Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Murat GÖKÇEK

Okumak, varoluşsal yolculukta hayatıma anlam katan yegane aktivite olmuştur. Belki de hayatı daha yaşanılır kılmak, tıpkı bir enstrüman çalmak gibi. Bendeki dönüşümün temel kaynağı oldu kitaplar. Eminim ki toplumların dönüşümünde de büyük bir etkendir okumak. Bu dönüşüm Gregor Samsa gibi bir gecede ve hiç bir neden olmadan değil sebep sonuç ilişkisi düzeyinde kitapların eseridir.

Murat GÖKÇEK Tarafından Yapılan Yorumlar

21.04.2021

Leon Bloy'un 32 kısa öyküsünün 12 sinin bulunduğu, 1894 tarihli kısa öyküleri.
İsmi gibi sevimsiz öyküler. Benim için konusu da, okuması da sevimsiz oldu. Sanirım tarzını ve dilini sevmedim.
Öykülerinin bazılarından kısaca bahsedecek olursam;
"Ihlamur" öyküsü benim için en ilginç ve kabuledilebilir öyküsü oldu, bir annenin günah çıkarma esnasında ıhlamura zehir katarak birini öldürdüğünü rahibe itirafı ve tesedüfen orada gizlenen oğlunun bu itirafi duyması. İlginç olan oğlu hastalandığında annenin oğluna ıhlamur yapması.
"Evin Yaşlısı" hikayesi ise ıhlamurun tam tersidir ama dehşet unsuru azalmaz.
"Dişçinin Korkunç Cezası" ise ilginç bir cinayetin beklenmedik sonucudur.
20.04.2021

Adaletsizlik, delilik ve sistem üzerine yazılmış harikulade bir novella.
Bir taşra kasabasında, altıncı koğuş adını verdikleri hapishaneden farksız yerde yatan ivan Dmitriç ile bu koğuşa sık sık uğramasıyla kasabada dedikodulara mahal veren hastanenin doktoru Andrey Yefimıç ile arasındaki felsefî çatışması ve sonrasinda doktorun akıl hastalığı sebebiyle aynı hastaneye kapatılması. Konu bu kadar basit degil elbette. Hayatı, hayatın tekdüzeliğini, varlığı, deliliği, siradanlığı, cehaleti, toplumu sorgulatıyor.
18.04.2021

Bu kitap, bir roman değil, öfkeli bir kitapda değil, bir veda kitabı. Jose Saramago'nun gündeme ve dünya üzerindeki korkunç olaylara karşı ölmeden bir kaç yıl öncesinde bir blokta yazmış olduğu samimi yazıları. Biraz iç döküş belki de. Neler yok ki bu yazılarda; okuyucuyu Kafka'nın dünyasına ya da Şarlo'nun onulmaz hüznüne yaklaştırıyor. Bu son defterinde Afrika'da ölümün kara ama öldüren silahların beyaz olduğunu söylüyor. Militan ateistliğinden, büyük tektanrıcı dinlere bir üçüncü Tanrı icat etmelerini öneriyor. Guatemela'dan, İspanya iç savaşından faşist lider Franco'dan kulağımıza cümleler fısıldıyor. Berlusconi'yi yerden yere vururken, Obama'ya umut besliyor. Maria Magdalena'nın İsa'ya hitap ettiği mektupta en güzel aşk sözlerini yazıyor. Filistine ezilen halkı anlatırken, silah fabrikalarında çalışan işçilerden de bahsediyor. Bir çok konudaki eleştiri ve yazılarıyla Saramago'yu sevenlere hitap edecek bir kitap.
Huzursuz bir ruhun, derin kaygılar ve korkular içeren kitabı. Sadık Hidayet, Modern İran Edebiyat'ının huzur bulmamış ruhu ve bir intihar ile süslenmiş yaralı ve dertli çocuğu. Okuduğum ilk kitabı Kör Baykuş, yaralarla acı dolu bir kitap. Kitaplar zihinde değişik duygular bırakır, işte bu kitap da bende karanlık, küflü, korku dolu, nemli, hayal kırıklıkları olan, acılı, yaşama küskün, huzursuz ve melankolik duygular bıraktı.

