Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

08.11.2021

Bu defa göçmenlik, mülteciler ve yabancılar konusuna değiniyor Bauman. Birçok eseri gibi burada da altı çizilesi şeyler söyleyecek.
08.11.2021

Ferit Edgü, Vüs’at Bener, Demir Özlü gibi kendi yazın tarzını oluşturmuş elli kuşağı yazarları var. Nevi şahsına münhasır deriz ya onlar da yazın alanının bu anlamdaki isimleri kanımca.

Orhan Duru. O da bu isimler arasında. İlk kitabı ‘Bırakılmış Biri’.

Yıllar yılları devirdikçe peş peşe gelecek kaliteli öykülerinin habercisi bence bu eser.

Yalın, devrik cümleleri; kısa, anlatıma odaklı ifadeleriyle okunası bir yazar.

Hazır YKY, öykülerini tek tek basıyorken ihmal etmeyin derim.
04.11.2021

Onu büyük ihtimalle ‘Şarkiyatçılık’ adlı eseri ile tanıyoruz. Ve bir diğer kült kitabı Entelektüel.

“Ben entelektüelin zayıf olanların ve temsil edilmeyenlerin safına ait olduğundan eminim.”(s.38) diyen bir yazar ve kitap bu.

Yine kendi söylemiyle;

“… bugün her yerde, tek bir sistemin başa çıkabileceğinden daha fazla tahammülsüzlük ve kulak tırmalayıcı bir iddiacılık var.”

İşte böyle bir ortamdaki entelektüelin durması gereken yeri anlatıyor Said. Ya da hareket etmesi gereken yönü.

Elbette tarih, edebiyat ve siyasete de parmak basarak gerçekleştiriyor bunu.

Arka kapakta da söz edildiği gibi anlatısını ‘hiçbir tanrı ya da kahramana’ bağlılık sunmadan yapıyor. Rahatsız edecek sizi. Buyurun.
28.10.2021

Noktayı bırakın virgüle bile zor rastlanılan metinler yazıyor Bernhard. Bitip tükenmeyen cümleler. Paragrafların unutulduğu kitaplar.

O yüzden onun eserlerini okuyup yazmaya çalıştığım her incelemede ‘çetin ceviz’ olduğundan bahsediyorum.

Onun metinlerinde ‘huzursuz eden’, ‘yıkım getiren’ bir yan var. İnsanları her ne kadar dış dünyaya kapalı gibi dursa da bir o kadar açık aslında iletişime.

Ama ‘tükenmek’ üzere kurulu bir yapısı da var:

“… bu insanların düşünceleri sürekli boğulmak, yaşama sevinçleri ölmek üzeredir, sırayla her şey donar ve donarak ölür.”(s.84)

İki anlatı okuyacaksınız. İlkinde bir doktor ve oğlu. Anlatacaklar uzun uzun. Anlayacaklar mı bilemiyorum. Zira zor olandır bu.

Kurgu mu? Hayır. Bernhard ‘kurgu’ yazmaktan hiç hoşlanmıyor.

İkincisinde de ‘prens’ konuk olacak. Genel anlamda monolog olarak ilerleyecek satırlar. Zorlayacak; ama tat verecek.

Mutlu bir okur olarak ayrılacaksınız; ama nasıl bir ‘insan’ olarak kalırsınız, bilmiyorum.

Buyurun.
16.10.2021

1846. Dostoyevski’nin gölgede kalmış en büyük eserlerinden biri yayımlandı. Öteki.

Yüz yıllardır yazılıyordu elbette içimizdeki bir başkası. Bu denli edebi ilk kez Dostoyevski yazmıştı sanırım ikinci benliğimizi. Stevenson’un da söylediği gibi:

“Aslında insanoğlunun bir değil, iki benliği vardı.” En azından şimdilik.

Ve bu olaya kuramsal bir isim koyacak Freud daha gençliğinin baharındaydı.

Birçok okur ‘çoklu kişilik’ yorumu yapmış. Burada daha farklı bir durum söz konusu aslında.

İyi’nin temsili Dr. Jekyll, kullandığı bir iksir sonrası Kötü’nün temsili Bay Hyde oluveriyor. Sadece psikolojik-ruhsal bir farklılık değil bu. Fiziksel bir değişim de söz konusu.

Ve biz bu süreci hem yakın dostlarının şahitliğinden hem de Jekyll’in notlarından takip ediyoruz.

Kısa, vurucu, etkileyici bir metin var elinizde. Günümüze 150 yıl öncesinden bir bakış. Buyurun.