Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

ihtiyar_balıkçı Tarafından Yapılan Yorumlar

18.09.2005

Kafka için bir değerlendirmemde : " Dostoyevski gibi geleceğin romancısı olarak kabul edilmelidir; çünkü çağından sonrayı yazabilme başarısını göstermiştir." demiştim.
Max Brod bu yargımı doğruluyor. Müthiş diktatörlerin ortaya çıkmasından, atom bombası dehşetinden, köleleşen bireyi bir peygamber gibi önceden sezerek yapıtlarında dile getirmiştir. Oysa biz buna rağmen sapa yolda köleleşmenin ve sevgi yoksunluklarının yolunda sersemce yürüdük." der.
Bu yapıtta Kafka için pekçok araştırmacının " çöküş yazarı" nitelendirmesinin yanlışlığı vurgulanmakta. Her ne kadar Kafka'nın yapıtlarında kabuslar,şeytansı sözler, yargıç
sözlerinin hüküm sürdüğü bir yaşam varsa da bu yönüyle "Anabel Lee " şairi Edgar Alan Poe, "Kütülük Çiçekleri" şairi Charles Baudelaire'e, "Madam Bovary " yazarı G.Flaubert'e yakın dursa da Kafka'da içinde bulunulan çöküş çağından bir kaçma, bir memnuniyetsizlik vardır.
Karamsarlığı ve umutsuzluğu anlatsa da bu duyguların insana yakışan duygular olmadığını bilir.
"Dava" da kahraman Bay K, miskin ve bocalamalar içinde yaşayan biri olmakla birlikte kendini yargılamayı, hatalarını görmeyi ve bunların cezasını çekmeyi kabullenir. Görevliler tarafından öldürülmesi aslında Bay K için bir tür intihar da sayılabilir.
Kafka sevenler bu kitapta Kafka'nın bir egzistansiyalist olarak Sartre ve Heiddeger yakını bilinse de Soren Kierkegard'a fazla uzak olmadığını da anlayacaklardır.
İyi okumalar
12.09.2005

Sevgili Usta Proust !
321. sayfada hala ben anlatıcı yazar/ kahramanın adını öğrenemedim. Bunu öğrenmek için çektiğim sancıyı size anlatamam.
Belki de sizin istediğiniz tam da bu: Okuyucunuz sizi okurken koltuğunda rahatça gerinip oturamasın, yapıtınızı sancılar içinde okusun.
Gilberte'e ilişkin duygularınızı anlattığınız sayfalar, aç karnına atıştırılan lokmalar gibi birbiri ardına gitti. Açlıktan imanı gevremiş birinin bu atıştırmalardan alacağı hazzı aldım; ancak prensesleri,markizleri,kontları, bunların akrabalıklarını, birbirleriyle ilişkilerini anlattığınız sayfalarda sıkılmadım dersem yalan olur.
Ne yaparsınız, roman dediğiniz uzun soluklu bir anlatı :inilir, çıkılır.

Şiirselliğinizherkes gibi beni de ekiledi. Felsefi söylemleriniz de insanda bir vurgun yaratacak kadar çarpıcı :"Asker vurulmadan,hırsız yakalanmadan, insan ölmeden önce sürekli uzatılacak bir mühletin kendisine bağışlanacağına inanır." diyorsunuz. Tam da beni anlatıyorsunuz. Beni tanımıyorsunuz, ben ihtiyar bir balıkçıyım.Yaşama ilişkin bir mühlet bana verilecek mi dersiniz?
Toplumun basamakları gibi yaşların da öyle basamakları vardır ki her basamakta duran kişi yaşamanın en çok kendi hakkı olduğuna inanır.
Ne dersiniz?
Belki haberiniz yoktur: " Yapıtınızın 110. sayfasında yer alan "Hayran olduğumuz sanatçıların kişiliğini tanıyınca onların düşündüğümüz gibi olmadıklarını görünce hüsrana uğrarız. Bu sanatçıların yapıtları gözümüzde önemini yitirir." cümleniz ÖSS/ 2005 sorusu olarak öğrencilerin huzuruna çıktı.
Duygu ve düşüncelerinizi çağrışımlarla vermeniz güzel, özel hayatların ve alışkanlıkların izlerini eşyalara nakşetmeniz güzel.
Ben de eve girdiğimde "dehşete düşmüş ve düşman bir koltuk" görüyorum artık.
Kızmayın ama geçmişi anlatan I.tekil yazar ile Gilberte'in ilk sayfalarda küçük yaşlardaki ilişkilerinin anlatımında kullandıkları bilgece sözler, bana yaşlarıyla pek uyumlu görünmedi.
Neyse anlaşılmazlığınızın diğer romanlarınızı okudukça anlaşılır hale geleceğine inancım tamdır.
11.09.2005

Küçük İskender bu şiir kitabında diğer yapıtlarında olduğu gibi insanın yaşamında ve görüşlerinde etkin olan "sığlık"a meydan okuma var.
Toplumsal baskı ile cinsel tercihleri arasında sıkışan, cinsel tercihi özgürce yaşayabilmek için toplumsal baskıya direnen hatta başkaldıran; Bedreddinin Börklücesi ya da Torlak Kemali gibi mülhidler toplamaya ve sisteme karşı savaşmaya çalışan biri.

Kendini normal sayan ( zanneden), kendinde normlar koyma hakkı gören, karşısındakini anlama veya en azından dinleme gereği hissetmeyen ŞİZOFREN bir toplumda yaşıyoruz.

İNSAN NEREYE GİDEBİLİR Kİ?

Son gökyüzüne gelmiş olmalı.
11.09.2005

Amerikalıların çok sevdiği göçmen yazarlar listesinin başına oturdu aniden Hintlileri anlatan bu kitap.

Yazar Jhumpa Lahiri tabii ki bir Hintli yazar olarak değil seçkin ve saygın bir İngiliz vatandaşı olarak listelere adını yazdırdı.
Çift kültürlü olmanın, arada ya da arafta kalmanın tüm hallerini anlatıyor yazar;ancak emperyalizmin kültür olarak da yakınından geçen kurdu kuşu asimile ettiğine değinmeden.
Ah, Amerika sevgisi ah !
Ah, green kart (mısın nesin) ah !
Ağla insanlık ağla !
10.09.2005

Kraliyet sarayında hizmetçi iki kız kardeşin öyküsüdür anlatılan.Biraz tuhaf iki kız kardeş; çünkü tanrıları görüp onlarla konuşabilmektedirler.
Aslında aşkları/ ruhsal çatışmaları Hektor'un ölümü, Paris-Helen aşkı yanında sönük kalmış ve tarihe yeterince kayıt düşememişlerdir.

Troya önünde çocuklarının yüzünü göremeden ölen Yunanlılar karşısında yurtlarını savunan Troyalılar sevdiklerinin yanında öldüler.
Kahramanca..
Savaş kaçınılmazdı, ölerek kendilerine, yurtlarına,insanlk tarihine onur kazandırdılar.