Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

ihtiyar_balıkçı Tarafından Yapılan Yorumlar

11.11.2005

İstanbul'da Can Yayınevi kitabevinden bir yığın (60 kadar) öykü kitabı aldım haziranda.
oku oku bitmiyor.
Bir de dönüp yeniden okumalar ve bir diğer öyküyle karşılaştırmalar yok mu ?

Ödeşmeler var bu akşam elimde. Tomris Uyar öyküleri içinde beni en çok etkileyen öykü kitaplarından biri.

Yalnız, zengin, ayakları üzerinde durabilen kadınların; küçük kız çocuklarının; İstanbul'da bahçeli evlerde yaşayan görmüş geçirmiş İstanbul ailelerinin yazarıdır Tomris Uyar.
Bu kitabında biraz daha halka yakın, tabii ki İstanbul halkına. Sanıyorum Anadolu'da çok az bulunmuştur. Bulunmuşsa da Anadolu, onun için ( Reşat Nuri'de de böyledir) tren kompartmanının penceresinden göründüğü kadardır.

"Çiçeklerle" öyküsü İstanbul'da yaşayan her tür insana yer veren bir öykü: Külhanbeyi Nihat, Yunan Barba, İnşaat bahçesinden manolya çalıp satma sevdasındaki çocuk, onu yakalayıp polise teslim sevdalısı bekçi (adı verilmemiş ama büyük olasılıkla Orhan Kemal'in Murtaza'sıdır)
Küçüğü kurtarmak için hapse düşer Nihat. Kendince bir Donkişot'tur.
İyi ki de öyledir. Yaşamı çekilir kılan, onlar gibi soylular değil midir?
Barba,Nihat'ı oğlundan çok sever. Nihat da Barba'yı babası gibi sevmektedir.
Komşular arasında gerçekte bir düşmanlık olmadığını vurgular öykü. Ege'nin iki yanında aynı kaderi paylaşırlar.
Günümüz insanı onlar kadar hoşgörülü olursa sorunlar çözülür.
10.11.2005

Bu on üç öykü içinde insanı derinden yaralayan bir öyküdür "O Tay' dan Gelen Yabancı" öyküsü.
Karşıyaka obalılarla hısımlığımızı anlatır Hasan Abim, kirveliğimizi, kız alıp- kız vermişliğimizi.
Tüm kinlere rağmen biribirimizden vazgeçemediğimizin öyküsüdür, belki de vazgeçemeyeceğimizin. Sevgide, dostlukta bir olabileceğimizi anlatır.
Ancak Habil ile Kabil öyküsü gelir de İğdır'da uzak bir köyde, Ermenistan sınırında yaşayan insanları bulur.
Kıskançlık sarar sarmalar insanı, ilkel yanını öne çıkarır insan.

Bir başka öyküde insanın kaçak olarak yaşamasının yarattığı korkuyu işler Hasan Abim.
İnsan her gün köşe bucak saklanıp yüzlerce kez ölmektense hamama gidip bir güzel yıkanmalı, faytona binmeli ölmeden evvel "Bu dünyada gayrı nem kaldı." demeli.
Faytonun basamağından inerken ölümü karşılamalı gülerek.
Eline sağlık Hasan Abim,
Doğu Anadolu'nun karlı gecelerinde dışarıda tipi boran, içeride bir dengbej gibi ısıttın yüreğimizi.
Senin de yüreğin ısınsın.
10.11.2005

Faruk Duman bu öykü kitabında düşlerden gerçeğe ya da gerçeklerden düşlere geçişlerle insan yaşamının düş mü, gerçek mi olduğu konusunda bireyin düşüncelerinde kuşku yaratıyor.

Gerçekten de "Yaşam bizim yaşadığımız ancak başkasının gördüğü bir düş müdür?"sorusu geliyor akla.

Kitabın bende iz bırakan iki öyküsünden biri "Dere" öyküsüdür. Diğerini de öykü kitabını okuyunca bulacaksınız.
"Dere" öyküsünde ayrı ve parçalanmış yaşamlar; bu yaşamların, yaşadığı evlerin yanından geçen bir derenin şırıltılarında birleşir, birbirine bağlanır. Kişilerin yaşamöykülerini bağlayan şiirsel cümleler derenin şırıltısına karışır, dere ile evler bir bütünlük oluşturur.
Bu acılı ve yalnız yaşamlar aynı anda birbirine görünmez ipliklerle bağlanır.
Nuran ile ilyas'ın, İsmail ile Sevda'nın, Dursun ile Naciye'nin tutkuyla başlayan tek başına olmakla süren öyküleri...
Hele Nuran...
Anadolu insanının acılarının, yanlışlarının, yitirilmişliklerinin destanıdır.
Geçmiş hiç beklenmedik bir anda gelir başımıza dikelir. Pencereye yaklaşınca onu bahçenizde görürüsünüz
İyi okumalar.
06.11.2005

Özcan Karabulut bu öykü toplamında kolu kanadı kırılmış bir gençliğin hüzün dolu yalnızlığını aktarıyor.
İnsanın acılı yanlarını ortaya koyarken ruhumuzda bir sızı yaratıyor; ancak buna rağmen öykülerin, öykü kişilerinin derinliğinde bir uumut ışıltısı var.
Neden dersaniz, Şiirsel bir tad var bu öykülerde ve bilinir ki şiirin olduğu yerde umut tükenmez.

Bir acılı kuşak var. Kimileri 73 kuşağı,kimileri 78 kuşağı diyor. Kısaca 1972-1980 yılları arasında yaşanan gençliğin heyecanını , üniversite yıllarının hızını, devrimci tavrı yitiren ve birer "Yorgun Demokrat"a dönüşen/dönüştürülen kuşağın acılı öyküsü var bu yapıtta.

Üniversite yıllarının haşarı kızları hiç tanımadıkları ve dünya görüşünü benimsemedikleri biriyle evlenmiştir. Devrimci aşklar yılların etkisiyle çözülmüş,yalnızlık başlamıştır.

Şiirsel anlatımla kişilerin iç dünyasına eğilen bu öykülerin kahramanları yıllar öncesini hatırlamak istemez, yorgundur artık. ısaca onlar :
"Bir acılı kuşak"tır.
06.11.2005

Mahmut Şevket Esendal, Cumhuriyet yıllarında Ankara'yı, memur tiplerini, cumhuriyeti ve cumhuriyetin gelecek için çok önem verdiği kadınları anlatır.
Kendisinden önceki dönemin İstanbul, yalılar,köşkler, haremlik-selamlık gibi iç mekanları ; Çamlıca, Boğaz, Hisar gibi dış mekanları romanlarına konu edinmesi karşısında alt kültürün nefes aldığı Anadolu bozkırının korkularını, arzularını anlatır.
Dokuz ayrı odada, dokuz ayrı yaşamı, dokuz ayrı dünyayı olduğu gibi kabul eder, nesnel bir şekilde okura aktarır.
Bir bankacı, bir eski konsolos, köylü, bir kumarbaz kadın, kömür tüccarı tiplerine hoşgörü ve sevgiyle yaklaşır. Bir odada kalan, kötü yola düşmüş kadınları bile yargılamaz.
Yoksul bir ülkenin,yoksul bir kentinin yoksul insanları. Hem de yeni kurulan bir ülkenin yeni kurulan bir başkentinin yeni,saf, geleceğe inançla bakan insanlarıdır onlar.

Çölde kalmışlar, bir gölge aramaktadır."