Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Ismail SEKER Tarafından Yapılan Yorumlar

24.09.2007

Bu kitabı tamamen merakımdan istemiştim kitap yurdundan. Erdal Sarızeybek'i Pamukoğlu Paşa ile birlikte Hakkaride görev yaptığını Kan Uykusundan izlemiştik. Ancak Kitapta henüz yazarlığa yeni başlamış birini buldum. Aslında yeni başlamış bir yazar bile YAZARCA yazabilmeli. Erdal Beyde o kabiliyet henüz oturmamış. Yani yazar olması için epey gayret gerekiyor. Ancak gayretli olduğu yeni bir kitap çıkarmasından da belli. Başından geçen olayları pek de akıcı olmayan bir dille kaleme almış. Zaman zaman yaşadığı sukut-u hayaller nedeniyle alt üst olan moral dünyasını Gazi Paşa Duyarsa kitabını yazarken yeniden yaşadığını anlayabiliyorsunuz. Albaylığa yükselmiş ve hep takdirnameler üstün hizmet madalyaları almış bir askerin kendini Generalliğe o kadar yakın hissetmesine rağmen bir türlü olamayışından kaynaklanan bir ruh hali de var bu kitapta. Ancak sorunu doğru tesbit etmede de ona doğru teşhis ve tedavi önermede de başarısız buldum Erdal Sarızeybeği. Demek ki bazı şeyleri iyi anlamak o şeyin içindeyken mümkün olmuyor. İlla dışarı çıkıp dışarıdan nazar etmek gerekiyor. Dünyanın yuvarlaklığını uzaydan gözle görmek gibi bir şey bu. Ancak bazı şeylerin dışındayken bile o şeyin hududundan kurtulamıyorsunuz ki, askerlik te sanırım bunlardan bir tanesi. Sorunları doğru tesbit eden bir subayın askerliğe küçük yaşlarda başlayan yani erken eğilen beyninden askerlikle ilişkisiz çözümlemeler çıkmıyor. Yada çıkamıyor. Ben Sarızeybekten çok daha fazlasını beklemiştim. Açıkçası alanında kendini geliştirmiş gördüğüm Albayımızın biraz daha farklı pencerelerden bakmaya çalışması gerekli sanırım. Yoksa bütün meselelere asker çözümler ve askeri teşhisler koyarak sanırım işin özü bulunamaz.
Gazi Paşayı devlet adamı yapan askerliğin hudutlarını hem kendi hayatında hem de devlet nizamında yerli yerine koyabilmesidir. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden bu yana askeri anlayışın Gazi Paşanın anlayışından ne derece uzaklaştığını darbeler ve muhtıralarla gördük.
Gazi Paşayı bu kadar kutsayan bir anlayışın ona bu kadar uzak olabilmesini de anlamaya çalışmak gerekli sanırım.
Kafalarda soru işareti yaratan Gazi Paşanın işitmesi durumunda neler olacağı değil, Gazi Paşanın sözlerinin yaşayanlarca doğru işitilmemesi. Sanırım askeri eğitim modelimizde ciddi bir sıkıntı var. Bilimsellikte ve deneysel düşüncede ilerlemenin moral değerlerden uzaklaşarak mümkün olabileceğini şart gören agnostik bir yapının eseri olan bir süreç yaşadı Türkiye. 27 Mayıstan bu güne bu yapı Türkiyeye çok acı tecrübeleri milletin en güvendiği kurumun eliyle yaşadı. Kutsallaştırılan bir kısım değerlerin dışında moral değer tanımayan bu yapı sorunu daima dışarıda aradı. Daima öteki olanı darbe ve muhtıralarla örseledi. İçindeki başarılı insanları Albaylığa,Tuğgeneralliğe yada en çok Tümgeneralliğe kadar getiren bu yapının moral değerlerde öteki gördüklerine yaklaşan subaylarını ne kadar başarılı olursa olsun adı Osman Pamukoğlu bile olsa harcadığını gördük. Askerlikten ve vatan müdafasından çok iç ve dış siyasi meselelerle ilgili kanaat merkesi haline gelen bu yapı nedeniyle meşru iradenin muktedir olamamsı ve sistematik bir biçimde oluşturulmuş ikili bir yapı söz konusu. Bu yapılardan biri meşru iradeyi yani Parlamentyu temsil ediyor. Diğeri de Askerler ve onların sivil görüntülü uzantılarını. Türkiyenin yekpare olmasından endişe eden bir kesimin bu ikili yapıyı korumak için elinden ne gelirse yapacağına kaniyim. Erdal Sarızeybek aslında ucu bu temel meseleye dayanan spesifik hadiselerin yorumunu o kadar dar bir pencereden anlamaya çalışıyor ki adeta tek bir ağaca takılıp ormanı unutuyor.
Topoğrafyanın altın kaidesi şudur. Eğer nirengi noktanızı doğru yerde konumlandırmazsanız bir mesafe sonunda artık nerede olduğunuzu anlamanız imkansız hale gelir. Bu noktada ya nerde olduğunuzu tahmin eder ve hareketinizi ona göre belirlersiniz yada hatalı olduğunuz noktaya geri dönüp nirenginizi asli yerine yerleştirisiniz.

