Atatürk, malesef onu çekemeyenlerce din düşmanı ya da onun gibi birşey gibi gösterilmekte. Yaşadığı dönemde yunanlılara itaat şeklinde fetvalar çıkaran insanları ve halifeyi dindar görenler elbette Atatürke dinsiz diyebilirler. Zira Atatürkün ve hiçbir müslümanın dini o yalancıların dini ile aynı olamazdı. Bu günümüzde de geçerli.
Kitap Atatürkün samimi bir dindar olduğunu kanıtlama gayretine girmiş pek çok örnekler vermiş biraz da komik olmuş. Bence Atatürk dindar olmayadabilirdi. Zamanında bir islam alimine sormuşlar; efendim iki yönetici adayı var hangisini getirelim; biri dindar ama biraz beceriksiz diğeri ise pek dinle ilgisi yok ama yetenekli.
Alim düşünmeden cevap vermiş; Yetenekli olanı getirin. Dindarlık Allah ile kul arasında birşeydir. Oysaki müslümanlığın ve toplumun ilerlemesi için yetenekli kişilere ihtiyaç var.
Kitapta eleştireceğim bir başka nokta da Atatürkün bazı sözlerinden hiçbirşey anlaşılmayacağı halde aynen yayınlanması. Mesela 269. sayfada bir paragrafta birkaç kelimeyi anlayabildim sadece.
Ancak genel olarak değerli bir kitap. Okumanızı öneririrm.
Mesela hutbenin 1928 yılına kadar Arapça olduğunu bilmiyordum. İnsanlar dinlenmesi farz olan hutbeyi anlamadan dinlerlermiş. Atatürk Türkçe olmasını sağlamış. (Bilenler bilir hutbe toplumdaki güncel olayların yorumlanması öğütler verilmesi gibi konuları kapsar).
Dinin -bugün de olduğu gibi- nasıl istismar edildiğinin örnekleri ile dolu.
Cahillerin okuma yazma bilmeyenlerin bile din adamı gibi toplumu yönetmeye kalkmaları pek çok ibret verici olay.
Atatürk'ün diyanet işlerini, ilahiyat fakültelerini kuran kişi olması, Kuran tesfirini yaptırması ve böylece toplumun Kuranda neyin olup olmadığını anlamasını sağlaması Atatürk'ün dine nasıl hizmet ettiğinin örneklerinden birkaçı.
Şimdi dinci dediğimiz kesmin onu sevmemesi o kadar doğal ki, ekmeklerine taş koymuş Atatürk. Gerçi cahil ve okuma yoksunu halkımız hala dincileri dindar sanmakta ve sömürülmekte.
Uzun lafın kısası kitabı tavsiye ederim.