Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Yasin Aykanat Tarafından Yapılan Yorumlar
Elizabeth karakterinde pek çok açıdan kendimi seyrettiğime değinmeden evvel, aşka yahut sevdaya dahil olabilecek her hususun bir şekilde canıma dokunduğu ve hiçbir duyguyu bu denli kavi hissedemeyeceğime duyduğum inancın yaşantımla sabit olduğu hakikatini belirterek analizime başlamalıyım. Bu sebeple hedef sevda oldukça bir yanımla vurulmamam için bütün sebepler hiç oluveriyor. Sevdanın bütün meşguliyetleri bir kenara itme gücünü, icabında en değişmez addedilen kararları da yerle bir etmesini bilen yanı ve Elizabeth'i diğerlerinden ayırt etmemize olanak tanıyan ruhu okşayan olgunluğunu, idrak kuvvetini Gurur ve Ön Yargı'da hayranlıkla hissettim. Austen'in kelime dağarcığında bir hazine yattığına duyduğum inanç, Ahmet Rasim'den sonra ilk kez nispeten yabancısı olduğum fakat beni elfazıyla büyüleyen bir müellifi daha gönlümde baş köşeye taşıdı.
Kitap 14 öyküden oluşuyor.Bazı öyküler okumayı zorlaştırsa da genelde iyi öyküler içerdiğini söyleyebilirim.( Ham Ruh ve Baba olmak ; favorilerim arasında ) 14 öyküden en beğenmediğim bölüm " Ben Yahudi Değilim" başlıklı bölümdü.Nedeni ise çok fazla Almanca cümleler kullanılmasına karşın herhangi bir çevirme yapılmamış olması. Çeviri de hata yok denecek kadar az basım kaliteliydi.Genel olarak önereceğim kitaplar arasında yerini aldı.
Keyifli okumalar.
Evvelden duygu yârdı. Duygu yer kaplayan değil, yer edinendi. Hususiyet ve ehemmiyetle yeri edilendi. Yeri baş göz üstü değil, gövdenin sol üst kısımlarında bir mertebeydi. Mertebeyse seçeneksizdi. Yeri, başka birine verilemez, vergilenemezdi. Her duygu, başka bir duyunca tekabül ederdi. Şimdi duymak var, duygu bir iddia. Varsa da bir yoksa da. Bir gün bir kelime ile karşılaştım ve tüm harflerin tek başına bir kelime olmaktan ne denli uzak olduğu bilgisiyle donandım. Tüm harfler bir kelime içinse manidardı. Bazı ruhlarla çok yakın olduğumu düşünüyorum. Savunmasız ve iknasız. Cahit, Nazan ve birkaçı daha buna misal teşkil eder. Eserin yüreğime yürüdüğünü inkâr etmiyorum. Es geçmiyorum beyefendinin saygıdeğer ilmini ve bu vesileyle konuşturduğu şahsiyetine gölge düşürmekten imtina da ederim ayrıca. Tekrarın yaşamdaki mezkur konumundan, yani algıdaki dönüşümünden muzdarip biri için tekrarın küçücük denecek kadar keyfimi kaçırmasına da ses etmiyorum. Bu da benim acizliğim olsun.
Otobiyografi, anı ya da roman... Herhangi bir kategoriye sokmakta güçlük çektiğim kitapta yazar çocukluk - evlilik - klinik dönemlerini anlatmış. Yaşadıklarını, gel-gitlerini, baskıcı ailesini, kardeşi ve kuzeni ile yaşadığı çarpık cinsel ilişkilerini büyük bir cesaret ve içtenlikle dile getirmiş. Açıkçası (eğer iyi bir kitap okuyorsam etkilenmeye her anlamda müsait olan ben) etkilendim yazarın tedavi sırasında hastane odasında kaleme aldığı romanından... İster istemez sorguladım yine bazı şeyleri... Elektro-şok tedavisi,
deli gömleği giydirilerek karyolaya bağlanması, korkuları, sevemedikleri... Betimlemeler çok canlı, anlatılan ev, hastane ve şehir betimlemeleri biraz dağınık olsa da okuyucunun gözünde canlanıyor okurken. Anlatı arasına çok vurucu cümleler de serpiştirilmiş hayat, toplum ve siyasi olaylar hakkında. Kısa romanda birçok duyguyu, olayı ve insanı anlatma ve daha önemlisi hissettirmeyi başarmış Tezer Özlü. Okunmalı, okutulmalı.
Kadın olmak... Acımak, acınmak, acıyana ve acıtana acımak... Kadını anlamak... Başkalarının gelgitlerine oturup kendini beklemek ve bunda ısrarcı olmak... Çünkü buna gereksinim duymak... Çünkü kadınsın sen! Bir sözün samimiyetine vefa gösterebilmek bir ömür... Düşüncelerle hakikatler arasında gidip gelen kimi zaman savruk kimi zaman isabetli bakış açıları... Sorgulatıyor. Başta "Ne diyor bu kadın?" dedim. Sonra tanımanın ve anlamaya çalışmanın azizliğine uğradım. İlköğretimden beri kitapların büyüttüğü bir benin gözlerinden yaş akıtan üçüncü kitap oldu. Dut yemiş bülbül gibiyim şimdi. Anlamak ne mübarek mefhum ya Rabb! Birinin iç dünyasında kendine yer bulabilmek... Birinin ellerindeki sıcaklığı yorgan edinmek... Hisleri bölüşmek... Kitaplar bizimle hislerin diliyle konuşuyor. Aklın tarif edemediğini yaşatmaya yetiyor duygular. Duygular, detaylar, acılar, olanlar, olamayanlar, olması gerekenler... Okuyun, şahit olun.