Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

cigdema Tarafından Yapılan Yorumlar

19.11.2005

Alman siyasi ve askeri geçmişi, II. Dünya Savaşı'nda işlenen dehşet ve Yahudi soykırımının Alman halkı üzerinde yarattığı etki “Aşk Kaçışları” adlı kitapta fazlasıyla öne çıkıyor. Geçmişi ile sürekli karşılaşan ve yüzleşemeyen, işlemedikleri suçlardan dolayı kendilerini suçlu hisseden, soykırımın vicdani rahatsızlığını ensesinde duyan Alman halkının içinde bulunduğu ruhsal durumu açıkça görmekteyiz. Savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen ikinci ve üçüncü kuşak Almanlar bile kendilerini sorumlu hissetmektedirler.
Öyküler arası fikir bütünlüğünün sağlandığı kitapta, yaşanan tüm ilişkilerde ortak nokta; başarısız ve kaçırılmış aşklar olması. Sonuca ulaşamayan, karmaşık ve ihanete uğramış aşklar... Taraflar açısından bakıldığında ise daha çok erkeğin başarısızlığını, tatminsizliğini ve korkularını, kadının ise mantığını öne çıkaran öyküler.
24.10.2005

“ Sen, suçsuz olduğunu zannettiğin için üzülüyorsun. Yazık! Eğer serbest bırakmazlarsa, yakında üzüntüden ölürsün ve her şey kendiliğinden hallolur. Ama serbest bırakırlarsa, işte o zaman bildiğim mutsuzlukların en şaşırtıcısı olur. Dışarıda olan her şey, onların olduğu kadar senindir de. Onlar senin bu hakkını elinden aldılar. Bu durumda, serbest kalınca, eşkıyalara katılacak mısın? Onlara, yani seni küçültenlere karşı kin besleyecek misin? Yoksa onları unutacak mısın? Hangisinin en zor olduğunu bilmediğimden soruyorum. Bunların hepsi olabilir, yalnız hiç biri meseleyi halletmez. Eşkıyalara katılırsan, zorbalık yapacağın için onlara kızma nedenin kalmayacaktır. Eğer kin beslersen, içini kemiren nefret duygusunu yenemeyerek öç almaya kalkacak ve onlardan farksız bir hale geldiğin gibi eninde sonunda yakalanacaksın. Bununsa, intihar etmekten farkı yoktur. Her şeyi unutursan, asil bir davranışta bulunduğunu sanarak avunabilirsin. Ama onlar, korkak, ikiyüzlü olduğunu düşünerek sana inanmayacaklardır. Ne yapsan, yine de saf dışı edileceksin. Oysa senin kabul edemediğin şey bu değil midir? Hiçbir şeyin vuku bulmamış olması biricik hal çaresi olurdu.”(kitaptan – 292.,293. sf.) diyor Ahmet Nurettinin kafasındaki ses İshak.
Zamanla unutmayı denediğinde insanların saygısını kaybetmiş, yok sayılmış; öcünü aldığında ise gerçekten onlardan biri olup sonunda yakalanmış.
Yaşanan felaketlerin insanı nasıl değiştirebileceğini, Şeyh te olsa Ahmet Nurettin’in sonuçta etten kemikten bir insan olduğunu, insanca duygular taşıdığını, insanca tepkiler verdiğini anlatan çok güzel ve çok etkileyici bir kitap.
Yazarın psikolojik tahlilleri uzattığı ve bu yüzden kitabın akıcılığını kaybettiği gibi eleştiriler yapılabilir. Ama ben katılmıyorum. Yazar okuyucuyu öyle bir yerden yakalıyor ki Ahmet Nurettin’in yaşadığı acıyı en derinden hissediyorsunuz. Onunla birlikte intikam planları yapıp başarıyı kutluyorsunuz. En sonunda yaptığı tercihte bile ben ona kızamadım.
Okuduğum ve en kısa zamanda daha çok dikkatle, daha çok sindire sindire okumayı düşündüğüm muhteşem bir eser.
09.10.2005

