Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

12.01.2022

Üslup emekçilerimiz vardır. O isimlerin incelemelerinde genelde belirtme gereği duyuyorum.

Vüs’at Bener, Demir Özlü, Ali Teoman gibi. Kendi yazın tarzını oluşturmuş kalemler. Bir başka yazın onlarınki.

Ferit Edgü’de bu silsilenin yaşayan son temsilcilerinden. Dilini bir şair gibi ‘tasarrufla’ kullanarak üreten bir yazar.

Burada da sekiz öyküsüyle ağırlayacak sizleri. 1979 Sait Faik Hikaye Armağanı’na da değer görülen öyküler bunlar.

Ona ilk kez başlayacaklar için girişin burası olmayacağını düşünsem de seveceğinizi umut ediyorum. Buyurun.
12.01.2022

Bahsi hatırlarsınız. Mustafa Kemal ve gencecik Nazım karşı karşıya gelir. Mustafa Kemal’in tek bir arzusu, tavsiyesi vardır:

Bir meselesi olan eserler neşretmeleri.

Peyami Safa’nın bir meselesi var. Ya da meseleleri. Onları, okuyucuyu rahatsız etmeden yazıyor muazzam bir üslup ve kurgu ustalığıyla.

… doğu, batı, kültür, materyalizm, milliyetçilik, muhafazakarlık, tarih ve diğerleri.

Burada da ‘materyalizm, milliyetçilik ve muhafazakarlık’ başlıklarına değinecek çokça.

Orhan, Vedia, Necati.
Cemil, Tahsin, Mustafa.
Madam Sofi, Bahri, Safiye.

Mondros ile başlayıp 1922 Ekim’ine dek süren mütareke dönemi sonrasına odaklanacak.

Biz İnsanlar diyecek; çünkü ‘diyaloğa, ilişkilere, aşka, yapaylığa ve sıradanlığa’ dair mesajlar verecek.

Peyami Safa, insanı tanıyor. İnsanın içinde taşmayı bekleyen o damlacığı biliyor. Ve o damlacığın ortaya koyacağı ‘derini’ seziyor.

Buyurun.
08.01.2022

Sen
“Promete’nin çığlıklarını
Kaba kıyım tütün gibi piposuna dolduran adam”
Sen benim mavi gözlü arkadaşım
Kabil değil unutamam seni.

Nazım’a böyle sesleniyordu Orhan Kemal.

1940-1943 yıllarında 3,5 yıllık bir hapishane arkadaşlığı gerçekleşiyor. Nazım, Bursa’da Orhan Kemal’le. Büyük şairin gelişini nasıl da heyecanla kutluyor tüm mahkumlar. Tabi en başta yazarımız var.

Şiirler yazıp okuyor utana sıkıla. Nazım beğenmiyor haliyle. Nesir sunuyor bir defasında ve gereken övgüyü alıyor bu defa.

Birçok anı biriktiriyor Orhan Kemal. Hatrına düşmeyenlerin daha fazla olduğunu belirtse de yazıyor elinizdeki eseri. İyi ki de yazmış.

Sanıyorum edebiyatımızda hakkında inceleme, anı ve biyografi yazılıp en çok söz edilen isim Nazım Hikmet. Dostu Orhan Kemal’de bu silsileye bir güzel eser bırakmış.

Anlattığı hikayeler, hapishane fotoğrafları ve Nazım’ın mektuplarıyla okunası. Buyurun.
05.01.2022

“Ve nihayet ismim oldum. Ben olduğunu görmek için yapmanız gereken, valizlerimin üzerindeki etikette yazılı ilk harflere bakmak yalnızca: G.H.” (s.27)

Onun kitabı. Bir yalnızlık anlatısı. Muhtaç olmayan birinin anıları belki de.

“… ve yalnızlık muhtaç olmak değil. Muhtaç olmamak insanı yalnız kılar, yapayalnız.”(s.167)

1964 yılında yayımlanıyor eser. Milenyumda, 2000 yılında, Can Yayınları etiketiyle basılıp çok da fazla okuyucuya ulaşamıyor.

Neredeyse çeyrek asır sonra MonoKL el atıyor ve diğer eserlerinde de imzası olan Başak Bingöl Yüce çevirisiyle yayımlıyor eseri.

Lispector’la ilk sohbetimiz ‘çay’ eşliğinde olmuştu. İkincisi daha uzundu. Kahve ikram ettim, etti. Her ne kadar ‘anlatmasını’ istesem de:

“… biz ki çığlığı dokunulmaz bir sır gibi sakladık.” diyerek reddetti. Masamda “G.H.’ye Göre Çile” vardı.

Zorlu bir yolculuk Lispector. Ama çok lezzetli. Seveceksiniz.
02.01.2022

“Benim için mutlak zirvem: Amras.” diyordu 1978 tarihli röportajında Bernhard. 1964 tarihli erken dönem eserlerinden Amras.

Amras’la birlikte Watten’i okuyacaksınız burada.

Betim sevmiyor. Kurgu sevmiyor. O kadar nefret ediyor ki bundan ‘kurgu yazdığımı gösterdiğiniz her metni yırtar atarım’ diyebilecek kadar sevmiyor kurguyu.

Okuyucusunun karşısına ‘süsten uzak’ bir çıplaklıkla çıkıyor. Ve o haliyle olabileceği en yüksek noktaya ulaşıyor kanımca.

Bakmayın siz incelemelerinde ‘alışıldık Bernhard eserlerinden değil’ diyenlere.

Bernhard’ın alışıldık bir üslubu-biçemi-kalıpları mı varmış? Varsa anlatandan dinlemek isterim.

Diğer tüm Bernhard incelemelerimde yazdığım gibi ‘o okuyucusundan sabır bekleyen’ bir yazar.

Üç sayfa okurken ‘on üç, yirmi üç, otuz üç sayfa’ sayfa okumuş hissi yaratan da bir yazar.

Ne mi var kitapta? Boş verin. Bernhard ‘dikkatli’ okurları bekliyor yazdıklarında.

İnstagram görselsilerini değil.