Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

15.03.2022

2008 yılında yayımlanmış Ayna Çarpması. Haldun Taner ve Yunus Nadi Öykü Ödüllü.

Uzaktan uzağa 12 yıl, kitaplığımda altı aydır okunmayı bekliyordu. Birçoğu için uykunun ben geldim dediği bu saatler son sayfasını kapattım.

Külliyatı diyebileceğimiz kadar kitabı yok; fakat bu adamın kalemi güçlü arkadaş.

Pavese’nin ‘Yaşama Uğraşı’ ile açıyorsunuz sayfaları sizce ne kadar kötü olabilir ki?

Aynalar. Kendi’ler.
Kaçanlar. Buluşamayanlar.

Bir kasvet değilse de karanlık bir hava söz konusu. Akrabalar, çekirdek aileler, yemek masaları.

Seveceksiniz.
02.03.2022

Üç kısa hikaye okuyacaksınız Jack London’dan. Kapakta gördünüz zaten. İkisi ‘Ateş Yakmak’ adını taşıyor. Yayımlanış tarihleri 1902 ve 1908.

Mekan olarak soğuk kuzey toprakları çevresinde geçse de olay örgüsü bakımından farklı iki hikaye bunlar.

Diğer hikayemiz ise Yaşama Azmi. 1903 yılına dayanıyor ilk basımı.

Üç hikayede de Jack London’un o bildiğimiz genel haline tanıklık ediyoruz aslında. Yine insan ve doğa, insan ve hayvan. Ya da kurt mu demeliyim..

Seveceğinizi umuyorum.
02.03.2022

Kişi başına düşen milli gelirin, en yüksek olduğu ülke en düşük olduğu ülkenin 428 katıdır.

Büyük şirketlerin CEO’larının aldığı maaşlar 1960’ta çalışan maaşlarının 12 katıyken şimdilerde 530 katına çıkmış durumda.

Milyarder sayıları artık onar onar artmıyor; bu sayı artık yüzer yüzer artma eğiliminde.

Fakirlik sadece derinleşmiyor; karanlığa doğru yol alıyor.

Neyse. Bunlar lafügüzaf. Her yerde yazanlar!

Biz işin sosyolojik boyutuna odaklanacağız. İnsan ve toplum boyutuna.

Son dönem sosyologlar safında bence bir başka yerde olmayı hak eden Zygmunt Bauman kaleminden ‘eşitsizlik, eşitsizliğin kabulü, buna zemin hazırlayan sebepler ve insanın nasıl cephe alması gerekliliğine dair’ fazlasıyla değerli satırlar var burada.

Bol kaynakça, alıntı ve öneri ile ufuk açıcı bir eser olduğunu düşünüyorum.
28.02.2022

Hem geriye kalan tek varoluş kırıntısı, hem tüm bedeni saran arzunun tek nesnesi. Diyaloğun acısından kaçan bir tiyatro. Başka bir sona hapsoluş.

Köşeyi dönmek isteyen, dönmekten korkan insanlar. Dönünce kimse yok çünkü. Yine yalnızlık. Tek nefeste son bulan bir eser.

Bir ‘büyük harfle’ başlayıp ‘bir noktayla’ sonlanan bir metin. Öyle istedi çünkü. Otuzuna varmadan yazılan, kırkında sonlanan.

Sırılsıklam olunmuş. Saç baş dağılmış. Boktan bir hal almış. İsimsiz. Adsız. Şansız.

Korku, arzu, isyan. Ve elbette umutsuz.

Çok Satanlar’da değil aramayın. Baskısı olmayıp sahaf gezdirenler rafında. Buyurun.
28.02.2022

Künyede ismi. Yazarı.
Sayfalarda üçüncü tekil bir anlatım. Anlatıcısı.
Ve olaya müdahil olanı. Kahramanı.

Hem yazar hem anlatıcı hem de kahraman. Bir düşün serüveni. Bilinen roman kalıplarından uzak, patikadan devam eden bir yürüyüş süreci. Beraberinde düşünüş.

Görmezden gelin, bir üçleme gereğini. Çok şeye hazır olun. Belki kaldıramayacağınız bir yüke.

Şahsen benim okumuş olduğum Kundera’lar arasında en yoğun olanıydı Ölümsüzlük.

Tek taraflı olmaktan uzak, kavramlarla yol alan, rastlantılara ve rastlantıların sunduğu karşılaşmalara gebe, gerçeklikle bağını koparmayan, çok yönlü bir roman bu.

Bazı yorumlarda söylendiği gibi Kundera’nın edebi anlayışının manifestosu belki de.

Karakterlerin kendilerini aşan bir kavramdan doğması ne demek sizce? Anlayacaksınız.

Ya da yıllar yıllar atlayıp Goethe, Rilke, Hemingway’i konuk etmek. Belki konuk olmak.

Tekrardan söylüyorum: Kavramlardan, düşün sürecinden uzak kalmadan.

Çok şey bu eser. Buyurun.