Sanırım bu ülkede askerlerimizin önemli bir kısmı nirengi noktasına geri dönmenin askeri anlayıştan beklenen kısa ve etkin çözüm mantalitesinden hareketle doğru olmadığını düşünüyor. Halbuki her yol sizi bir menzile ulaştırıyor. Önemli olan bir menzile ulaşmak mı? yoksa doğru olana ulaşmak mı? sorusunu sormuyor ve sordurmuyor. İşte Sarızeybek'te burada hata ediyor.
16.07.2007

Hulki CEVİZOĞLU'nun bulunduğu siyasi kanada hizmet etmek için yazdığı bir kitap olarak tarihe geçecek. 27 Mayıs İhtilali sırasında Anayasa Profu KUBALI ile birlikte İhtilalcilerin Anayasa akıl vericileri konumunda olan ve 14 ler hareketinin karşısında kalarak İNÖNÜ ekibiyle birlikte çalışan ve İhtilalin kelle almasının hakkı olduğunu belirten Anayasayı bir dikta yönetimiyle ortadan kaldırdığını iddia ettikleri Demokrat Partililerin yargılanmasının hususi mahkeme kurularak yapılmasını temine çalışan, Kararları sanıkların aleyhine geriye yürütmenin İhtilal dönemlerinde normal sayılması gerektiğini belirten MUAMMER AKSOY, yıllar sonra nasıl bu söylediklerini mahkeme tutanaklarına geçmesine rağmen inkar etmiş ve kendisini demokrat saymışsa kesin olarak eminim ki ULUSALCILIK'tan ekmek çıkaramayan CEVİZOĞLU da yıllar sonra bu grubun içinde yer almış olmaktan duyacağı utancı ve bu kitabın içindeki bütün kusur ve günahları Ak Parti iktidarına yamama gayretini nedametle hatırlayacaktır.
Zira kendisini şahsen tanımasak ta bilimsel ve objektif olma gayreti olan bir adam olarak görüyorduk. Eğer ideolojisi aklını kör etmiş olmasaydı böyle bir sivri görüşün peşinden koşmazdı diye düşünüyorum.
Bilim tarafsızlığın ve şüpheciliğin ekseninden saparsa ideolojilerin ve kör anlayışların esiri olur.
Ortaçağ skolastizminin cadı avcılığını başlatan ve gördüğü her ötekini cadılaştıran bu anlayışa hizmet için yazılmış bir kitap olarak HULKİ CEVİZOĞLU'nun yeniden akla ve insafa dönmesi dileğiyle kitabını parayla almaya değer bulmadığım için eleştirdim. Eğer yeniden kazanmış olursa İNSAFINA SIĞINACAĞIM. Aksi taktirde kitabında insaftan eser göremiyorum.
16.07.2007

Kitap bir uzmanlık kitabı olarak ele alınabilir. Uluslararası ilişkilerde islam ülkeleri masasından sorumluysanız bu kitabı alıp okumanızda fayda var. Zira hemen tüm entegrason hareketlerinin tarihi süreç içindeki durumlarının ele alınmasının yanı sıra tüm uluslararası islami örgütlerin (İslam Konferansı Örgütü,İslam Kalkınma Bankası vs) kuruluşu yapısı ve işleyişi ayrıntılarıyla ele alınmış. Uzmanlığı ve derinliği bu konuda arayanlar için tavsiye edilebilir. Ancak sadece merak için okuyanlar kitaptan bir süre sonra sıkılacaklar. Tıpkı benim gibi.
16.07.2007

Kitaptan daha fazla şeyler bekliyordum ancak beklediğim kadar iyi bir kitap çıkmadı. Yazarın emeğine saygı duymaktan başka bu kitapla ilgili iyi bir şey söyleyemiyorum. Dili de ziyadesiyle ağır. Biraz fazla felsefesine kaçılmış işin.
Felsefe de, "bulmanın değil, boyna aramanın yolu olduğundan" bir yere varamıyorsunuz.
Okumuş olmakla bir şey kazandımsa da ben farkında değilim. Sanırım bir çok insan benimle aynı kanaattedir.
16.07.2007

Ertesi Gün adlı kitabı okuduktan sonra kitapyurdu takipçilerine tavsiye ettiğimi sanmıştım ancak görülen o ki tavsiye etmemişim. Gecikmiş bir borcu yerine getirmek için söyleyeyim. Bu kitap bana göre davt hocanın en güzel kitabıdır. Belki Belgesel olarak televizyonda izlemiş olmanın yada Mithat Bereket ve Can DÜNDAR gibi Belgeselcilerin kendi hazırladıkları belgesellerde Davut Hocanın Ertesi GÜN adlı Belgeselinden alıntılar yapmış olmasının da payı var. Kitap şu anlamda çok güzel.
İhtilal süreçlerinde hangi yazarlar cuntanın tarafında yer almışlar ve ihtilalin hazırlanması sürecinde hangi yazarlar bilinçli yada bilinçsiz olarak payanda görevi görmüşler bunu daha iyi analiz edeceksiniz. O dönemin yazarlarından hala hayatta olanların görüşleri ile şimdiki söylemlerini mukayese edeceksiniz.

Türk Bab-ı Alisini tanımak bakımından mükemme bir kitap.