Toplam yorum: 2330870
Bu ayki yorum: 528

E-Dergi

karaademm tarafından yapılan yorumlar

01.07.2020

Yıl 1920.

Antagonist denilen -karşıt kahramanlar- yaratacaktır bu eserinde. Hem kendi içinde karşıt hem de karşısındakiyle karşıt.

Friedrich Klein. 40 yaşlarında. Evli. Çocuk sahibi. Sessiz sakin bir yaşamı olan memur.

Wagner. Güney Almanya’da bir öğretmen. Evli. Çocuklu. Geçirdiği bir bunalım sonrası çocuklarını ve eşini boğazlayıp ardından kendi canına kıyacaktır.

İşte bu olayı konuşmuştur Klein ve arkadaşları. Belleğinde yer edinecektir Klein’ın. Sanki kendi işlemişçesine bu cinayeti. Hayali.

Peki bu cinayetin hayali olması, Klein’ın sahte pasaport, bir tabanca ve para dolu bir çantayla kaçmasına engel midir? Hayır.

İtalya’dır rotası. Artar huzursuzluğu gün geçtikçe, artar geçmişin yükü, artar umutsuzluğu.

Artık ölmek de yaşamak da aynıydı. Mutluluktu belki de Klein için. Peki yaşayarak mı tadacaktı bu mutluluğu yoksa ölerek mi?
29.06.2020

Kobo Abe’den okuduğum ilk kitaptı. Hep dil hem de kurgu konusunda farklı bir kalemi var. Günceli okurken kendinizi bir anda geçmişte veya gelecekte; gerçekleri okurken bir anda gerçeküstü bir yaşamda buluyorsunuz kendinizi. Diğer eserlerinin daha fazla okunduğunu biliyorum. Ona başlamak için bu kitaba başvurmayın derim naçizane. Tam anlamıyla bir tatmin yaşayabileceğinizi düşünmüyorum
29.06.2020

Yeğeni Sonya’ya yazmış olduğu mektupta şunları yazıyor eseri için:

“Romanın temel düşüncesi, mutlak iyi adamı anlatmak. Özellikle bugünlerde, dünyada bundan güç bir iş yok.

Bütün yazarlardan (yalnızca bizimkiler değil, Avrupalılar da) mutlak iyiyi anlatmaya kalkışanlar her zaman doğruyu elden kaçırmışlardır.

.. ve ben tam bir başarısızlığa uğramaktan müthiş korkuyorum.”

Haklı mıydı acaba korkularında?

Kimdi peki bu ‘salt iyi’ ?

Prens Mışkin.

Sara hastası. 26-27 yaşlarında. Ortadan biraz uzun, sarışın ve gür saçlı.

Tedavi gördüğü İsviçre’den Petersburg’a dönerken bir tren yolculuğunda rastlıyoruz kahramanımıza.

Bakın nasıl tanımlıyor kendini satırlar arasında:

“... Ayrıca nedense herkes bana bir budalaymışım gibi bakıyor. Gerçekte, hastalığım sırasında budalaya benziyordum. Ama şimdi budala yerine konulduğumu anladığıma göre budala olabilir miyim?” (s.99)

Mışkin, hastalık derecesinde ‘duygusal ve saf’ bir karakter. Ama en az o kadar da zeki.

Kimler yok ki eserde!
27.06.2020

Didem Madak, Tezer Özlü gibi edebiyatımızın lirik prenseslerinden Birhan Keskin.

Biliyorsunuz Turgut Uyar gibi Attila İlhan gibi Özdemir Asaf gibi bazı şairlerimizin Kült Şiirleri vardır dilden dile aktarılan. Birhan Keskin’in böyle bir şiirinin olduğunu söylemek mümkün olmasa da dili konusunda bu tespiti koyamayız. Fazlasıyla etkileyici çünkü dili.

Onun şiirinde bir bütün olarak değil de satır aralarındaki o muazzam ifadeleri, cümleleri yakalamak bambaşka bir his.

‘Bu: bir boşluk: içimde
Yaşamak izi de denir,
Sanki, nice kelebek tozu, içinde.’

‘iyileşen şey zamandır,
insan iyileşmez.’

‘Solum üşüyor eski bir anıdan.’

... gibi cümlelerle buluşmak harika.
Buyurun.
24.06.2020

Daha, çok sıcak kaybı. Ne de mutlu olmuştun eserlerini keşfettiğinde değil mi?

Psikoloji okumuş. Felsefe ilgi alanı. Şiirle zaten hep iç içe.

Heybesinde Nietzsche’den Kant’a, Heidegger’den Wittgenstein’a, Hölderlin’den Rilke’ye daha nicesini barındırıyor.

Var mıydı kötü yazabilme ihtimali? Yazmadı. Yazamadı. Yazamazdı.

Yeri gelecek cümlelerle yeri gelecek hecelerle fısıldayacak sizlere.

Geçmiş ve düşünceler diyeceği gibi;

“Ardımda
öfkeli yazgının
itip götürdüğü, attığı
geçmiş düşünceler.”

‘Sen’ de diyecek;

“Şimdi
sen olmayalı
olmuyor.”

“Orada mısın?

Ben buradayım :
kendimi bıraktığım yerde.”

Buyurun.