'Piyanist', otuzlu yaşlarının sonlarını sürmekte olan piyano öğretmeni Erika Kohut'u ve onun yaşadığı sado-mazoşist ilişkiyi ele alıyor. Annesinin baskıcı tutumu yüzünden erkek bedenine ilişkin türlü fantaziler kuran ve konservatuarda piyano öğretmenliği yapan Erika'nın, Klemmer'le tanışmasıyla başlıyor roman. Piyano öğretmeninden hoşlanan Klemmer onun sınıfına yazılıyor. Başlarda onun yeterince başarılı bir öğrenci olduğunu düşünmeyen Erika'yla daha sonraları cinsel ilişkiye giriyor öğrencisi. Ancak bu ilişkide Erika'nın belli şartları oluyor, ona zarar vermesini istiyor öğrencisinden. Onunla birlikte olurken aynı zamanda ona şiddet uygulamasını talep ediyor. Klemmer başta buna itiraz etmiyor. Ancak sonraları rahatsız oluyor. Ruhsal problemleri olan, baskıyla büyütülmüş, Sado-mazoşist bir kadınla ve onun ilginç istekleriyle karşılaşmaktan hoşlanmıyor. İki kişi arasında geçen sapıkça bir ilişkiyi ve bunun sonlanışını ele alıyor 'Piyanist'.
09.10.2005

Romanda kaçıkların yaşadığı, sokaklarından kan akan, karakterlerin bol olduğu bir kent anlatılıyor. Perşembeleri bedava saç kesen bir berber, bir dev, sağır bir cüce, bir dahi, bir general, bir akıl hastası ve bir fahişenin yanı sıra, futbol, basketbol oynayan zenciler, profesörler ve boks var. Hepsi de kentin sokaklarından şöyle bir geçip gidiveriyorlar. Hem entelektüel hem de dürüst, hem tüm kötülüğümüzün bilincinde hem de hem de hangi noktaya kadar adil olabileceğimizi merak eden Baricco, "Başka bir yaşamda belki dürüst olacağız ve sessiz kalmayı bileceğiz" diyor
09.10.2005

Kitabın en etkileyici öyküsü, 'Kimi Güzelliklere Doğar' ile aynı temayı taşıyan
'Bir Varmış Bir Yokmuş'. Soygun olaylarının gittikçe arttığı bir kasabada, beyaz aileler yoksul zencilerin saldırılarından korunmak için, evlerinin çevresine yüksek duvarlar örüyorlar. 'Duvarlar' yetersiz kalınca, elektrik verilmiş tellerden, duvar üzerine monte edilmiş cam kırıklarına kadar her şey deneniyor. Öyküye konu olan 'birbirini çok seven ve sonsuza kadar mutlu karıkoca', üstüne titredikleri oğulları, kedileri, köpekleri, karavanları, otomobilleri ve
'oğlan ve arkadaşları düşüp boğulmasın diye etrafı çitle çevrelenmiş bir yüzme havuzları'nın da bulunduğu korunaklı evlerinde, mutlu mutlu yaşıyorlar. Soygun olayları arttıkça, evlerini olabildiğince korunaklı hale getirmek için 'canavarın dişleri'ni seçip, bahçe duvarlarına jilet kenarlı helezonlar monte ettiriyorlar. Karıkocanın, evlerinin kendileri, çocukları ve hizmetçileri için artık son derece güvenli olduğunu düşündükleri sırada,
'öteki'ni delik deşik etmek amacını taşıyan helezonlar, 'Uyuyan Güzel'i uyandıran prens rolünü üstlenen, duvarları aşıp şatoya girmeye niyetlenen oğullarının bedenine saplanıveriyor. Görevi 'düşmanı' öldürmek olan 'canavarın dişleri'nden geriye çocuğun cansız bedeni kalıyor.
Öykünün adı da böylece, öyküdeki her şey gibi ironik bir anlam kazanıyor. Oluşturulmuş ayrımlar benimsenip korunduğu,
'taraf'lar yaratılıp bunlar arasındaki ayrım keskinleştirildiği ölçüde, karşı tarafa beslenen kin ve öfke besleyenin kendisine yönelip zarar verebiliyor.
Ve bu yaşananlar, ne yazık ki masal değil.