Toplam yorum: 3.285.288
Bu ayki yorum: 6.814

E-Dergi

ihtiyar_balıkçı Tarafından Yapılan Yorumlar

10.09.2005

Kitabın yazarı bir Afgan. Kabil'de doğmuş.ABD'de yaşıyor.Bir Amerikan vatandaşı olmasaydı bu yapıtı 28 dile çevrilmezdi.
Küresel sermaye renk/ırk farklılıklarını bağrına basıyor;ancak rengini/ırkını bir çaput gibi kenara atıp Amerikalı üstkimliğinde buluşma koşuluyla.

Yaşamın en güzel günleri çocukluk günlerimizdir. Saftır, içtendir,kiri barındırmaz. Nice karşılıksız sevgiler taşır çocuklar. Büyüyünce ruh kirlenmeye, gönül/beden bir şeyler beklemeye başlar.

Büyümese iyi olurdu insan.
09.09.2005

Küçük İskender'in son yayımladığı şiirlerinden "lütfen anne" şiiri ilginç.

Bu şiir hem geleneksel hem modern yaşamlar hakkında yorumu hem de günün cazip bulduğu sapkın tiplere toplumsal reddiyeyi içeriyor.

Geçmişin şiiriyle - geleneksel şiirin nazım birimi beyit, nazım biçimi gazel...- bu günün hallerini buluşturur.

Sapkın tiplere reddiyedir çünkü şiirde kendini adsız bırakmaktadır :

"benim adımı koymayı bir zahmet unut anne"
Bu adsızlıkla çürüyüp gidecektir. Başkalarının yapamadığını yapar ve kişisel arızası ile yüzleşir. Böylece tedirginliğini bize de bulaştırarak bireylerin rahatsızlıklarına bir duvar gibi sağır, duyarsız, kaba reddiyeci toplumu da rahatsız eder.
Sadece bu şiir irdelense sayfalar dolusu yazı çıkar.
Şiirleri okuyun, irdeleyin, aykırılıklara karşı anlayışsızlığınıza ağlayın.
09.09.2005

Sevgili öğrencim bu yapıtında tüm zamanlarda insanı etkileyebimiş bir konuyu işliyor.
İntihar, bu kitapta sıradan bir olay değil yaşayan,elle tutulur bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.
Bir öykü olarak başlayan her bölüm gerçekliğin bir şamarı olarak iniyor okurun suratına. İrkiliyorsunuz, kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz.

Ne demişti öğrencim yıllar önce: "Seni seviyoruz ama bu senin suçluluğunu örtmez. Söylediklerin için değil,söylemediklerin için suçlusun."
İşte bu kitabı okuyan herkes gibi oturup söylediklerimizi/ söylemediklerimizi yani varoluşumuzun dayanılmaz acısını irdeleyelim.
Kitapta intihar öyküleri öylesine art arda geliyor ki okur, bir yerde ipin ucunu kaçırıyor. Tüm adlar siliniyor,öyküler bitiyor, adsız bir ad kalıyor geriye.
Bir de Mayakovski'nin Yesenin'in intiharı üzerine söylediği ancak kendisinin de pek tutmadığı sözü var:

" Bu dünyada zor değil ölmek
asıl iş yaşayabilmek."

İnsan ruhunun derinliğinde yatan yoksulluğu/yoksunluğu hatırlayabilmek için
OKUYUNUZ
08.09.2005

İpek ve Bakır, Tomris Uyar'ın güzel öykülerini bir araya getiren üzüm salkımı.
Öykülerinde yalnız ve aydın kadının varolma/ ayakta kalma savaşını anlatır.
Bu kitabın bence en güzel öyküsü ilk öykü : Çiçek Dirilticileri
Bu öyküde topluma hakim bir düşünce tersyüz edilmiş. Kadının erkeğe en azından psikolojik olarak bağımlı olduğuna inanılan bir ülkede karısını aşamayan bir erkeği anlatır.
( Yoksa toplumda böyle bir eğilim yok da erkekler egolarını tatmin için mi bu yalanı yarattılar ve ona inandılar)
Erkek kahraman en yakınlarını -annesini ve babasını- karısından gizli ziyaret etmektedir.
Belki kadın da durumun farkındadır; ne ki durum değişiminden bir yarar ummadığı için yaşananları bilmiyormuş gibi davranır.( Yoksa kadınlar gizlediğimizi zannettiğimiz olayları hep bildiler de biz mi onların bunu bildiklerini bimedik)
Ah ! İki yüzlü dünya.

Yazarın öykülerinde kuralları yıkan, sınırları aşan hep kadındır. Bu öyküde de düzeni bozan ve öyküyü başlatan bir kadın;yani öykünün kahramanı küçük kız : Hem çiçek diriltici dedenin odasına yasağa rağmen girer hem de eve döndüklerinde babasının anlatamadığı gerçeği annenin yüzüne haykırır:" Babaanneye gittik, dedeyi çok sevdim."der.
Artık kadının ve erkeğin acısı sona ermiştir. Artık kadın, kocasının aile ziyaretine onay verip vermeme ikileminin gidiş gelişlerini bitirir. Artık erkek kızıyla eve döndüğünde yere bakarak: " Sinemaya gitmiştik de." demekten kurtulur.
Kız çocuğu büyüyü bozar, ikiyüzlülüğü bitirir.
Eline sağlık öykünün anası.
" Öldün öykü anısız kaldı."
04.09.2005

" Ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem."

Kitapta "pia" şiirinde geçen bu dizeler divan şiirindeki platonik aşkları anlatır.
Bir tür " imkansız aşk" lardır bu aşklar,
mutluluğa değil hayal kırıklığına hüzne ve yalnızlığa yazgılıdır.

"ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir."
dizeleri aranıp da bulunamayan, bulunup da bilinemeyen aşkları içerir.

Mecnun da çölde yıllarca Leyla'nın aşkıyla kuşlar ve ceylanlarla arkadaşlık ettikten sonra ibn-i Salem'in ölümü üzerine obasına dönmek için çölü geçen Leyla'yı gördüğünde tanımaz.
Bulunup da bilinmeyen bir sevda!

Neden mi?
Cevabı da Fuzuli versin :
" Öyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir
Ben kimem,saki olan kimdir, mey ü sehba nedir"
( Öyle kendimden geçmişim ki bimem dünya nedir, ben kimim, beni kendimden geçiren kimdir, içtiğim aşk şarabı nedir...)

Ne denir ki !
OKUYUNUZ.