"Ruhu cüzzam gibi yalnızlıkta yavaşça yiyip bitiren yaralar var hayatta"(sf.7) diyerek başlayan bir kitap çiçekleri, güzellikleri anlatmayacaktır elbette.

Kaç kişi kendi karanlık dünyasını bu derece ifşa edebilir. Kimdir Kör Baykuş? Kendisi mi acaba? "Sadece gölgem için yazıyorum(sf. 8)" diyerek kendi varlığını mı bu dünyada yadsıyordu. Kendisini kör baykuşa benzetip, "duvardaki gölgem aynı baykuş gibi olmuş, eğilmiş bir sekilde dikkatlice yazdıklarımı okuyordu. O muhakkak iyi anlıyordu. Sadece o anlayabilirdi.(sf. 77)" diyerek yalnızlığını ve hayata yabancılığını mı anlatıyordu? İran'ın Kafka'sı, böcek değil ama Baykuş oluyordu.

Sembollerle dolu bir kitap; "parasını vermek için elimi cebime soktum. İki kıran, bir abbasiden fazla param yoktu (sf. 25)" diyerek neyi anlatmak istiyordu acaba. Kimbilir belkide Hidayet bir şeylere dikkat çekmek istiyordu. Acaba yaşadığı bir aşk serüveninde iki defa intihar etmesi miydi anlatmak istediği. Kitabın her noktasında geçen Mavi Nilüferler neyi temsil ediyordu? Yeniden doğuş muydu anlatmak istediği? Yoksa karanlık dünyasının tek güzelliği miydi.

Kitabı okurken geçmiş, gelecek, şimdi, rüya ve gerçek hepsi birbiri içinde. Anlatılanlar gerçek miydi yoksa afyonun etkisinde şizoit yansımalar mı?

Kitaba baktığımızda hikayenin ana karakteri ebeveynleriyle sorunludur. Bu sebeple de çevresiyle de sorunlar yaşar. Tabut benzeri odasında yalnız yaşar. Hikayede anlatıcı yani kendisi vardır, bir kız çocuğu vardır sevmiştir onu sonrasında öldürmüş, parçalara ayırmış, gözlerinin resmini çizmiş ve gömmüştür. Sonra fahişe diye hitap ettiği sütannesinin kızı olan eşi vardır. Bir de gülüşüne sinir olduğu yaşlı eskici ve kasap. İşte tüm hikayenin karekterleridir bunlar. Hikayenin sonunda ise tüm erkekler yaşlı eskiciye, bütün kadınlarda tek bir kadına, eşine dönüşür. Varın kitabı okuyun ve şizoid duyguları hissedin derim.
04.04.2021

Nadir olarak beni etkileyen kitaplardan'dır Zorba. Kimbilir belki yıllar önce izlediğim filminin de etkisi olmuştur. Lakin kitapla film arasında bence çok fark var ki, kitabı tek geçerim.
Varoluşsal sancıları dibine kadar hissettim bir okur olarak bu kitapta, ölümü ve hayatı zorbayla birlikte sorgularken, korkmamayı, yaşamı sevmeyi, ayakta durabilmenin enerjisini de hissettim sayfaların içinde.
Hayatı kitaplardan izleyen patron ve hayatı yaşayan zorba, Girit adasina giderken bir gemide kaderleri cakışacaktir ve macera başlayacaktır. Okurken her sayfada bir yunan şehrinde kendinizi denizin, kumun, ve yıldızların altında Hora yaparken ve hayatınızı sorgularken bulabilirsiniz. Ve "Kim yaptı bunları? Neden yaptı? Neden ölüyoruz" diye sorabilirsiniz kendinize zorba gibi. Ki o zorba anı yaşar, dullarla yatar, şarap içer, santur çalar ve sadece yaşar. Tanrı'sız bir dünya yaratmıştır kendine,Tanrıya ve ölüme de posta koyarak.