Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

25.02.2022

“Bir mülteci yaşamı daha alışılmış şekilde sona erdi…” böyle yazmıştı Salzburg Eyalet Gazetesi Zweig ve intiharı ardından.

Ne de alışılmış bir son veriş değil mi…!

Roman, hikaye ve biyografilerini okudunuz onun. Şimdi denemeleri elinizde.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde başlayıp İkinci Dünya Savaşı arefesine kadar devam edecek bu yazılar.

Affınıza sığınarak ‘siyasi’ içerikli yazdıklarında büyük etki uyandırmadı. Ama yazdığı parçaların başlığı ‘edebiyat’ olduğunda yine o muazzam kalemi ben buradayım demeye başlıyor zaten.

Birçoğu ‘savaşın yıkıcı etkisi’ ve ‘barışın kalıcılığı’ üzerine konumlandırılmış yazılar bunlar.

Henri Barbusse, Romain Rolland, Josep Roth ve Thomas Mann’a değindiği satırlar var ki yine takdir edilesi, yine hayran bırakır cinsten.

Bir bakmalısınız.
24.02.2022

Siz de Murathan Mungan’ı özleyenlerden misiniz? Bu defa derledikleriyle karşımızda. Adı orada. Aile Albümü. Şair familyasının albümü elinizdeki.

Kendisinin de belirttiği üzere gelecekteki ‘şiir’ çalışmaları için ‘nefesi biraz uzun tutulmuş önsöz’ için dahi bu eseri alıp okumalısınız.

Kapıları Metin Eloğlu’yla aralıyoruz:

“Leman hanım,
Size bir şiir borcum vardı ya;
İşte onu ödüyorum.”(s.39)

Başka bir girişte beklenemezdi zaten.

Kimler yok ki burada. Olmayan nasıl gücenmesin ki bu güzel albümde.

“Lakin, ben hiç böyle mahzun olmadım;
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Halbuki hayattayız hepimiz.”

diyen Melih Cevdet.

“Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hatırada kalan şey değişmez zamanla.
Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!”

diye yazan Ahmet Muhip mesela.

Eski Mustafa’yla Ergin Günçe, Bekçi Kazım’la Yaşar Miraç ya da Milyon Kere Ayten’le Ümit Yaşar.

Ya Edip Cansever?

“Bir ölü nedir ki bir ölüm nedir
Acıyla kirlenmektir, acıya sevinmektir.”
23.02.2022

“Ben Luis Alejandro Velasco’yum, Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Caldas muhribinin denize düşen gemicilerinden biriyim,” (s.97)

Öykünün öyküsünü okuyacaksınız aslında. 28 Şubat 1955 tarihinde sebepler silsilesi sonrası Caldas muhribi devriliyor.

Oradaki denizcilerden Velasco’ya odaklanıyoruz bizler. Çünkü 9 Mart sabahına kadar süren mücadelesi ‘hayat bulmakla’ sonuçlanıyor.

Öyledir değil mi, hep ‘başaranların’ isimleri zihinlerdedir! Ya diğerleri? Neyse.

El Espectador gazetesi. Röportajlarını takip eden bir büyük adam orada. Gabriel Garcia Marquez. Velasco anlatıyor, Marquez kayıt altına alıyor.

Devamında da kendi adıyla yayımlanmasından ziyade denizcinin imzasını atıp ‘ben’ dilini kullanıyor.

Seveceksiniz.
23.02.2022

100 sayfalık eserin bitimi sonrası peşine yerleştirilen ‘Edebiyat ve Ölüm Hakkı’ adlı Blanchot yazısı fazlasıyla terletir cinsten.

Yine son sayfalardaki inceleme yazısı da eseri bir nebze anlatabilir nitelikte.

Kalıplar içinde adımlamak hoşunuza gidiyorsa bu eser yoracak sizleri. Ya da her okuduğunuzda bir aydınlık hissi almak istiyorsanız yine yoracaktır. Zira eserin son sayfalarındaki yazısında Jean Starobinski;

“… fakat Karanlık Thomas bir romandır be başlığı itibariyle bile aydınlatılmaktan kaçma hakkını talep etmektedir.”

diyerek bu ‘karanlıkta kalma’ arzusuna parmak basıyor.

Evet, Blanchot kendini bir açıklama karşısında değil, tamamlanamaz bir anlaşılma karşısında bırakıyor.
17.02.2022

“Kahramanlar dış dünyanın herhangi bir yanıyla kıyasıya hesaplaşarak var ederler kendilerini. Oysa devrimcinin durumu, her şeyden önce, sürekli bir kendiyle hesaplaşma durumudur.”

Bir devrimciyi anlatacak Afşar Timuçin. Bir güzel komünisti. Nazım Hikmet’i.

Kendisi şiirden öyküye, öyküden romana, romandan inceleme ve tabiki felsefeye dair uzun uzun kalem oynatmış bir isim olarak Nazım’ı anlatacak bizlere.

Hep okuyor, hiç anlamıyoruz. Buna baş kaldırıyor aslında Timuçin. Okuyup anlamayı da beraberinde gerçekleştirelim istiyor. Nazım Hikmet’i okuyup anlamayı.

Nazım’ın 1913 yılındaki ilk şiirinden başlayıp 1963 yılındaki son satırlarına kadar adım adım ışık tutmaya çalışacak bu elli yıllık serüvene.

Bir şekilde edinebilirseniz çok faydalı olacaktır naçizane.