Toplam yorum: 3.285.218
Bu ayki yorum: 6.744

E-Dergi

ael Tarafından Yapılan Yorumlar

01.02.2012

Tadımlık bir bölüm:

Kitabı evirip çevirdikten sonra merakıma yenik düşerek rastgele sayfalar açarak göz atmaya başladım. Gördüğüm yazılardan bir kısmını anımsıyorum:
FaÇe – Faks Çekmek
İmÇı – İmzaya Çıkarmak
ToGelNo – Toplantıya Katılmayacağım
ToGelYe – Toplantıya Katılacağım
BeBe – Bekleyen Beyanname
Ben şaşkınlık içinde ofisçe sözlüğünü karıştırırken Hilmi Bey araya girdi.
“Alışana kadar biraz güçlük çekebilirsiniz fakat bir kez alıştıktan sonra bunun ne kadar faydalı bir buluş olduğunu eminim siz de anlayacaksınız.” Söylediklerini sindirebilmemi beklermişçesine arkasına yaslanıp bir süre bana bakarak gülümsedikten sonra konuşmaya devam etti. “Diyelim ki acil bir işiniz var ve aynı zamanda sizden bir toplantıya katılmanız bekleniyor. Toplantıya katılamayacağınızı bildirmek için ilgili kişiyi arayıp önce şirket sisteminde kimliğiniz yerine kullanılan takma adı söyleyip ardındansa ToGelNo dedikten sonra telefonu kapamanız yeterli olur. Böylelikle manasız hatır sorma sohbetlerinden ve gereksiz uzun cümlelerden tamamen kurtularak yılda yaklaşık 10 güne varan bir tasarruf sağlamak mümkün oluyor. Ofisçe olmasa boşa gidecek olan 10 koca gün... Harika değil mi?”
“Ben.. Şey...” Ne diyeceğimi bilemiyordum. Daha önce hiç buna benzer bir uygulamaya rastlamamıştım ve dil öğrenme konusundaki beceriksizliğim düşünülecek olursa beni zorlu bir sürecin bekliyor olacağını kestirmem güç değildi. Yine de onaylamaktan başka çarem yoktu. “Evet. Evet, gerçekten harika. Ama anlamadığım bir şey var.” Yalan söylüyordum. Anlamadığım çok şey vardı.
“Nedir?”
“Şu takma isimler. Sahiden gerekli mi?”
31.01.2012

İskender Pala'nın eserlerini severek okuyorum. Ancak Od kitabındaki roman örgüsüne yedirilmiş bazı hususları görünce ister istemez şaşırdım.
Bazı konularda romanı oluşturmak için İskender Pala'nın boşlukları doldurması gerektiğini anlıyorum ancak Yunus Emre'nin Mevlana'ya "Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm" dediği için pişman olduğu çok yerde tekrarlanmış. Böyle bir şey nasıl bilinebilir/yazılabilir?
En çok şaşırdığım şey ise aramalarda "gül yaprağı hikayesi" olarak bulunabilecek; budist bir tapınağa kabul edilmek isteyen bir yabancının hikayesinin Yunus Emre üzerinden anlatılması oldu. Kitabın sonlarına doğru Geyikli Baba ile karşılaşmasında bu hikaye ile karşılaşınca romanın gözümde ucuzladığını söyleyebilirim.
İskender Pala'nın, kitabın kurmaca olan yerlerini ve kaynaklara dayandırararak yazdığı yerleri üstüne basa basa belirtmesini isterdim. Çünkü bu kitabı okuyan bir çok kişi Yunus Emre'yi bu kitapla tanıyacak ve başka kaynaktan onunla ilgili bilgi edinmeyecektir.
Ayrıca, kitabın bazı yerlerinde roman okuyor gibi değil de İskender Hoca'dan ders dinliyor gibi hissettim.
Yazdığım tüm bu olumsuz eleştirilere rağmen kitabın insanın içinde bir şeyler kıpırdatan bir etkisi olduğunu es geçemem.
27.01.2012

Seneler önce bu kitabı 100 sayfa kadar okuyup Martin Eden'in kaba konuşmalarının çevirisinden hoşlanmayarak bırakmıştım. Tekrar elime geçti ve bir solukta okudum. Ruth'la bakışmalarında gözlerindeki ifade bile hayalimde o kadar net canlandı ki... Daha önce sonuna kadar okumadığıma hayıflanıp durdum.
26.01.2012

Şu ana kadar Kelime Yayınları'ndan aldığım her kitabın içinden kendi ayracı çıktı, çok hoş.
Hikaye güzel ve sürükleyici, anlatım dili güzel, yazar günlük konuşmaları iyi yakalamış, sanki karakterler kendi aralarında konuşuyorlar biz de dinliyoruz gibi; kısacası zorlama bir cümleye rastlamadım.
Okurken beni rahatsız eden tek şey yazıların "iki yana yaslanmış" şekilde basılması oldu. Şöyle ki; bir satırda kelimeler çok sıkışıkken bir alt satırda kelime araları çok çok açılıyor. Bunun da gözü yorduğunu düşünüyorum.
Bu arada, yayınevinin klasik eserleri tekrar tekrar piyasaya sürme kolaylığından kaçıp bir çok güzel eseri Türkçe'ye çevirme ve çocuk edebiyatımıza yeni Türk yazarlar kazandırma çabasını takdirle karşılıyorum.
26.01.2012

Öncelikle, yayın hayatına başlayalı çok uzun bir süre geçmemesine rağmen düzenlediği ve sanırım her yıl düzenlemeyi planladığı yarışma için Kelime Yayınları'nı tebrik ederim. Bu kitap, 2011 yılının birincisi seçilen kitap.
Kitabın içinde başka resim yok, belki de bu yüzden hikayenin tamamı kapak resminde tasvir edilmeye çalışılmış. Bu haliyle birz dağınık olmuş gibi. Kapakta Karabulutlar Krallığı'nın resmi olsaymış ve sayfalara da birkaç resim serpiştirilseymiş sanki daha iyi olurmuş gibi geldi.
Kurgu genel olarak fena değil, yalnız imlada editörlerin gözünden kaçan bir kaç hata var. (örneğin şefkat yerine şevkat yazılmış sf41). Sonraki basımlarda bunların düzeltileceği kanısındayım.
Bir de büyükanne kelimesinin özel isim olmamasına rağmen Büyükanne, Büyükanne'm, 'Büyükanne'me şeklinde yazılmasına takıldım.
Okuyun derim.