Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Murat GÖKÇEK

Okumak, varoluşsal yolculukta hayatıma anlam katan yegane aktivite olmuştur. Belki de hayatı daha yaşanılır kılmak, tıpkı bir enstrüman çalmak gibi. Bendeki dönüşümün temel kaynağı oldu kitaplar. Eminim ki toplumların dönüşümünde de büyük bir etkendir okumak. Bu dönüşüm Gregor Samsa gibi bir gecede ve hiç bir neden olmadan değil sebep sonuç ilişkisi düzeyinde kitapların eseridir.

Murat GÖKÇEK Tarafından Yapılan Yorumlar

21.02.2021

Bir kişisel gelişim kitabı modunda. Birazda öz eleştiri kitabın kendisi. Aslında Müslüman toplumların kaderci ve tevekkülcü aklına bir eleştiride diyebiliriz yazılanlara. Evet kitapta olması gereken tavsiyeler var lakin olması gereken ile inanılan kavramlar değişmiyor maalesef. Basit bir dille yazılmış, bilindik kavramların güzel cümlelerle İnançsal boyuttan dile getirilmesi.
20.02.2021

Felsefi bir deneme mi dersem bu kitaba, evet derim hiç düşünmeden.
Camus için önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır o da intihardır. Yaşamın yaşamaya değip değmediği sorgulanır kitabın bütününde. Yaşamın kendisinin mantiksizlığı, saçmalığı ve bunu farkeden uyumsuz insan bu kitabın başrol oyuncusudur.
Kitaba ismini veren Mitolojik kişilik Sisifos, düşeceğini bile bile kayayı taşır tepeye aynı yeryüzü insanlarının hayatın rutinini ve anlamsızlığını taşıdıkları gibi. Cezasını kabullenmiştir Sisifos, ölümü kabullenen uyumsuz insanlar gibi. Lakin Sisofos mutludur cezasında, çünkü o tanrılara bir başkaldırıştadır. Tanriların oyuncağı olmayı kabul etmez, uyumsuz insan gibi. Yani denmektedir ki; tüm anlamsızlığına rağmen yaşamı yenmek gerekir. Kimbilir hepimizin bu dünyada Sisifos gibi bir kayası vardır belki de.
Evet kitap, varoluşsal sancılara başkaldırının felsefesini işlemiştir. Kitabın sonundaki Kafka denemesiyle okunup uzerinde düşünülecek bir eser.
11.02.2021

Alinasyon, topluma yabancılaşma. Yaşadığı dünyaya bu kadar mı kayıtsız olur bir insan. Bulunduğu hayattan kendini tamamiyle izole etmiş Meursault. Tepkileri ve düşünceleri; olsa da olur, olmasa da olur veya farketmez modunda olan, normal sınırlar içinde olmak gibi bir kaygı gütmeyen bir kişilik. Annesinin ölümüne dahi nesnel bir biçimde yaklaşan, katil durumuna düşmeyi sadece güneş yüzünden di diye açıklayan, ölüm anına kadar ölümü hiç önemsememiş, ama aslında hep bunu yaşamış, tanrısı ve ölüm sonrası hayatı olmamış bir yabancı.
"Körlüğün olabilmesi için kaç kişinin kör olması gerek? diye sordu, gözü siyah bantlı adam." (Sf 136) Görmemenin empatisini yapabilmek için gözlerimizi mi kapatmak gerek? Hayır, bence bu kitabı okumanız yeterli olacaktır.
Kitap, "Körlük" metaforu üzerinden oldukça sağlam bir sistemsel eleştiri yapıyor. Modernizmin çelişkilerini irdelerken; toplum, din, ahlak, demokrasi, adalet ve özgürlük gibi kavramların da altını eşeliyor.
Kitapta hiç bir karakterin adını bilmeden ve kimseyi birbirine karıştırmadan şöyle bir olay örgüsüyle karşılaşacaksınız; araba kullanmakta olan bir adamın, yeşil ışığın yanmasını beklerken kör olmasını göreceksiniz, pardon okuyacaksınız ve sonrasında gittiği bir göz doktoruna körlüğünü ironik bir şekilde bulaştırmasını, körlük salgınının başlamasını, karantina günlerini ve tüm kentin körleşmesini ve vahşice hayatta kalma çabalarını.
Kitapta bahsedilen körlük bir çeşit beyazlıktır aslında; yani beyaz bir bakar körlüktür. Varın bu çelişkiyi siz dillendirin, neden bu körlük açık gözlerle bir süt denizine dalmak gibi bir şey. Saramago bize neyi göstermek istiyor.
Evet, insanlık denen şey ve modernite körlükle çökmüştür. Bu durumda tüm varlık ve insanlık gözlere mi bağlı sorusunu akla getiriyor ister istemez. Peki duygularda değişiyor mu körlükle? Ya da kör olan gözlerimiz mi yoksa duygularımız mı? Bulaşıcı mıydı körlük? Oysa "işin içinde ne olursa körlük bulaşmaz diyen klinik şefine, 'Ölüm de bulaşmaz, buna rağmen herkes ölür' " demişti doktor.(Sf.41) Kimbilir "kör olduğumuz anda kördük" (sf 136) belki de hep kördük ve kör olduğumuzu şimdi farkettik ve okuyucu olarak da şimdi anladık.
05.02.2021

Camus'un 6 hikayeden oluşan kitabı. Doğrusu Camus'a bu kitap ile başlamak sanirım bir şanssızlık kendi adıma. Lakin yinede aklımda iz bırakan 3 hikayesi kaldı.
Aldatan Kadın; Arap çöllerinde kocasıyla ticari geziler yapan bir Avrupalı kadının iç dünyasındaki çelişkileri, bir gece özgürlüğü çöllere kaçarak hissetmesi.
Jonas Ya da Resim Yapan Ressam; bir ressamın yükselişi ve sonrasında düşüşünün kelimelere düşüşüy dü bu hikaye.
Büyüyen Taş ise; Afrika kıtasının o kara derili yaşamlarının makus talihiy di belki de.
Yinede kitap bitirdikten sonra küçük bir lezzet bıraktı zihnimin derinliklerinde.