Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

11.02.2022

1942 Köln doğumlu araştırmacı gazeteci, yazar. Elinizdeki kitabına dek emek ürünü çeşitli ürünler yayımlıyor:
- 13 İstenmeyen Röportaj
- Komşumuz Faşizm
- Nikaragua’nın İçten Görünümü

1974 yılında bir projeye başlıyor. Ahırlarda at bakıyor. Bir çiftlikte çalışıyor.
Balık işleme fabrikasında çalıştığı gibi laterna çalarak para toplamaya da çalışıyor.

1983 yılında ‘Ali Levent’ oluyor. Amacı Almanya’daki Türk işçilere uygulanan hak ihlallerini ve düşmanlığı ortaya çıkarmak. Ve bir Türk kimliğiyle ‘oyun’ oynamasını şöyle açıklıyor:

“Evet, bir Türk değildim. Ama toplumun maskesini indirmek için maske takmak zorunlu oluyor. İnsanların ve kurumların gerçek yüzlerini görebilmek için insanın kendi gerçek yüzünü saklaması gerekebiliyor.”

Thyssen adlı maden işletmesinde çalışmaya başlıyor. burada deneyimlediklerini not ediyor. eserini yayımlayacağı Ekim 1985’e dek.

eser yayımlanıyor ve yayımlanır yayımlanmaz hukuk savaşı başlıyor. fazlasıyla ses getiriyor o yıllarda.

Okunmalı.
04.02.2022

Butik yayınevleri var. Takip ettiğiniz, ettiğimiz. Hatta yayımladığı tüm eserleri edinmeye çalıştığımız.

Aylak Adam, Alakarga, Dedalus, Jaguar, Monokl gibi. Ve Olvido gibi. Sessiz ve emin adımlarla genel olarak ‘sadece seyirci kalınmış’ eserleri yayımlıyorlar.

Elinizdeki eser de bu seyirci kaldıklarımızdan. Yıllar önce Can Yayınları el atmış ama 2021’de yeni bir çeviriyle Olvido hatırlamış.

İvan Osokin. 26 yaşında. Bir dönem Sorbonne’de psikoloji okuyor. Dört yıl da yurtdışını deneyimliyor.

An dediğimiz noktalara odaklanamayan, yaşarken farkında olamayan bir adam o. Bir büyücüyle yolu kesişiyor ve ‘geçmişe yolculuk, geçmişe dönüş’ istiyor ondan. Az değil on iki yıl.

Rüyası gerçekleşiyor. Gerçi rüya bitişi, gerçeklik başlangıcı neresi bilmiyor olsa da gerçekleşiyor.

Peki sence neleri değiştirecek Osokin?
Ya da değiştirebilecek mi?

Buyurun.
03.02.2022

“İşte o… O eski korku… Çocukluğundan beri durmaksızın sezdirilen, sonra ondan kurtulabilmek için büyüdükçe yalan, uydurma olduğunu kendi kendine yineleyip durduğu korku;

loş sandık odalarına, gizli köşelere, yabancı yüzlere gizlenen korku…

Fırtınalı gecelerin, belirsiz bir tıkırtının ürkünç yankılanmaları… “

Selçuk Baran budur. Boğucu mekanlar, üzerinize gelen duvarlar, bitmek bilmeyen iç sıkıntıları…

Ama her şeye rağmen bir köşede ansızın kokusu vuran krizantemler, ansızın çalan arjantin tangoları.

Dördüncü kez buluştuk onunla. Bir yanım mutlu bir yanım hüzünlü. Yine kahramanlarına deva olamadım. Olmamı ister miydi ki sanki?!

Keşfedilmeyi, okunmayı bekliyor.
Ama saklanarak. Ama korkuyla.

Buyurun.
03.02.2022

Elinizde Kuyu. İçinde misiniz, dışında mısınız bilmiyorum. Size kalmış demek isterdim. Ama diyemiyorum. Çünkü;

“… kaçacak hiçbir yer yoktur! Kaçmaya heveslenene bütün delikler kapatılmıştır.”(s.691)

Benim ilk Özdenören eserim bu. İncelememi ‘münferit’ kitabı Kuyu altına yapıyor olsam da okumamı onun 1967-2017 yılları arasındaki yarım asırlık hikaye dönemini kapsayan kitabı #k:94781 üzerinden yaptım.

Baskısı var mı bilmiyorum; ama edinme şansınız varsa kaçırmayın derim.

Kuyu; arayış, adımlayış ve yolda oluş hikayesi. Bir varış hikayesi değil asla.

Nereye varacağız ki ne aradığımızı bilmeden, bilemeden sorarım.

Üçüncü tekil olarak başlayan anlatım, kahramanımız Yusuf sonrası ismini buluyor.

Evet Hz. Yusuf kıssasına çokça gönderme mevcut. İnsan ve nefs. Terk edilemeyen. Terk edilmemesi gereken belki de.

Ben seveceğini düşünüyorum.
28.01.2022

Milenyum kapıya dayanmış. Israrla savaş ve kan diyordur. Demeye de devam edecektir. Ne de olsa barış sağlanamazdı. Sadece savaş bir süre ertelenebilirdi.

Evet. 8 yıl bekledik. Öyle klasik bir laf etme arzusu taşımıyorum. Hakikaten ‘sekiz yıl’ bekledik yeni kitabını. Geldi nihayet.

Savaş mağduru bir bebekle aralıyoruz kapıları. Olmayan bir yüzüyle ‘hayata aşıktı’ belki de.

Bir adı da var, adın yerine geçen: Zamir.

Büyüyor. Kullanışlı hale geliyor. Getiriliyor. Anlayacaksınız okudukça.

Birinci Dünya Barışı Vakfı’nda çalışıyor Zamir. Kendi deyimiyle ‘barış satıyor’ aslında.

Satıyor satmasına ama bir çözümsüzlük yumağında. Olmayan, oldurulamayan şeyler var.

Savaş için ‘yalan, tehdit, şantaj’ kullananların karşısında; barış için ‘yalan, tehdit, şantaj’ kullanıyor olmasından belki de.

Savaş, barış, mülteciler, eylemler, iki yüzlü vakıflar ve her daim seyirci insanlar. Yine birçok konuya değiniyor Günday. Bugüne kadar yapmadığı seviyede hatta.