Naçizane yorumuma geçmeden evvel, her zamanki alışkanlığımı bozmayarak (uzun bir aradan sonra!), kaleme alacağım değerlendirme hakkında kısa bir ön bilgilendirmeyi kıymetli okuyucularla paylaşmayı bir borç bilirim. Öncelikle şunu açıkça ifade etmeliyim ki, Roma sanatı ve ikonografisi üzerine uzmanlaşmış bir sanat tarihçisi yahut arkeolog değilim; dolayısıyla aşağıda okuyacağınız satırlar, akademik bir incelemeden ziyade, bu alana ilgi duyan meraklı bir okurun okumasının ürünü olarak görülmelidir. Bununla birlikte, kitabın içeriğine dair mümkün mertebe ayrıntıya girmekten ve okuyucunun okuma serüvenini olumsuz etkileyecek yönlendirmelerden kaçınmaya çalışacağımı da özellikle belirtmek isterim.
Gelelim Paul Zanker’e ve Roma sanatına!
Roma sanatı denildiğinde çoğu zaman akla gelen ilk imgeler; heykeller, imparator portreleri, zafer takları ve idealize edilmiş bedenler olur. Ancak Zanker’in çalışması, bu yüzeysel algının çok ötesine geçerek, Roma sanatını yalnızca estetik bir üretim alanı olarak değil, son derece bilinçli bir siyasal ve ideolojik iletişim aracı olarak da ele almaktadır. Kitap, özellikle Augustus dönemi merkezli olmak üzere, Roma toplumunun değer dünyasının, iktidar anlayışının ve kolektif kimliğinin sanat yoluyla nasıl inşa edildiğini son derece berrak bir biçimde ortaya koymaktadır.
Zanker’in en güçlü yönlerinden biri, sanat eserlerini tek tek betimlemek yerine, onları üretildikleri tarihsel bağlam içine yerleştirmesidir. Heykeller, kabartmalar, mimari düzenlemeler ve kamusal mekânlar; imparatorluk ideolojisinin sessiz ama son derece etkili bir dili olarak karşımıza çıkar. Bu noktada yazar, modern propaganda kavramını anakronik bir biçimde kullanmaktan kaçınarak, Roma dünyasının kendi kavramsal çerçevesi içinde son derece ikna edici bir çözümleme sunmaktadır. Özellikle “ideal yurttaş”, “barış”, “düzen” ve “Roma erdemleri” gibi kavramların sanatsal temsilleri, kitabın omurgasını oluşturmaktadır.
Metnin dili, akademik bir eserden beklenebileceği üzere yoğun olmakla birlikte, gereksiz bir kapalılığa da düşmemektedir. Temel kavramlara aşina olmayan okuyucular için zaman zaman zorlayıcı olabilecek pasajlar mevcut olsa da, Zanker’in açıklayıcı üslubu ve görsel malzemeyle kurduğu güçlü ilişki, bu zorluğu büyük ölçüde telafi etmektedir. Bu sebeple kitabın, Roma tarihiyle yahut klasik sanatla ilk kez temas eden okuyucular için doğrudan bir “giriş kitabı” olmaktan ziyade, temel bir arka plan bilgisi edinildikten sonra okunmasının daha verimli olacağını belirtmekte fayda vardır.
Öte yandan, kitabın yalnızca sanat tarihçilerine değil; Roma tarihi, siyaset düşüncesi ve kültürel tarih ile ilgilenen geniş bir okur kitlesine de hitap ettiğini özellikle vurgulamak gerekir. Zanker, sanat eserlerini “suskun nesneler” olmaktan çıkarıp, Roma toplumunun zihniyet dünyasını anlamamıza imkân veren tarihsel belgeler hâline getirmeyi başarmaktadır. Bu yönüyle eser, okuyucuya yalnızca Roma sanatını değil, Roma’yı anlamanın da güçlü bir anahtarını sunmaktadır. Son dönemde, nümizmatik buluntular, resimsel temsiller ve gündelik kullanım nesneleri üzerinden tarih anlatımı hem giderek yaygınlaşmakta hem de tarihsel yorum açısından son derece anlamlı bir yaklaşım sunmaktadır.
Sonuç olarak, Paul Zanker’in Roma sanatı üzerine kaleme aldığı bu çalışma; sabırla okunduğunda ve metinle diyalog kurulduğunda, okuyucusunu fazlasıyla ödüllendiren nitelikli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Roma dünyasının görsel diliyle ilgilenen, sanat ile iktidar arasındaki ilişkiyi sorgulamak isteyen yahut klasik çağın ideolojik yapılarını daha derinlemesine kavramayı amaçlayan herkes için son derece yol gösterici bir okuma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öte yandan, bir giriş kitabı olarak da değerlendirilebilecek bu eser, okuyucuyu ilerleyen okumalar için teşvik edici bir işlev görmektedir. Runik Kitap’a ve Kitapyurdu’na, bizi uygun, güncel ve içerik açısından dolu kitaplarla buluşturdukları için teşekkürlerimi iletmek isterim.
Herkese bol kitaplı sağlıklı günler dilerim!