Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

ihtiyar_balıkçı Tarafından Yapılan Yorumlar

23.09.2005

Bu roman Peyami Safa'nın olgunluk dönemi yapıtlarından biri. Dersini iyi çalışmış,psikoloji kitplarıyla iyice haşır neşir olmuş. Bu romanda ve "Bir Tereddüdün Romanı"romanında bunu açıkça görürüz; ancak yer yer öğretici yanı ağır bastığından romanı okurken okuduğumuzun bir roman mı yoksa bir psikoloji makalesi mi hatta bir tıp kitabı mı olduğu konusunda şüpheye düşeriz.
Marcel Proust,Andre Gide etkisinin yanı sıra bunalım eğilimi taşır yazar. Kısa cümleleri onu okunur kılmakta.
Türk edebiyatı için bir kazanç.
23.09.2005

Sinekli Bakkal'da Halide Edip, İstanbul'un Aksaray semtini, o semtin yaşamını ve yaşama bakışını ele almış, bu arada dünyanın gerçek olmadığı,bir yansıma olduğu; yani yüce bir varlığın hayali olduğu mistik görüşünü de işlemiş.
Romanı ilginç yapan yön bence herkesin Doğu kültürü ile Batı kültürü arasında aşılmaz dağların var olduğunu iddia ettiği bir ülkede aslında her iki kültürün de sanatta ve mistik bir görüşte birleşebileceğini hatta birleştiğini vurgulması.
Peregrini aklıyla, Rabia kalbiyle yola çıkar her ikisi de sanatta buluşur. Doğu ile Batı birleşir, biribirini tamamlar.
Bilinmeli ki ayrılık gayrılık güdenler sadece ülkemizde yok. Batı da da en az bizdeki kadar fanatik, fundamentalist bireyler var ve bunlar ne yazık ki çoğunlukta. Türkiye AB ilişkilerinde de oldukça etkililer. Fransız Başbakanı, Alman Başbakan Merkel'i izleyin.
Bir de Rabia ile Peregrini'yi düşünün.
Osmanlıyı temsil eden imamın eski evi gibi fanatik düşünceler yıkılsa insandan insana yol bulabiliriz belki. Yoksa insanlık ormanda bir patikada kaybolacak.
23.09.2005

Yakup Kadri sanat yaşamına öykü ile başlar,romanla devam eder.Yaşam deneyimleri arttıkça duyulanı ve düşünüleni aktarmakta öyküyü yetersiz görür.
Ülkemizin tarihini, geleneksel ve dinsel yapısını,yeniden kuruluşunu bir nehir romanda aktarır.
Dizinin ilk ve önemli bir ayağını oluşturur Kiralık Konak.
Üç ayrı kuşak arasında önlenemeyen çatışma ailenin dağılması sonucunu getirir. Batı hayranlığı servetleri yer,bitirir.Ulaşılamayacak arzular ve istekler kadın kahramanı Flaubert'in Madam Bovary'deki Emma'sına ve Tolstoy'un Anna Karenina'sına yakınlaştırır. Ruh durumları aynıdır. Günümüz insanının ruh durumuna benzer. Tüketerek var olmak. Harcayarak kimlik ve kişilik kazanmak.
Elbette sonu hüsrandır.
Günümüz insanına duyurulur.
23.09.2005

Kitaba ilişkin yazıyı okuyan biri için Antigone'in başına gelenleri evvelden başlayarak anlatalım:
Oidipus kendi annesi olduğunu bilmeksizin İakoste ile yatmış, bu ilişkiden Antigone doğmuştur. Oidipus Antigone'nin hem babasıdır hem erkek kardeşidir.
Birleştiği kadının kendi annesi olduğunu öğrenince Oidipus gözlerine mil çeker, kör olur, kendini cezalandırır.
Antione kör babasını ölünceye kadar savunur, onu elinden tutarak dolaştırır. Burada Sophokles'in yarattığı bir trajedi var.
Sophokles'in yapıtında "trajik olan" bir yön de Antigone'nin kardeş savaşıyla karşı karşıya kalması ve ülkesine ihanet etti denen kardeşini gömmek istemesi.
Bu "trajik olan"konusu ile ilgilenirseniz Sevgili hocamız iONNA KUÇURADİ'yi okumanızı salık veririm.
Bir insanlık tragedyası !
Okunsa iyi olur.
22.09.2005

Fethi Naci usta bir eleştirmen. Sait Faik üzerine düşünen,yazan bir edebiyatçı.
Sait Faik'in Maupassant tarzı öyküden Çehov tarzı öyküye geçerken özgür bir öykü yarattığını belirtir. "Olay" öyküsü Türk edebiyatında Sait Faik ile yerini "kesit" öyküsüne bırakır.
Bir de halkın dilini kullanarak anlatımı sade, anlaşılır, tekdüze olmayan bir hale getirir.
"kıpkırmızı kızardı,tükürüşle tükürdü
gülümseyişle güldü, yürüyüşle yürüdü"
gibi değişik anlatım olanakları kullanan öykücümüzün öykünün söyleyişini durgunluktan, uyuşukluktan kurtardığını belirtiyor Fethi Naci.
"Zaman zaman sayıklama zaman zaman çığlığa dönen bir dildir bu." der.
Sait Faik'i her yönüyle tanımak, onun İstanbul ve doğa sevgisini, dil ve söyleyişini daha iyi yakalamak için bu usta eleştirmenin kaleminden okumak gerekiyor.

Bir ek yapmak gerekirse :
Sait Faik'in öykülerinde kullandığı dil de yazarın söyleyişi gibi savruk olduğundan öykücümüz Türkçe öğretmenliği yapmış olmasına rağmen sık sık dil yanlışlarına düşer.
Örnek :
"Mavi gözlerini gözlerime verdi, hafifçe kanlı idiler."
Burada " gözlerini gözlerine vermek" sözü ile anlatılmak istenenin ne olduğu pek anlaşılamıyor. Bir de ikinci cümlenin başına" gözleri" getirilse ve yüklem tekil yapılsa kurallara uyacak.
Ama bakalım Sait Faik'in kurallara uyma gibi bir sorunu var mı?