Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Ümmühan İrem DERTLİ Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitabımızın baş karakteri Pasaklı adında bir köpek. Doğduğundan beri tüyleri yüzünden dışlanan, kardeşlerini ve annesini kaybeden, sahibinin satması üzerine yavrularından ayrılan Pasaklı'nın yaşadığı kayıplar, dostluklar ve zorluklar üzerinden vefa, sevgi, dostluk, umut ve annelik konularını ele alıyor. Aynı zamanda köpeklerin sahibiyle olan ilişkilerini de şu cümleyle özetliyor:
"Bir köpek sahibinin kaderini takip eder."
Kimi zaman güldürse de üzücü bir hikayeydi.
Her yaşa uygun, fabl tarzı bu hikâyeyi bir solukta okuyabilirsiniz.
Edebi polisiye diyebileceğimiz türden bir kitaptı. Yazarın Borges'la tanışmak için yaptığı hamleler her ne kadar olumsuz sonuçlansa da sonunda bir programda tesadüfen tanışırlar. Yazarımız bundan duyduğu onur ve mutluluğu samimi bir dille bize anlatır. Üstelik tanışmaları bununla da sınırlı kalmaz ve program sonrası kaldıkları otelde biri cinayete kurban gider. Bunun üzerine yazarımız ve Borges, Poe ve Lovecraft bilgilerini kullanarak çeşitli varsayımlar ileri sürerek katili bulmaya çalışırlar. Akıcı ve sürükleyici olay örgüsü kitabı bir çırpıda bitirtiyor. Polisiye ve Borges severlerin beğeneceğini düşünüyorum.
Denizci olarak tanıdığımız Eden'in içindeki hırs ve iradeyle adım adım nasıl geliştiğini ve kendini nasıl geliştirdiğine şahit oluyoruz.Kendine Ruth'a duyduğu aşkı ulvi bir amaç haline getiren Eden,kendi sınırlarını zorlamakla kalmıyor aynı zamanda felsefesini benimsediği dönemin filozofu Spencer'in görüşünü benimseyerek aristokrat üst sınıfa karşı çıkıyor,sosyalizmi derinlemesine eleştiriyor ve bireyci olmayan akrabalarıyla tartışmalara girişiyor.Kitap bu bakımdan edebi, felsefik, psikolojik ve sosyolojik açıdan farklı bakış açılarıyla tahlil edilebilecek bir roman.Özendiği hayatın aslında boş laflar ve şatafatla dolu olduğunu görünce bürokrasisinden uzaklaşıyor.Yazdığı makalenin yayınlanmasıyla ün hayatına adım atıyor,kendisine duyulan sevgi ve itimatı durmadan sorguluyor.Martin,son zamanlarda hayalini kurduğu Güney Denizlerine doğru yol alıyor.Jack London'un otobiyografisi niteliğinde olan bu eser bizi yazarın hayatıyla neredeyse paralel şekilde ilerletiyor.
Bazarov, köyünden tıp okumak için çıkmış ve yanında arkadaşı Arkadiy ile dönmüştür.Amcası Petroviç ile farklı rejimleri benimsedikleri için sık tartışır olmuşlardır.Arkadiy'in annesi yıllar önce ölmüş,babası Nikolay Petroviç Kirsanov ise Feniçka isimli güzel bir hanımla yaşamaktadır.Feniçka'dan Mitya isimli bir oğlu olan Kirsanov,çiftliğin sorunlarıyla ilgilenmektedir.Odintsova'nın kız kardeşi Arkadiy'e müzik çalar ve birlikte kitap okurlar. Arkadiy'de bir süre Odintsova'ya karşı bir şeyler hissetse de bu hisleri çok uzun sürmez.Sonra oradan ayrılıp Bazarov'un ailesinin evine Bazarov ve Arkadiy birlikte gider.Oğullarını üç yıldır görmeyen anne babası onu göz yaşlarıyla karşılar ve çiftliği gezdirirler.Ailesiyle pek de konuşmayan Bazarov çalışmak için tekrardan Arkadiy'in evine gider.Evine dönen Bazarov eski askerî doktor olan babasıyla köylünün ihtiyaçlarını karşılamak üzere gönüllü olarak doktorluk yaparlar.Hastalardan birinden mikrop kapan ve ölümcül hastalığa yakalanan Bazarov ölür.
Ankara'dan İstanbul'a giden bir yolcu treninin karda kalması sonucu trenin restoranında tanışan Selda ve Ersin'in geçmişlerini kapak kızı Şebnem üzerinden sorgulatan bir hikâye. Şebnem'in kapak kızı olup dergilerde boy göstermesi, İşinden istifa etmeyi kafasına koymuş bir banka müfettişi olan ve çocukluk aşkı Şebnem'i dergilerde görünce yaşadığı özlemle karışık öfkeyi anlamlandıramayan Ersin'i; Küçük bir radyoda kendi programını sunan ve Şebnem'in uzaktan akrabası olması sebebiyle küçüklükten gelen kıskançlık ve eziklik duygusuyla Selda'yı yüzleştirir. Trenin restoran bölümünde çalışan Bünyamin, eşi Cennet' in üst komşularıyla arasında bir şeyler olabileceğini düşünüp evliliğini sorgulamaktadır. Baba olacağını öğrendikten sonra bunun heyecanını yaşayamayan Bünyamin, boynuzlandığını kabullenmeyip Cennet'i sokağa atmak ve çocuk sahibi olma ihtimalinin çok düşük olduğunu bildiği hâlde bu bebeğe mucize gözüyle mi bakması gerektiği konusunda kararsızdır.