Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

23.11.2019

Haklı bir üne sahip başyapıtı Oblomov tam metin olarak 1859 yılında yayımlanıyor.

Peki, bizlere Oblomovluk kavramını hediye etmiş bir klasik neydi özünde, ne anlatıyordu?

Tam da ‘Oblomov’ kahramanımızın ismi.
İlya İlyiç Oblomov.

Tembellik, işten kaçmak ve işsizlikte mutluluğu bulmak olarak tanımlanabilir. Fakat Oblomov’sa hiçbir zaman işe giremeyen, işsizlikten zevk alamayan bir adam.

Zeki. Tertemiz, billur ruhlu ve güvenilir.

Oblomovka adlı bir köy sahibi, 300 köylüsü olan biri. Ta ki bu durumdan sıkılıp da başka bir maceraya adım attığı (attırıldığı) an’a dek.

Yolculuk, tanışma, aşk.
Dönüş, kendiyle barışma, aşk.

Bizden, içimizden biri gibi Oblomov. Her kitapseverin aşina olduğu bir isim. Uzun uzun yazmaya gerek var mı sizce?

Zira Rus edebiyat eleştirmeni Dobrolyubov’un ifadesiyle;
“ Bu kitapta önemli olan Oblomov değil, Oblomovluktur. “
17.11.2019

Alman lirik şiirinin zirve ismi olduğu söyleniyor Heine için. 19. yüzyılın büyük temsilcilerinden.

Şarkılar Kitabı onun 1827 yılında daha 30 yaşındayken yayımladığı en büyük şiir derlemesi.

Şiirlerinde yoğun lirik havayı çokça hissediyorsunuz. Bu lirizmin içine mitolojiyi de fazlaca serpiştirmiş.

Pertev Naili Boratav’dan Behçet Necatigil’e, Vasfi Mahir Kocatürk’ten Necati Cumalı’ya kadar birçok çevirisi yapılmış.

Elinizdeki Behçet Necatigil çevirisi.

Özellikle manzum eserlerin çevirilerini okurken zorlanan bir kitapseverim ben. Olmuyor. O hissi alamıyorum nedense. Belki de yanlış şairleri zorluyorum.

Heine’nin manzum eserleri dışında dilimize çevrilen birkaç tane de fikri eseri mevcut. Onlara da bakabilirsiniz.

Bir de kendisine ait olduğu söylenen; fakat benim hangi eserinde olduğunu bilmediğim 1821 tarihli şöyle de bir cümlesi mevcut:

“ Eğer bir yerde kitapları yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır. “
15.11.2019

#k:5470’ı okudunuz. Sadık Turan ve kutsal çilesiyle tanıştınız. Şimdi onun devamı niteliğinde yazılıp 1957 yılında yayımlanan #k:7545 var.

Türkistan ve Türk dili uğruna çileli yaşamına devam ediyor burada da Sadık Turan. Bu defa kandırılmış da bir adam.

Türkistan davası için Alman üniforması giyip Ruslar’a karşı direnmekte. Kendi davasında ne kadar haklıysa üniformasını giydiği faşistler de bir o kadar haksızdır aslında.

İlk dönem Dağcı eserlerinden olması sebebiyle sizleri bir başka dünyalara götüreceğini söyleyemeyeceğim maalesef. Özellikle #k:5470 sonrası biraz daha zorluyor okurken.

Ya peki acı? Istırap? Kan? Gözyaşı? Her satırında mevcut.

Aytmatov’a verdiğimiz değeri Dağcı’ya da vermeliyiz. Buyurun.
12.11.2019

“Okumak fikirlerimizi riske atmaktır.” diyor takdim yazısında sayın Menteş. Anlayana ne derin manalar barındırır içerisinde.

Ve her ‘derde deva’ olduğunu düşündüğü kitap okumanın bir ‘randevu’ olduğunu da söylüyor.

11 yazar-şair bulacaksınız eserde. Shakespeare’dan Dostoyevski’ye, Nietzsche’den Orhan Veli’ye farklı isimler.

Kitabın amacını:

“yazarları ve eserlerini genel hatlarıyla tanıtmak; tecrübeli okura hatırlatmalarda bulunmak; yolun başındaki okurlara kılavuzluk etmek...”

olarak ifade ediyor.

Birkaç bardak çay-kahve eşliğinde sindirilebilecek bir eser çıkmış ortaya. İyi bir okuru tatmin etmeyebilir belki; ama bu 11
yazar-şair hakkında ufak bilgiler edinmek adına elinize alabilirsiniz kitabı.

Ben okuma serüvenimde ‘aforizma veya yazarlardan etkileyici sözler’ gibi eserlere yer vermiyorum. Bu beni tatmin etmiyor; fakat yukarıda da bahsettiğimiz gibi yeni okurlar için bulunmaz bir fırsat bence.

Buyurun.
11.11.2019

“Devlet baba her hükümlü gibi onlara da günde birer tayın verirdi. Sabahları pis çuvallarla getirilip koğuşun ortasında teker teker dağıtılan bu tayınlar yirmi dört saatlik besinleriydi.”

72. Koğuş. Edebiyatımızın güzide kalemlerinden Orhan Kemal’in 1954 tarihli kısa romanı, uzun hikayesi. Ne uzun bir hikayedir ama anlatılanlar!

Eserin bir yerinde 1941 yılı geçiyor. 1941, Orhan Kemal’in Nazım Hikmet’le tanışıp 3,5 yıl birlikte mapus yaşamını sürdüğü yıllardan.

Bazı eserlerinde de bahsettiği üzere aslında kahramanlarını bir bir tanıyordu da Orhan Kemal mapus zamanlarında.

Ahmet Kaptan, Kaya Ali, Barbut, Güzel Fatma, Sölezli, Bobi ve diğerleri.

Alçaklığın, açlığın, hilenin, yalanın, kumarın, türlü oyunların döndüğü bir yer burası. Ve burada ‘sevgiye inanmış’ bir adam Ahmet Kaptan. Yükseldiği gibi alçalacaktır da. Peki onuru?

2. Dünya Savaşı Türkiye’sini ve o Türkiye’de bir cezaevindeki ‘insanlık hallerini’ okuyunuz derinlerinizde hissederek.