Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

29.03.2020

Alman yazar ve filozof Novalis’in

‘Aynı masalları dinlemelerine rağmen
ötekiler hiç böyle bir şey yaşamadılar.’

alıntısıyla açıyor kapıları Pamuk. Bence eserin özeti burada gizli.

Düşüncelerin kelimelerle sınırlandırılması tabiri vardır bilirsiniz. Yeni Hayat’ta bu sınırların ortadan kaldırılması söz konusu. İçerisinde yer alan her harf, her kelime ve cümleden daha fazlası var kesinlikle.

Üslup elbette gözünüze ilk çarpacak nokta. Kelime tekrarları, ikilemeler, alıntılar ve diğerleri. Okumayı zorlaştırdığı söylense de bence aksine daha akıcı kılıyor.

Okumaya başladığı kitap sonrası içerisinden gelen o çoşkuya dur diyemeyen ve demek de istemeyen bir üniversite öğrencisi vardır satırlarda.

Onun arayışındaki ‘yolculukların’ her adımının aslında bir içe yolculuk olduğuna şahit oluruz sayfalar arasında.

Şehirler, kasabalar, yolculuklar, otobüsler, muhbirler, eğitimciler ve daha birçok şey.

Bol ayrıntı ve zeka parıltısı.
Orhan Pamuk.
29.03.2020

Kendini kelimelere hapsetmeyi sevmediği gibi tanımlamaları, ‘laf cambazlıklarını da’ sevmiyordu Bernhard.

Yazdıklarımın diyordu ‘bir kurgu ve hikaye’ barındırdığını gördüğüm an onları anında yok ederim.

Burada da o tezinden hiçbir şey kaybetmiyor. Zor diye tabir ettiğimiz ‘okumaların’ yazarı bence o.

Dört hikaye-anlatı okuyacaksınız:

Goethe Öleyazıyor’da sizleri temsili şekilde Goethe’nin son anlarına götürüp aslında ikisinin aynı dönemde yaşamamış olduğu Ludwig Wittgenstein güzellemesi yapacak.

Özellikle ‘Montaigne ve Yeniden Görüşme’ başlıklı yazılarında bitmek bilmeyen ‘anne, baba nefretine’ odaklanıp ‘huzursuz’ kelimeler söyleyecek.

Son başlıkta ise Avrupa’nın kuzeyine göç ve Avusturya eleştirileri okuyacaksınız.

Eserinin bu kadar uzun tanıtıldığını görse eminim bana, bize çok kızardı. Affetsin.

“Kendini anlaşılır kılmak imkansızdır.” diyen bir kaleme hoş geldiniz.
27.03.2020

“UFALANMIŞ SÖZCÜKLERLE avucunda,
unutuyorsun, unutmakta olduğunu,

bileğinde göz kırpıyor,
noktalama işaretleri” (eserden)

Acıları yaşayıp da şiirine yansıtmaması beklenemezdi elbette. Haliyle kalemi o yönde evrildi. Evrildi; fakat şiirlerin çevirisini üstlenen

Ahmet Cemal’e kulak verecek olursak:

“Celan, benzetmeleri için anadilinde var olan sözcüklerden yola çıkarak yeni sözcükler türetme yoluna hemen her şiirinde çokça başvuran bir şair.

Şiirlerin bir başka dile çevrilmesini hayli zorlaştıran bu durumdan kaynaklı umarım bu işin üstesinden ‘yaklaşık olarak’ gelebilmişimdir.”

Zira Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Rusça’ya hakim bir şairden bahsediyoruz.

Zor bir ürün var elinizde. Ölüm başta olmak üzere ‘zaman, insan ve bir nebze umudun’ konu edinildiği şiirler bunlar.

Yaşamına son verme ayrıcalığını ‘Seine Nehrine’ emanet eden de biriydi.

Buyurun.
26.03.2020

İki uzun hikaye karşılayacak sizleri burada:
- Salgın
- Madalyonun Ters Tarafı

Salgın’da Meşrutiyet’i görmüş ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını yaşayan bir ilçedeyiz. Gökpınar. Kaymakamından yazı işlerine, doktorundan nahiye müdürüne kadar yıllanmış görevliler mevcuttur.

Kaymakama öğretmen Cevdet’ten gelen bir mektup buradaki tüm sıradanlığı değiştirecektir.

Karlıbel köyünde adı konulmamış bir salgın başlamış ve bu salgın canlar alıyordur. Bir çare bulma umuduyla yazmıştır öğretmen Cevdet.

Peki kaymakam ve yanındakiler tarafından pek umursanmayan bu salgın olayların akışını nasıl değiştirecektir?

İkinci hikayemiz Madalyonun Ters Tarafı’nda ise kendi halinde, içine kapanık bir kimya profesörü olan Celil Hıfzı Bey ile tanışacağız.

‘Geç denebilecek’ bir yaşta, ‘yanlış denebilecek’ bir evlilik yapan Hıfzı Bey; eşi Sadiye Hanım ve oğlu Rıfkı’nın hikayesi bizleri içine çekecek.

Her eseri gibi bu da okunası elbette.
23.03.2020

Tanzimat sonrası birçok eserde olduğu gibi bu eser de ilk olarak 1922 yılında İkdam gazetesinde tefrika olarak yayımlanıyor.

Kitap olarak basımı ise ancak 1943 yılında gerçekleşiyor.

Roman, iflah olmaz çapkınımız Şadan Bey üzerinden yürüyecek.

Konaklarında çalışanlar, çevresindeki güzeller, arkadaşlarının karıları... Hepsi onun ilgisini çeker maalesef.

Bitmek bilmeyen bu çapkınlıklardan usanan ailesi Şadan Bey’i kendisinden ‘kültürel’ olarak daha üstün Sabiha Hanımla evlendirip içgüveyi göndermiştir.

Peki durulur mu bizim Çapkın?

İlk tefrikada ‘Karımı Nasıl Aldattım’ başlığıyla sunulan eser ilerleyen sayfalarda ‘kadın-erkek ilişkileri’, ‘aile’, ‘doğu-batı’ ve ‘ahlak’ da dahil olmak üzere birçok başlığa göndermede bulunuyor.

Özellikle Şadan Bey üzerinden yer yer mizahi ögeleri de ihmal etmeyen bir Hüseyin Rahmi eseri okuyacaksınız. Buyurun.