Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Muaz Ergü Tarafından Yapılan Yorumlar
Sevmenin nasıl bir şey olduğunun unutulmaya başlandığı, çiçeklerin naylonlaştığı, kirazların tadının buruklaştığı, her şeye kekre bir tadın bulaştığı bu günlerde şair Hüseyin Akın’ın Sevmek Karanfil ve Kiraz adlı şiir kitabı çıktı. Tam da baharın kendini yavaş yavaş hissettirmeye başladığı bir dönemde merhaba dedi okuyucuya. Her ne kadar da bahar takvim yapraklarında bir mevsim olarak kalsa da şiirle selam duruyor bahara Hüseyin Akın. Sevmekten, karanfillerden, kirazlardan sarmaşıklardan, yıldızlardan bahis açıyor. İstanbul’dan…
Portakal Bahçeleri on sekiz öyküden müteşekkil. Öyküleri okurken aynı zamanda tarihte bir yolculuk da yapmış oluyoruz. Zarurat-ı Hamse öyküsündeki mağara imgesi hemen eski zamanlardaki Ashab-ı Kehf kıssasını aklımıza getiriyor. O zaman da zulümden kaçan bir avuç genç mağaraya sığınmıştı. Öyküdeki insanlar da mağaraya sığınıyorlar. Öyküde zulümden kaçan insanların psikolojileri büyük bir ustalıkla yansıtılmış. Adeta öykünün içinde nefes alıp veriyoruz. Şakar’ın bu kitaptaki öyküleri uzun tutmamış olması okuyucunun dikkatinin dağılmasını engelliyor. Öyküleri okurken zihin yorulmuyor. Geçmişle bugün arasındaki göndermeler sıkıcılığı da ortadan kaldırıyor. Portakal Bahçeleri adlı öyküyü okurken aklımıza hemen Filistin geliyor, Gazze… Oradaki duvarların arkasına hapsedilmiş hayatlar. Silahların, esaretin, zulmün kirli, karanlık, kahredici iklimi… Acıların çocuklar üzerindeki yıkıcılığı, çocukların yıldızlarla kayıp giden çocuklukları, korkunun içinde eriyip giden dünyaları… Bütün bu trajedileri yüreğimizin en ince yerine dokunan bir üslupla anlatıyor Şakar. Cennet Güzeli öyküsünü okurken birden bire Rachel Corrie gülümser gibi oluyor uzaklardan. Vakur bir tebessüm… O, tebessüm ediyor. Bizim içimizde bir alev harlanıyor. Bir sızı içimizde…
“Hatırla diye…” Demet Tezcan’ın yeni kitaplarından. Bu yıl içinde Pınar Yayınları tarafından yayımlandı. Nisyan ile malul hafızalarımızı sarsma niyetinde bir çalışma. Unutmak istediğimiz, sorumluluğunu üstlenmediğimiz ve hep kaçtığımız olayların altını çiziyor yazar kitabında. Bir şahitlik… Bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçip gidiyor acılar, zulümler, sürgünler, açlıklar… Kitabın her satırında insan olma sorumluluğunu yüklenmeyen insanın yol açtığı yıkımlar dile geliyor. En çok da kadınların ve çocukların derin, iç yakıcı trajedileri… Evet, zulmü, baskıyı, işkenceyi yapanlar kadar bu yapılanlara ses çıkarmayanlar da suçlu. Her köşesine, kıyısına suçun rengi sinmiş bir dünya… Sinik ve silik Müslümanlar…
Böyle bir vasatta B. Zakir Avşar hazırladığı “Dava Dergiciliğinde Bir Örnek: Serdengeçti Dergisi” adlı kitabıyla bir dava dergisi ve bir dava delisi adamı bizlere yeniden hatırlatıyor. Evet, çıkardığı dergiyle kişiliği birbirinden seçilmeyen, derginin adı zamanla kendi soyadına dönüşen Osman Zeki Yüksel anlatılıyor. Biz Onu Osman Yüksel Serdengeçti olarak tanıyoruz. Kelimenin gerçek anlamıyla bir Serdengeçti var karşımızda. Hilesiz, hurdasız, hilafsız… Osman Yüksel’in dünya malı namına hiçbir şeyi yok. Malını mülkünü eşiyle dostuyla, öğrencileriyle, gariplerle paylaşmış. Hatta bütün mirasını Türk Edebiyatı Vakfı’na bağışlamış. Bu vakfın Türk/İslam dünyasına hizmet eden bir kurum olduğu düşüncesiyle. Yalnız, B. Zakir Avşar’ın da ifade ettiği gibi bu vakıf yıllarca Osman Yüksel ile ilgili hiçbir çalışma yapmamış.
Şiirin Saçağı Altında bir şairin şiir üzerindeki düşüncelerinin, edebiyat ile ilgili yorumlarının, önerilerinin, eleştirilerinin toplamı. Kitap iki bölümden oluşuyor: Şairler Loncasında ve Halkın Minderinde. Ayrıca çok önemli bir sunuş yazısı da yer alıyor. Bu yazının özellikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gerekir. Yazı tam bir modern zamanlar portresi sunuyor okuyucuya. Dünyamızdaki kötülüklerden, insanların vurdumduymazlığından, çirkinliğin, çirkefliğin, çılgınlığın egemenliğinden söz açılıyor. Ve böyle bir ortamda şiirin, edebiyatın varlığının ne anlama geldiği sorgulanıyor. Kötü gidişatın şiir üzerindeki etkileri…