Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
karacakitapligi Tarafından Yapılan Yorumlar
İlk basımı 1996 yılında yapılan “Yalnız Uyuyanlar İçin” kitabında en beğendiğim öykü: En Eski Güvercin. Bugüne kadar okuduğum en iyi 5 öykü arasına girer kesinlikle. Mitolojik ögeleri afallatan bir tonda kullanmış Kavukçu. Bu öykü için kullanılacak yegane sözcük, evet: Afallamak. Bazı sözcükler iyi ki var. Aksi bir durum olsaydı bu duyguyu ifade edemediğim için çok hayıflanırdım. Karısıyla kavga eden kahramanımız arabasına biner ve yola çıkar, yolda karşılaştığı bir kadını arabasına alır ve o andan itibaren bir afallamanın içine çekilir okur. Kitabın son öyküsü Eyyup ise bizim için küçük görünen şeylerin başkalarının hayatında yaratacağı derin çatlağı gösteren güzel bir öykü.
9 öyküden oluşan bu kitabına yazar, “O Bakış” isimli öyküsüyle başlamış. Sııcak su bulma işi için bir kasabada bulunan iki çalışanın üzerinden değil onların gittği Tombik isimli bir işletmenin sahibi üzerinden işliyor öykü. Bu işletmeci anlatıcı olarak öykünün içinde. Ağaçlarına dadanan anne ayıyı vuran işletmeci; ayının yavrusuna fark ederek onu yanına alır. İşletmede müşterilerin neden olduğu bir durumla küçük ayı alkol bağımlısı olarak içkilere tebelleş olur. Büyüdükçe kontrolden çıkar. Sonrası ise öyküyü okuyacaklara kalsın. Bu öyle sarsıcı bir öykü ki, insanın doğayla giriştiği acımasız mücadeledeki merhametsiz yanını bir kez daha çarpıyor yüzümüze. Zaman zaman açıp okuyacağım bir öykü olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Yazar, 170 sayfaya yayılan 13 öyküsünde genel olarak birey üzerinden toplumsal tasniflere girişiyor. Toplumun alışkanlıklarını ve gizlerini eleştiren öyküler okuyoruz. “İki Portre Bir Savaş” isimli öykü bizi bir toplumsal cinnete, bir fantazyaya götürürken; “Dil Yarası” öyküsü ise bastırılmış birey özgürlüğüne götürüyor. Kavramların görünürlüğü okurken eşleştirme yapmakla daha bir olgun atağa dönüşecek, görünürlüğü artacaktır diye umuyorum. Yani çevreyi gözlemleyen, algıları açık bir okuyucu beklentisi olduğu gibi Çevikdoğan’ın; okurdan bir beklentisizlik hâli de seziliyor. “Bakın bunlar oluyor” üslubu yer yer kendini göstermekte.
Çevre tasvirleri ve ruhsal çözümlemeler beni “akis romanı” tabirine götürdü. Yazar önce bir olay ve kişi üzerinden es verip hemen ardından etrafa dairesel yayılan çözümlemeler içine giriyor. Bu çözümlemelerin ise yetkinlik ve estetik içeriğini atlamamak gerek. Mevsimsel geçişlerle farklılaşan ruh hallerini ise yazar tematik kurgu için serpiştirmiştir diyebiliyoruz; çünkü zaman zaman “Eylül” değinilerini hatırlatıcı olarak okuyoruz.
Marquez, bizi toplumun içine çağırıyor. Kasabanın içine girip o kargaşaya kaosa katılıyor 188 sayfalık yer yer polisiye tadına yer yer sosyolojik çözümlerin içine çekiyoruz kendimizi. Kitaptaki ölümler, baskılar sonucu başlayan göçler ve odak olarak diş doktorunun tutumu kitabın sinir uçlarıdır diyebilirim.