Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

16.04.2020

“Ah kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya.” (eserden)

Elinize aldığınız herhangi bir edebiyat dergisi sayfalarını Gülten Akın’a ayırmışsa yukarıdaki dizelerini de fotoğrafının bir yerine iliştirir sanırım. Şahit olmuşsunuzdur.

İnceliklerin şairi diyorlar ona. Bunu bir bütün halinde değil de ‘dizeler arasında’ görmek, ayırt etmek gerekiyor naçizane.

YKY, Gülten Akın şiirlerini 3 cilt halinde yayımlıyor. Elinizdeki kitap bu serinin ilki.

Rüzgar Saati, Kestim Kara Saçlarımı, Sığda(1964,TDK Şiir Ödülü) ve Kırmızı Karanfil.

Halk kültürünün etkilerini erken dönem şiirlerinde de göreceksiniz. İnsan ve insana dair birçok konuya parmak basıyor yazdıklarında.

Onun ‘ince’ yanına satır aralarında şahit olacaksınız. Dikkat ve sabırla okumalı.
12.04.2020

Geçtiğimiz günlerde Alfa Yayınları Kierkegaard imzalı Ya / Ya Da adlı eseri yayımladı. 1843 yılında yayımlanan eser Kierkegaard’ın adını duyurduğu hacimli kitaplarından.

Elinizdeki eser ise bu Ya / Ya Da adlı eserin içinden bir bölüm. Bir roman da diyebiliriz.

Hermann Hesse imzalı #k:181942’nu okuyanlar hatırlayacaktır. Orada da bir ‘günlük’ söz konusudur. Yabanıl-yalnız bir insanın güncesini bir başka insandan okuruz.

Burada da böyle bir durum mevcut.

Sizi mest edecek bir giriş ve devamında kitaba da ismini veren ‘bir baştan çıkarıcının’ adım adım yaşadıklarını yaşattıklarını ifade eden cümleler yer alıyor.

Bu cümlelerin içerisinde özellikle Roma ve Yunan mitolojisine çokça değinildiğini göreceksiniz. Göndermelerin birçoğu buralardan.

İlk Kierkegaard deneyimimdi. Naçizane önerimdir.
11.04.2020

16 öykü. 16 kent. Onlarla, onlarca kadın.

Gözlerinden hüzün.
Yüreklerinden hüzün.
Dillerinden hüzün.

İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Diyarbakır ve diğerleri.

Onları somutlaştırdığı bir hüzünle aktarıyor bizlere. Öyle derin öyle de nahif.

Kim mi onlar? Sıradan ve küçük kadınlar.
Adlarını bildiğimiz; ama hikayelerinden bihaber olduğumuz ‘sıradan’ kadınlar.

“Sıradan insanı anlatmak çok tuzaklı bir şeydir, ortaya sığ ve yavan bir şey de çıkabilir. Hem inandırıcı olmak hem de bir katman yaratmak kolay değildir. Bu kitap kolay okunuyor olabilir ama dili ve ayrıntıları üzerine çok çalıştım, yazarlık titizliktir.”

diyor bir röportajında eseri için.

Sayfa sayfa hüzün. Sayfa sayfa hayat. Sayfa sayfa kırgınlık, kırıklık, burukluk var burada.

Buyurun.
10.04.2020

Öyle bir metin ki 1924 yılında İngilizce basımı yayımlanabiliyor. Anadilinde basımı 1952’yi bulurken Anayurdunda basımı ise 1988’de mümkün kılınabiliyor.

“Devrimin yasası kızıl, alev alev ve ölümcüldür fakat ölüm yeni bir yaşamın, yeni bir yıldızın doğuşu demektir.” diye yazıyor eserinin son sözünde Zamyatin.

İntegral adlı devasa bir gemideyiz. İnsanlar ya da makinalar için isimlerden ziyade numaraların kullanıldığı bir ‘gemi, gezegen’ burası.

Baş mühendisimiz D-503. Bulunduğu dünyada kişisel olana yer yoktur. Matematik ve mantık.

Zaman mı? Tek Devlet elindedir. ‘Saat-tablet’ler ile kullanırsınız bunu. Sınırlıdır.

İlişki? Odalar, evler ‘saydam’dır. Sadece
‘pembe-biletle’ yaşarsınız. Kısıtlıdır.

Bizler bu dünyayı baş mühendisimiz D-503 kaleminden okuruz günce şeklinde. Diğer gezegenlerdeki biz ‘ilkel okurlar’ için yazmıştır.

Ne demişti Zamyatin:

“Son devrim yoktur. Devrimler sonsuzdur.”
10.04.2020

Hugo ve Nebula gibi bilimkurgunun büyük ödüllerine aday olup Locus en iyi roman ödülü de almış bir eser.

Rüya görüyorsunuz değil mi? Peki rüyalarınızın zaman ve boyut da değiştirerek gerçekleştiğine şahit olsanız neler yapardınız?

George Orr. Mekanik çizim uzmanı. Rüyalarının gerçekleştiğini fark edip usulsüz şekilde aşırı dozda ilaç alıp kliniğe yönlendirilir.

Doktor William Haber. Rüya bilimcisi. Psikiyatrist. Gerçekleşen rüyaları ‘olumlu yönde’ kullanmaya çalışırken ‘kendine’ yenik düşen bir bilimadamı.

“Amaç aracı mazur gösterir. Ama ya amaç diye bir şey yoksa? Tek sahip olduğumuz araçsa?”

Doktor Haber ve gerçekleştirmeye çalıştıklarını böyle tanımlıyor, Ursula.

Yakın bir tarihte -Milenyum’da- geçen bir konu; ama Ursula durur mu! Bir şekilde rotamızı bilimkurgu ve fantastiğe çeviriyor.

Irkçılık, savaş, açlık.

Buyurun.