Bu kitabı tamamen merakımdan istemiştim kitap yurdundan. Erdal Sarızeybek'i Pamukoğlu Paşa ile birlikte Hakkaride görev yaptığını Kan Uykusundan izlemiştik. Ancak Kitapta henüz yazarlığa yeni başlamış birini buldum. Aslında yeni başlamış bir yazar bile YAZARCA yazabilmeli. Erdal Beyde o kabiliyet henüz oturmamış. Yani yazar olması için epey gayret gerekiyor. Ancak gayretli olduğu yeni bir kitap çıkarmasından da belli. Başından geçen olayları pek de akıcı olmayan bir dille kaleme almış. Zaman zaman yaşadığı sukut-u hayaller nedeniyle alt üst olan moral dünyasını Gazi Paşa Duyarsa kitabını yazarken yeniden yaşadığını anlayabiliyorsunuz. Albaylığa yükselmiş ve hep takdirnameler üstün hizmet madalyaları almış bir askerin kendini Generalliğe o kadar yakın hissetmesine rağmen bir türlü olamayışından kaynaklanan bir ruh hali de var bu kitapta. Ancak sorunu doğru tesbit etmede de ona doğru teşhis ve tedavi önermede de başarısız buldum Erdal Sarızeybeği. Demek ki bazı şeyleri iyi anlamak o şeyin içindeyken mümkün olmuyor. İlla dışarı çıkıp dışarıdan nazar etmek gerekiyor. Dünyanın yuvarlaklığını uzaydan gözle görmek gibi bir şey bu. Ancak bazı şeylerin dışındayken bile o şeyin hududundan kurtulamıyorsunuz ki, askerlik te sanırım bunlardan bir tanesi. Sorunları doğru tesbit eden bir subayın askerliğe küçük yaşlarda başlayan yani erken eğilen beyninden askerlikle ilişkisiz çözümlemeler çıkmıyor. Yada çıkamıyor. Ben Sarızeybekten çok daha fazlasını beklemiştim. Açıkçası alanında kendini geliştirmiş gördüğüm Albayımızın biraz daha farklı pencerelerden bakmaya çalışması gerekli sanırım. Yoksa bütün meselelere asker çözümler ve askeri teşhisler koyarak sanırım işin özü bulunamaz.
Gazi Paşayı devlet adamı yapan askerliğin hudutlarını hem kendi hayatında hem de devlet nizamında yerli yerine koyabilmesidir. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden bu yana askeri anlayışın Gazi Paşanın anlayışından ne derece uzaklaştığını darbeler ve muhtıralarla gördük.
Gazi Paşayı bu kadar kutsayan bir anlayışın ona bu kadar uzak olabilmesini de anlamaya çalışmak gerekli sanırım.
Kafalarda soru işareti yaratan Gazi Paşanın işitmesi durumunda neler olacağı değil, Gazi Paşanın sözlerinin yaşayanlarca doğru işitilmemesi. Sanırım askeri eğitim modelimizde ciddi bir sıkıntı var. Bilimsellikte ve deneysel düşüncede ilerlemenin moral değerlerden uzaklaşarak mümkün olabileceğini şart gören agnostik bir yapının eseri olan bir süreç yaşadı Türkiye. 27 Mayıstan bu güne bu yapı Türkiyeye çok acı tecrübeleri milletin en güvendiği kurumun eliyle yaşadı. Kutsallaştırılan bir kısım değerlerin dışında moral değer tanımayan bu yapı sorunu daima dışarıda aradı. Daima öteki olanı darbe ve muhtıralarla örseledi. İçindeki başarılı insanları Albaylığa,Tuğgeneralliğe yada en çok Tümgeneralliğe kadar getiren bu yapının moral değerlerde öteki gördüklerine yaklaşan subaylarını ne kadar başarılı olursa olsun adı Osman Pamukoğlu bile olsa harcadığını gördük. Askerlikten ve vatan müdafasından çok iç ve dış siyasi meselelerle ilgili kanaat merkesi haline gelen bu yapı nedeniyle meşru iradenin muktedir olamamsı ve sistematik bir biçimde oluşturulmuş ikili bir yapı söz konusu. Bu yapılardan biri meşru iradeyi yani Parlamentyu temsil ediyor. Diğeri de Askerler ve onların sivil görüntülü uzantılarını. Türkiyenin yekpare olmasından endişe eden bir kesimin bu ikili yapıyı korumak için elinden ne gelirse yapacağına kaniyim. Erdal Sarızeybek aslında ucu bu temel meseleye dayanan spesifik hadiselerin yorumunu o kadar dar bir pencereden anlamaya çalışıyor ki adeta tek bir ağaca takılıp ormanı unutuyor.
Topoğrafyanın altın kaidesi şudur. Eğer nirengi noktanızı doğru yerde konumlandırmazsanız bir mesafe sonunda artık nerede olduğunuzu anlamanız imkansız hale gelir. Bu noktada ya nerde olduğunuzu tahmin eder ve hareketinizi ona göre belirlersiniz yada hatalı olduğunuz noktaya geri dönüp nirenginizi asli yerine yerleştirisiniz.
Sanırım bu ülkede askerlerimizin önemli bir kısmı nirengi noktasına geri dönmenin askeri anlayıştan beklenen kısa ve etkin çözüm mantalitesinden hareketle doğru olmadığını düşünüyor. Halbuki her yol sizi bir menzile ulaştırıyor. Önemli olan bir menzile ulaşmak mı? yoksa doğru olana ulaşmak mı? sorusunu sormuyor ve sordurmuyor. İşte Sarızeybek'te burada hata ediyor.