Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

22.10.2019

Murathan Mungan’ın 1980 tarihli ilk eseri olma özelliğini taşıyor Mahmud ile Yezida. Mezopotamya Üçlemesi adı altındaki serinin ilk kitabı.

Sanıyorum kitapların ortak noktası olayların Mezopotamya coğrafyasında geçiyor olması. Bunu diğer iki eser sonrası daha iyi anlayacağımı umuyorum.

Tiyatro oyunu olarak kaleme alınan Mungan eseri birçok soruna eğilip bunu akıcı bir şekilde aktaran roman havasına bürünüyor çoğu zaman.

Oyun açılışı müslüman bir genç olan Mahmud ile Ezidi kızı Yezida’nın ‘aşkı’ ile yapılıyor. Tabi aynı zamanda bu aşkın ‘imkansız’ halleri de dile getiriliyor çokça.

Devam eden sahnelerde coğrafyanın büyük sıkıntısı ‘ağalık’, ‘toprak’, ‘biat kültürü’ ele alınıyor.

Töre ve geleneklere sıkışıp kalmış
‘bir aşk ve halk’ Mungan tarafından bu denli etkileyici resmedilebilirdi sanırım. Okuyunuz tabiki.
22.10.2019

Eserin ilk yayımlanma tarihi 1946. Kazancakis’in olgunluk dönemi ürünlerinden diyebiliriz. Türkçemize kazandırılan iki yayın da Ahmet Angın çevirisini kullanıyor.

Ve roman o denli ses getiriyor ki 1964 yılında yunan asıllı yönetmen tarafından sinemaya aktarılıp fazlaca izlenir hale geliyor.

Kazancakis’in kendi yaşamından izler bulunduğu ve o iç muhasebeyi esere de adını veren Zorba karakteri ile yaptığı da çokça dile getiriliyor.

Adı belirtilmeyen, entelektüel, hayattan fazla da beklentisi olmayan biri (biz onu ‘patron’ olarak okuyacağız eserde) Girit’e kafa dinlemek için gelmiş ve kendini oradaki linyit madenleriyle ilgilenir halde bulmuştur.

Ve orada karşılaşacağı, hayatı günübirlik yaşayan, samimi, çoşkun akan bir nehir ve kabına sığmaz bir adam olan Aleksi Zorba bu entelektüelin yaşamında farklılıklara sebep olacaktır.

Bir Martin Eden, bir Katip Bartleby, bir Raskolnikov gibi edebiyata büyük de bir Karakter bırakıyor Kazancakis ‘Aleksi Zorba’ ile.
17.10.2019

...
Her şey şiirdir, çağrısı aşkın
Bahar toprağından yükselen tütsü
Umut ve acı, başlayan ve biten,
Yağmurun ve akıp giden hayatın türküsü
...

‘Her Şey Şiirdir’ başlıklı şirinden alıntılayarak başlamak istedim Behramoğlu’na.

Yıllardır hem kendi ürettikleri hem de özellikle Rusçadan yapmış olduğu çevirilerle edebiyatımızın göz bebeklerinden o.

Burada da şiirleriyle karşılayacak sizleri. Tabiki kitaba adını veren ve sanırım en çok okunan, sevilen şiiri ‘yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var’ ile.

- Kuşatmada
- Türkiye, Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum
- Eski Nisan
- Çağrışımlar

başlıklı şiir kitaplarıyla da okuyacaksınız onu.

Yalın, nahif, etkileyici üslubu sizleri birçok şiirinde içine çekecek.
17.10.2019

Erken dönem eserlerinden. Ve okuduktan sonra araştırıp öğrendim ki eser, Ursula’nın
‘Hainli Döngüsü’ adını verdiği dokuz roman ve hikayesinin sekizincisi.

Seri denildiğinde birbirine ayrılamaz bir şekilde bağlanan eserler gelmesin aklınıza. Ki bu durumu ‘önsöz ve söyleşilerinde’ kendisi de kabul ediyor şu sözlerle:

“ Evet, bazı kitaplar arasında çok net bağlantılar var ama çok belirsiz olanları da var. “

Esere gelecek olursak:

İki büyük halk mevcuttur. Gezegenin ötekileri, yabanları olan Alterralılar ve ötekileri istemeyen, gelişime kapalı Tevarlılar.

Uzun ve zorlu kış günleri öncesinde iki halkı da tehdit eden bir düşman vardır: Gaallar.

Güneye göç edeceklerdir ve bu iki halk da göç yollarının üzerinde olduğundan yok edilmelidir.

Peki, ortak düşmana karşı birlik mi olunacaktır yoksa ‘hırs ve ötekilik’ için yok mu olunacaktır?

Buyurun.
16.10.2019

Jack London’a kurgusal eserleriyle başlayan okurlar için farklı bir okuma türü olacağını düşünüyorum. Bu defa sizleri Sosyalist düşünceler temelindeki bir Jack London kahramanı karşılayacak.

Ernest Everhard onun adı.

Farklı bir kurgu ve dipnot zenginliği de sunacak yazar sizlere.

Üzerinden uzun bir zaman geçmesinden sonra bulunan Ernest Everhard Elyazmaları aracılığıyla aktarılan bir kurgu takip etmiş Jack London.

ABD’nin 1900-1930 tarihleri arasına odaklanıyor eser. Bu yıllardaki tröst adını verdiğimiz ‘hızlı tekelleşme’ ve ‘kanlı kapitalizmin’ emek ve hak kavramlarını nasıl da ortadan kaldırdığını, ‘hep daha fazlasını’ arzulayan bir sistemin nasıl aşama aşama kurulduğunu tüm çıplaklığıyla anlatmakta Demir Ökçe.

Bu kanlı değişime ‘kanlı dahi olsa’ dur demeye de çalışan bir Devrimci Ernest. Başarabilecek mi sizce? Buyurun.