Toplam yorum: 3.285.218
Bu ayki yorum: 6.744

E-Dergi

ihtiyar_balıkçı Tarafından Yapılan Yorumlar

06.10.2005

Bu kitapta yer alan " Mazi Kalbimde Yaradır" bölümünde öyküleme tekniğini ünlü varoluşçu yazar ve dil felsefecisi Soren
Kierkegard'ın "Diyalektik Lirizm"adlı eserinde gördüm.
Benzer bir teknik de yıllar önce okuduğum "Sançez'in Çocukları" adlı yapıtta vardı.
Burada yazar bir tek olayı, bu olayı yaşayanların gözünden tekrar tekrar anlatılıyor.
Tabii ki her anlatım bir diğerinden farklı. Yazar bu yolla bir düğün öyküsü içinde kişilerin birbiriyle ve düğünle ilişkilerini,bu ilişkilerdeki çürümüşlüğü aktarmaya çalışıyor.
DüğünI de Leyle Hanım ile yanında çalışan Nevin'in sınıf farkı vurgulanmakta.Nevin, düzene ayak uyduramama sorunu yaşayan kocası Nuri'nin pek çok şeyi erkek olduğu için anlamadığını düşünüyor.

Gündöndü II de düğüne çağrılmadığı için öfkeli kadın kahramanımız, duygularını bir iç konuşmayla aktarır.

Uzaktan Yoldan III Leyla'nın gelinliğine kadınların anıları karışıyor.

Biraz Daha IIII'te Nuri, dünya ile uyumsuzluğunu anlatıyor.
Metindeki uyumsuzluklar özel yaşamında da uyumsuz olduğunu kabul eden yazarımızdan izler mi taşıyor.
06.10.2005

Murathan Mungan'ın farklı damarlardan beslendiğini sanmıyorum.Onun beslendiği tek damar :memleketidir; yani Mardin.
Hangi yapıtına bakarsanız bakın dizelerin arasına bir gülsuyu gibi sızdırmış kentini.
Dinlerin,kültürlerin,orduların buluştuğu Mezopotamya'nın çocuğudur o. Fırat ile Dicle arasındaki kentlerde geçen çocukluğunda bir yanda Kürt dengbejlerinden Hasan Cizravi'nin Kasrı Şirin radyosunda acılı stranlarını dinlemiş, hüznün bize en çok yakışan olduğunu öğrenmiş; Bir yandan da komşu kent Urfa'nın sıra gecelerinde gazelhanların sözleriyle büyülenmiş:
Hüsnün senin ey güzel nadide kamer mi? /Huri misin ey afet-i canan yoksa beşer mi?"

"Köşedeki Kahve" de Güneydoğunun her kentinde Diyarıbekir'de,Mardin'de, Urfa'da sabahlara kadar açık kalan ve evsize,yurtsuza yurtluk eden " Sabahçı kahveleri" nin kokusu var. Urfa Köprübaşı'nda Dörtyol Kahvesi pek çok şaşkın ve yoksul yolcuya gün ağarana dek ev sahipliği yapmıştır.
SONUÇ : Şair, eteğindeki taşları döküyor.Büyük bir olasılıkla herkesi düelloya davet ediyor." Herkes eteğindeki taşı döksün." diyor.
Yasak cinsel ilişki suçlusu kadınların recm edilmesini anlatmakla bize " İlk taşı günahsız olan atsın" der gibi.
Ruhunuzun derinliğindeki çirkin yüzünüzü ne zamana kadar saklayacaksınız?
Bu sese neden cevap vermiyorsunuz?
Yoksa ölü müsünüz?
06.10.2005

Batıda doğmuş,Batıda büyümüş, Batıda yaşayan bir sanatçımız Elif Şafak.
Batı üniversitelerinde öğretim görevlisi.

"Okumuş Kadın" olmanın getirdiği zorunlulukla " Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Kadınsılık/Döngüsellik" adlı bir araştırması var.
Öyküyle( Kem Gözlere Anadolu ) başladığı sanat yaşamına romanla devam etmiş.
"Romanın kısasıdır öykü" ya da "Öykü romana atlama tahtasıdır."düşüncesi bir kez daha okuyucunun karşısında.

Ödüllü yapıtlarıyla Batıda ve ülkemizde son yıllarda ilgi gören yazarın "Araf" adlı romanı sanırım İngilizce yazıldı, sonra Türkçeye tercüme edildi. Şimdi de "Med- Cezir"i yazmış. Dil bilime ve edebiyata ilişkin görüşlerini dile getirdiği bu kitapta kadınlığın türlü hallerine, özellikle "Kadının Adı Yok" ritüeline değinmemesi zor.
Kültürel bölünmüşlük/ göçebe yaşam konularını kişisel yaşamından almış olmalı.
Doğu-Batı kültürleri arasında kalmak yani "arada kalmak" da yabancı Türklerin çoğunun duyumsadığı bir durum.
Elif Şafak okuruysanız onu ve romanlarını daha iyi anlayabilmeniz için bu seçkinin okunması gerektiğini belirtirim.
06.10.2005

Tahsin Yücel'in bu yapıtında en önemli vurgu, çağımızın hastalığı tüketim çılgınlığıdır.
Tüketim toplumunda birey de tükettiği oranda var olacaktır. Ne kadar çok tüketirsen o kdar çok var olursun.
Peki hangi nesnelerin tüketimi gerekir?
Bu soruya elinizdeki kumanda'nın düğmesine bastığınız an cevap gelir :
Çığlık çığlığa bir kız, bir nesnenin reklamını yapıyordur.
Koltuk takımları,buzdolapları Kumru gibi nice kadının düşlerini süsler.
Kapitalizmin, küresel sermayenin insanlığa en büyük hediyesi nesnenin egemenliğini kabullenmektir.
Artık bizi idare edenler basın-medya ille de televizyondur.
Televizyonsuz Kumru ( ve nice insan) kendini toplumun dışında hisseder. Kimliksiz ve kişiliksizdir.
Kumrular çok çevremizde. Lütfen izleyin, bir masaya gelen arkadaşın elinde taşıdığı pahalı cep telefonunu masaya bırakması bir kimlik eksikliğinin giderim isteği değil mi?
Allah sonumuzu iyi etsin.
04.10.2005

Yusuf Atılgan'ın önemli bir yapıtıdır
"Anayurt Oteli"
Platonik bir aşk ve bu aşka dayalı bir aldatma söz konusu romanda. Romanın erkek kahramanının intiharıyla sonuçlanan platonik aşk. Sanal bir zina.
Bu yapıtta erkek kahaman kendini bir türlü erkek özne olarak tanımlayamaz/kuramaz.
Kimliği belirsiz bir kadının otele gelmesi Zebercet'teki bu eksikliği ortaya çıkarır. Sonuç intihardır.

"İntihar, kan dökücü Tanrıdır." der Alvarez.
Burada Zebercet'in intiharının kadının otele gelişiyle yaşamında meydana gelen değişimden kaynaklandığı düşüncesi yanlıştır.
İntiharın temel nedeni kadının otele gelişiyle kahramanın, yaşamında meydana gelen değişim karşısında değişememiş olmasıdır.
İntiharın nedeni, kıpır kıpır ve sevgi dolu bir dünya karşısında Zebercet'in ruhunda bitmez bir durağanlığın yaşamasıdır.
"Yaşam diğerlerinin emrinde ölüm bizim." Montaigne