sonra tekrar elime alıp sabaha karşı kitabı bitirdim. Oldukça heyecan verici, sayfa sayısı çok olsun diye sakız gibi uzatmalara gitmeyen, başı sonu belli klişelerle sözde gerilim yaratmayan eşsiz bir kitaptı İntikam Yazı.
Bir an önce son sayfaya ulaşmak isteyecek, kitap bitince de üzüleceksiniz.
Kitaba başlar başlamaz daha ilk satırlarda adeta bir ahtapot misali, uzun kollarıyla beni sarıp kolayca vantuzlarına yapıştırıp beni kendine esir edeceğini hiç tahmin etmemiştim. İnanılmaz sürükleyici inanılmaz akıcı bir kitapla karşılaştım. Müthiş keyifli bir hafta sonu geçirdim kendisiyle. Şöyle bi başlayayım sevmezsem yarım bırakırım diye düşünüp, kafamı kaldırınca 135.sayfada olduğumu fark ettim. İlk sayfadan başlayan olaylar sel olup kattı beni önüne. Uzun süre toprak altında kalmış bir bitkinin ilk kıpırtıları gibi merak duygusu uyanmaya başladı içimde. Serin ve tatlı, adeta dondurma yermiş gibi kayarak akıp gitti tüm kelimeler. Yazar, polisiye gerilimi harmanlayıp adeta altın tepsiyle sunmuş önümüze.
Bazı kitaplar vardır, okuduktan sonra özleyip, yeniden okuma arzusu duyduğunuz. Kızıl Kobra'da özlenecek, ara ara yeniden okumak isteyeceğiz kitaplardan.
Kitap hakkında söyleyeceklerim uzun değil bu kez. Heyecan yok, duygular iyi yansıtılamamış, polisiye kitaplarda olmazsa olmaz dediğimiz araştırma kısımları yüzeysel geçilmiş. Çok fazla tesadüf var. Merak hiç yok. Yani kısaca ben elime kalem alıp polisiye yazmak istesem bu kitaptan cok daha iyi yazarım.
Inge Löhnıg: Sadist'le sınıfta kaldın. Otur, sıfır!
Bu kitabı da kaç kez sepete ekleyip çıkardım bilmiyorum. Alsam mı? Kitap çok pahalı, bunca parayı vermeye değer mi? Ya sevmesem diye düşünüp durdum. Çünkü artık aynı kurgu üzerine dönen kitaplardan fena halde sıkılmaya başladım. Seri katil, peşine takılmış polisler ve gram heyecan duymadığım satırlar. İşte bu kitabın konusu da öyle. Ama bu farklı. Hiç gereksiz detay yok. Her şey dozunda. İnanılmaz akıcı. Sade, yormayan, net. Dün başladım, ufak bir uyku molası verip sabaha karşı kitabı bitirdim. Anlatımı, olayların gelişimi, hepsi bambaşka bir güzellikte yazılmış. Hep ne oldu, ne olacak, işin içinden kim çıkacak diye düşünüp durdum. Hem sonunu merak edip bitsin istedim, hem de keske biraz daha uzun olmasıydı diye bitmesin. Sanki nadide şarap içermiş gibi yudum yudum başlayıp, sonra da o şahane tadı almak için bir an önce kadehin bitmesini istermişcesine. Çok çok sevdim. Tüm polisiye severlere şiddetle tavsiye ederim.